O zaman ben de ney çalayım
Dr. Metin Aytekin hocamız ile yaptığımız sohbetin sanata dair ikinci kısmını paylaşıyoruz…
20110608124155

Peki kilometrelerce uzakta yanınızda hiç ney eğitimcisi olmadan ney üflemeye başlamanız için ne diyeceksiniz?
 
İnsan işini sevdiği kadar sosyal çevresini de sevmeli diye düşünüyorum. Hele vatanınızdan binlerce kilometre uzak bir yerde 500-600 Türk ailenin yaşadığı bir ortamda iseniz kültürünüzü buralarda da yaşatma ve tanıtma adına bir şeyler yapılmaz ise yeni gelen jenerasyon ister istemez asimile olacak ve benliklerini bu yaban ellerde unutacaklardır. Etrafımda çok örnekleri var. Bir kelime dahi Türkçe bilmeyen Türklerden tutunda bilmedikleri Türk kültürünü sanki biliyormuşcasına dernekler kurup Amerikalılara yanlış tanıtan insanlarla dolu. Viyana’da çok entegrasyon faaliyetlerine katıldığım için Amerika’da da devam ettirmek istedim. Burada tanıştığım bir kaç arkadaş bağlama çalıyorlardı. Ben de küçüklüğümden beri bağlama ile ilgilenirdim. Beraber bir müzik grubu kurup konser verelim Amerikalılara dedik. Bir kaç buluşmamızdan sonra aralarında en kötü saz çalan ben olacağım ki “Metin sen başka bir şey çalsan çünkü hepimiz bağlama çalıyoruz” diye istekte bulundular. Ben de “peki o zaman ney çalayım? Ney çalayım? Ney çalayım!” dedim ve Ney sazına başlamış oldum.
 
Şunu belirtmek isterim ki “zamanım yok” diyen insanlar genelde kendilerini kandırıyorlar. İnsan isterse her şey için zaman bulabilir. Prensibim bu!. Önce kendimiz sesleri çıkartmaya çalıştık ki bu bir sene sürdü. Ardından Türkiye’deki değerli hocam neyzen Ali Özkan Demir beyefendiden internet aracılığıyla 2 sene ders aldım. O bize o hafta çalışacağımız eseri önceden üfler ve kayıt eder, elektronik posta ile hem notasını hem de kaydı gönderirdi. Biz de bir hafta o esere çalışır ve her pazar günü internet ortamında kendisine üflerdik. O da hatalarımızı ve yapmamız gereken teknikleri bize anlatırdı. Bu şekilde müzik grubumuz ilk bir senenin sonunda Cleveland’da büyük bir konser verdi. Çok beğenildi bu konser ve o zamandan bu yana 12 konsere imza attık. Bu süre zarfında bir internet forum sitesi kurduk. Ünlü neyzenlerin de katıldığı bilgi alışverişi olan Türkiye’nin en aktif ney forum sitesi oldu kısa sürede. Dergiciliği de çok seviyorum. Türkiye’den neyzen Ali Özkan Demir ve Mehmet Emin beylerin yardımıyla bir grup kurduk ve bu ekip ile yine Türkiye’de bir ilk olan NEY DERGİSİNİ çıkarttık. Bu işler böyle gelişirken bir kaç TV programına da misafir olup bu maceramızı anlatma fırsatı dahi oldu. Bu işler Amerika’dan oluyorsa, Türkiye’dekilerin daha neler neler yapabileceğini siz kıyas eyleyin.
Azminiz hayranlık verici ve şevklendirici hayaller açısından... 
 
Bilim ve sanat birlikte olunca başarıya giden yollar daha mı  kolaylaşıyor?
 
Her insanın sanatın bir koluyla uğraşmasının diğer işlerini pozitif yönde etkilediğini düşünüyorum. O sanatta illa kabiliyetli olmak değil, çok çalışmanın önemli olduğu muhakkak. Aslında sanat hayatımızın her alanında. Konuşmak bir sanat, etrafımıza bakıp etrafı değerlendirmek de ayrı bir sanat. Yaptığınız uğraşlar etrafınızdaki olaylara bakış açınızı değiştiriyor ve ne kadar çok fazla uğraş ile meşgul olursanız diğer insanlar ile aynı olaya baktığınızda; siz yaptığınız uğraşlara göre o olayı değişik açılardan değerlendirme fırsatı bulabiliyorsunuz. Bunu bir örnek ile açıklamak gerekirse; bir zaman Avusturya’nın ünlü dağlarına laboratuvarımızdaki ekip ile kar kayağı yapmaya gitmiştik. Dönüşte teknisyenimiz bize devasa bir dağı göstererek kendisi dağcılık yaptığı için bu dağı ne kadar zor çıkabileceğini hayal ettiğini söyledi. Aynı dağa ben de bakıyordum ve o sırada dağdaki hayvanları düşünüp güzel fotoğraf kareleri elde edilebileceğini düşünürkenbir taraftan da dağ üzerindeki ağaçları uzaktan ebru sanatındaki lalelere benzeterek hayal etmiştim. Aynı şeye bakıp farklı şeyler görmek. Zaten Entelektüellik demek bir şeye baktığınızda o şey hakkında ona verdiğiniz anlam zenginliği ile doğru orantılıdır diye düşünüyorum. Yani bir gruba “AT” harfleri yazılı bir kağıt gösterdiğinizde kimisi bunların Türkçe alfabesindeki A ve T harfleridir derken bir diğeri evet öyledir ama AT aynı zamanda bir hayvan ismidir Türkçede der. Entelektüel seviyesi daha yüksek başkası ise evet dediğiniz gibi lakin aynı zamanda Avrupa Topluluğunun da kısa yazılışıdır. Bir başkası buna İngilizce dilindeki “de/da” ekidir diye ekleyebilir. Yani bilgi ve tecrübe dağarcığımız ne kadar genişlerse nesne veya olgulara vereceğimiz anlam çeşitliliği de o kadar artacaktır ki bu da bizim entelektüelitemizin en büyük ölçütüdür. Onun içindir ki kendi asıl mesleğimizin yanında hobilerle uğraşarak bu dağarcığı genişletmeliyiz diye düşünüyorum. Bu sebeple elimden geldiği kadar her şeyden bir şey bir şeyden (mesleğim) her şeyi öğrenmeyi prensip ediniyorum.  
 
Zamanın yetmediğinden sürekli şikayetçi olan günümüz insanına bu kadar güzel işi bir arada yapan bir şahsiyet olarak ne gibi tüyolar verirsiniz?
 
Yukarıda belirtiğim gibi tekrar irdelemekte fayda olabilir. Zamanım yok diyen insan kendisini kandırır. Zamanım yok yerine zamanı kullanmasını bilmiyorum demeli. Buradaki çalıştığım yerde Türk öğrenciler var etrafımda, Türkiye’den yeni gelmişler ve doktora, master yapıyorlar. Şikayetleri hep aynı “zamanımız hiç yok”. Bazen evlerine gittiğimde gördüğüm ise zamanı kullanmayı bilmedikleri. Arkadaşlarla konuşmak, vakit geçirmek güzel ama her şey bir plan ve çerçeve içinde yapılmalı. Bir muhabbete dalındı mı bırakmak bilmiyorsak zamanım yok değil zamanı kullanmayı bilmiyorum denmelidir.
Her şeyden önce planlı olmak bu işin olmazsa olmaz kurallarındandır. Amerika’daki insanların beğendiğim yanlarından birisi uzun zamanlı planlarını en geç bir sene önceden yaparlar. Bir sene sonra hangi gün nereye gideceklerinin planını yapıp yazarlar. Başka sebepler çıkar ve gidemeyebilirler o ayrı bir konu, buradaki asıl mevzuu planlayıp o işe bir seneden önce motive olmaktır. En kısa planları ise, arkadaşlarla buluşma, yemek davetleri..., en geç bir ay önceden yapılır. Durum böyle olunca işler çok daha rahat yürür ve her şeye vakit ayırma fırsatınız olur. Türkiye’den gelenlere bunlara ilave ek olarak HAYIR demesini bilmeleri gerektiğini de vurguluyorum. HAYIR demek sizin vaktinizin çalınmasını önleyecektir. Şunu kavramamız lazım ki bu dünya hayatında en değerli olgu Vakittir, çünkü vakti hayatımız ile öderiz. Boşa geçen her bir vakit hayatımıza mal olur haberimiz olmadan. Bu kadar önemli bir olguyu heba etmemek için yaptığınız planların bozulmaması adına HAYIR demesini bilmemiz gerekiyor. Burada ince bir denge var. Hayır derken meseleleri önem sırasına dizerek karar vermek. Kültürümüzden gelen değer yargılarını da zedelemeden bu işi prensip haline getirip insanların bizi bu şekilde tanımalarını sağlayabilirsek kimsenin kalbi kırılmadan zamanımızın heba olmadığına şahit olmuşumdur.
 
Yukarıda bahsettiğim vakit elbette bizim hayatımızdır ve herkesin belirli bir süresi var bu dünyada, bu da bir gerçektir. Bu süreyi daha verimli kullanmak için ise uykuyla geçireceğimiz zamanı azaltmak daha çok etkili olacaktır. Benim vücudum kaldıramıyor diyenler bir doktora görünmeli çünkü sağlıklı bir insana günde 5 saatlik bir uyku fazlasıyla yettiğini ilim insanlarına itimat etmeyenler bilim insanlarının çalışmalarını okuyup mutmain olabilirler. Hadi biz bunu 6 saat yapalım ama fazlası hayatınızdan gidecek bir saat olacaktır. 8 saat ve fazlası uyuyanlara tedrici olarak bu rakamı geriye almaları gerektiğini düşünüyorum.
 
Ney’  in sizdeki yeri sadece bir enstrüman olması mıdır?
 
Öncelikle Hz. Mevlana hazretlerinin MESNEVİ’sine hayran olduğumu ve buradaki Amerikalı arkadaşlarla yeri geldiğinde İngilizcesinden okuduğumuzu belirtmek isterim. Türkiye’de maalesef çok ilgi gösterilmiyor ve çok bilinmiyor ama Amerika’da son yıllara kadar Mevlana hazretlerin şiirleri ‘’best seller’’ (en çok satan) listesindeydi. Şiirlerini hayranlık ile okuyorlar. Buradaki bir kahvehanede 10-15 kişilik bir grubumuz ile mesnevi okumalarımız olurdu. İçlerinde tek Türk bendim. Hazreti Pir bazı mevzuları daha rahat anlayabilmemiz açısından örnekler ve hikayeler ile anlatmıştır. Mesnevinin ilk 18 beytinde ise İnsan-ı kamil denilen olgun, ermiş, nefsi safiyede, Allah’ın rızasını kazanmış insanı anlatırken bu insanı bir NEY sazına benzetiyor. Büyük ilim adamlarının yazdıkları kitaplardan biliriz ki Allah’a aşık insanlar her şeyden geçer ve sadece o diye haykırırlar. Hallaç hazretlerinin öyle bir noktaya gelip her şeyde Allah’ı görmesini bizim gibi normal insanlardan anlamaları beklenemez. Gazeliler, Rabbaniler, Mevlanalar hep onun için yanar ve ölüm günlerini ona buluşacakları özel gün olarak görürler. İşte Mevlana hazretleri bu haykırışı ney sazının yanık sesine benzetiyor. Ney özünden yani sazlıktan koparılmış, bin bir işlemlerden geçerek Ney sazı haline gelmiş ve üflendiğinde çıkan yanık ses o sazlığa duyulan özlemi dile getiriyor aynı kamil insanlarla konuştuğunuzda sesleri hep ağlamaklı, gözü yaşlı bir özlemi size anlattıkları gibi. Durum böyle olunca Ney sazına bir kutsallık yüklemek çok abes oluyor ama maalesef Türkiye’de tanıştığım neyzenlerden bazıları gerek konuşmaları ve yazılarında ney sazının bu sebeple kutsallığından bahsetmelerini dini bilgilerinin zayıf olduklarına veriyorum. Sünnet-i seniyeyi kırı kırk yararcasına yerine getiren Mevlana hazretlerinin gidin NEY üfleyin diyeceğini hiç düşünmüyorum. Bu yönüyle bazı kesimlerce yanlış anlaşıldığını sanıyorum. İlk beyitte “Dinle Neyden” derken, Ney insan-ı Kamil ise o halde üflediğimiz müzik aleti olan NEYi dinle demiyor, bir insan-ı kamil bul ve ona kulak ver demek istediğini düşünüyorum.
 
Bu yönüyle ney sazı  sadece bir müzik enstrümanı benim için fakat gönüller arası  köprü kurmaya vesile olabilecek bir müzik enstrümanı.  Şöyle ki; müzik sayesinde bulunduğumuz yerde sanat faaliyetleri yaparak çok farklı insanlarla tanışmamıza vesile oldu. Böylelikle o insanların bizleri tanıdıklarında kafalarındaki yanlış resimleri giderebiliyorsak eğer, bu yönüyle ney sazını bir vesile olarak kullanmak çok yerindedir diye düşünüyorum.
 
Sanat faaliyetleri ile ney siz de iletişim olma özelliğide barındırıyor diyebiliriz.. 
 
Bilim ve sanat adına gelecekte ki projeleriniz nelerdir?
 
Bilim benim mesleğim ve onunla geçiniyorum. Sanatla ise kendimi geliştirdiğime inanıyorum. Uğraştığım sanatların ise mesleğime katkılarını çok gördüm. İkisini her zaman belirli noktalarda buluşturmaya çalışıyorum. Ney üflemek, fotoğraf çekmek, ebru yapmak, dergi dizaynı ile uğraşmak yaptığım mesleğe hep pozitif etkiler sağladı. Nasıl oldu derseniz; Şuanda bulunduğum bölüm bültenlerini dizayn ediyorum bu yüzden bir çok kişiyle tanışıyor ve akademik çevremi genişletiyorum. Yine çalıştığım yerdeki kültürel faaliyetlerde Ney sazını kullanarak renk katmaya çalışırken benim gibi hem bilim hem de başka müzik aletleriyle ilgilenen Amerikalılarla tanışma fırsatı buluyorum. Fotoğrafçılık derseniz; buradaki konferanslarımızda bu sanatı kullanmak Cleveland Cinic genelinde çok beğeni topladı. Cleveland Clinic’te daha fazla durmayı düşünmüyorum. Buradaki bilgi birikimimizi ülkemize götürülmesi gerektiğini düşünen idealistlerdenim. Her ne kadar Türkiye’deki bilim alanlarındaki politik durumları farkında olsam da bir şekilde idealist insanların bir yerlere gelip düzeltmeye çalışması olmadan ülkemde hakiki bilim yapılacağını sanmıyorum. Onun içindir ki güzel bir imkan bulur bulmaz Türkiye’ye yerleşmeyi planlıyorum. Bunu yaptığımda sanat faaliyetlerine devam edip bulunduğum üniversitede gruplar kurarak devam ettirmeyi planlıyorum.
 
Bilim adına beyin göçü yapmış , sanat adına ruh göçü  yapmış siz Sayın Dr Metin Aytekin hocamızın dönüp ülkemizde harika işlere imza atacağınız günlerin hızla gelmesini bekliyoruz. Çok yönlü bu değerli sohbet için sonsuz şükranlarımı  sunarım.Sizin anlattıklarınızdan aldığım güçle nedeniyle, ebru ve ney ile birebir ilgilenen bir gönül olarak konser vereceğim günü  iple çekiyorum. Eminim okuyucularımızda çok faydalanacaklar sizin deneyim ve tecrübelerinizden. Rabbim zamanınızı ve sağlığınızı  bereketli kılsın.
 
 
Elif Zeynep Çiftçi 
HaberKültür.Net