Robert Frager'in müthiş hikayesi
Robert Frager'in evrensel 'ev'e dönüş hikâyesi...
20100628142944

Bazılarımız için emir ve yasaklara riayet zincirinde yaşamak, kulluk sorumluluklarımızı yerine getirmek açısından yeterlidir. Bazılarımızda ise nerden geldiğini tam da bilmediğimiz bir ‘daha da yakınlaşma’ isteği bastırılmaz şeklide kendini hissettirir.

 

‘Bağlanma’ hikâyeleri çok ilgi çekicidir aslında. Peygamberine bağlanan ilk müminlerden bu yana yakınlık avcılarının hepsinin ilginç maceralarına sahne olmuştur tarih.

 

Bu ilginç hikayelerden biri, Robert Frager’in dervişlik macerası... Sufi psikolojisinde gelişim denge ve uyumu anlattığı önemli terkibî araştırmasının başında anlatmıştır bu değiştirici ve dönüştürcü yolculuğun hikayesini tatlı tatlı.

 

Gerçekten yaşanmış ve ruha sindirilmiş olan şeylerin tekrar yaşanma ihtimalleri çok kuvvet kazanır. İnsan etkilenmeye ve etkilemeye açık bir varlık. Dolayısıyla yazdıklarımız söylediklerimiz ve yaptıklarımız, ‘ne kadar da etkilendim’ dediğimiz şeylerin merkezinde döner hep.

 

Robert Frager’in içindeki ‘Ragıp Baba’yı keşfetme macerası hakikaten etkili. Yanmadan yakılmaz, derler. İnsanın yaşayarak bilmediği, dolayısıyla kendisinin bile iman etmediği bir şeye başkalarını inandırması çok da mümkün olmaz.

 

Derviş olmanın birden çok yolu vardır. Kimileri rüya yoluyla kimileri bizzat talep ederek kimileri de elinde olmaksızın bir şeyhe sevdalanarak ‘kendini tanıma’nın sarp engebeli ama o nisbette oldurucu yolculuğuna yönelir.

 

Frager, “Ben şeyhime sevdalanarak derviş oldum” diyor!..

 

Yıl 1980

 

Frager, kendi kurduğu Institue of Transpersonal Psychogy adlı, kendini psikoloji ve din arasındaki ara bölgeyi keşfetmeye adamış bir okulun müdürlüğünü yapmaktadır. Dünyanın değişik yerlerinden  bir çok dini ve ruhani gelenek temsilcisi bir seminer için okula davet edilir. Davetliler arasında Şeyh Muzaffer Efendi de vardır. Muzaffer Efendi, sufi zikir ayini yapabilmek için  solistler ve müzisyenlerden oluşan  25 dervişin yer aldığı bir grupla davete icabet eder.

 

Umarım şeyh budur!

 

Davet günü gelir. Frager bürosunda telefonla konuşmaktadır. Kapı sonuna kadar açıktır ve koridoru rahatlıkla görebilmektedir. İri yapılı, beyaz başlık giyen bir adam, çok kısa bir an içeri bakarak kapının önünden geçer…

 

Bundan sonrasını şöyle naklediyor Frager:

 

“Yürüyüşünü bozmadığı için bu bakışın ancak bir mikrosaniye sürmüş olması gerekir. Ancak benim için zaman durmuştu. Yaşamımın bütün bilgilerinin dev bir bilgisayar tarafından emildiğini ve bütünleştirildiğini, bu adamın yalnızca geçmişimi değil, bu telefon konuşmasının sonuçları dahil bütün geleceğimi de bildiğini hissettim. Genellikle kendi kendime konuşmam. Ancak içimden gelen bir ses şunları söyledi:

 

“Umarım bu şeyhtir; eğer değilse, bu adamın hocasıyla karşılaşmaya hazır olduğumu sanmıyorum.”

 

Telefonu kapatır ve davetlilerle ilgilenmeye gider. Kendini tanıtır. Kapısının önünden geçen zatın Şeyh Muzaffer Efendi oluğunu öğrenince rahatlar.  Öğle sonu dervişlerle çay içmeye davet edilir. Şeyh Efendi, birkaç sufi öyküsü anlatır. Çoğu bilindik hikayelerdir ama uzman psikolog sanki ilk defa duyuyormuşcasına etkilenir. On yılı aşkın süredir aktif  ve disiplinli şekilde meditasyon yapmaktadır. Manevi oryantasyona sahip bir psikiyatr ile psikoterapiye başlamıştır. Ama şimdi içindeki batınî enerjilerde aşikar bir kayış hissetmektedir:

 

“Şeyh  Muzaffer Efendi yüce bir gönül, karizma ve irfana sahip bir adamdı. Onun huzuruna girmek, tıpkı bir sultanın ya da imparatorun huzuruna girmek gibiydi. Onun kişisel gücünün, yalnızca yüce sevgisi ve şefkatiyle dengelendiğini hissediyordum. Ayrıca Şeyh Muzaffer Efendi harika bir mizah duygusuna sahip mükemmel bir öykü anlatıcısı idi.”

 

Bu sırada ilginç bir hadise yaşanır. Dindar bir Yahudi çift, kendileri ve evlilikleri için bu hiç tanımadıkları Şeyh Efendi’den dua isterler. Şeyh Efendi onların dinlerini, inançlarını sormadan ve sorgulamadan avuçlarını yukarıya çevirir ve dua etmeye başlar. Sanki sözler semavi bir makama yükseliyor ve oradan yeryüzüne pırıltılar saçıyordu. Orada bulunan herkes çok etkilenir. Frager, hayatında ilk defa böyle ‘hakiki’ bir dua duymaktadır. Duaya talip olan çift de ertesi sene Şeyh Efendi’nin dervişleri arasına katılır.

 

Bıktım yapmadığını tavsiye edenlerden

 

Daha önceki rehberlerinin bir çoğu münzevi keşişlerdir. Bir işi ve bir eşi olmayan insanların vaazlarını dinlemek artık ona çekici gelmemektedir. Şeyh Efendi’nin ise dini kitaplar sattığı bir dükkanı, bir eşi ve yetiştirdiği iki çocuğu vardır. Ayrıca öğretilerindeki hikmet ve uygulanabilirlik onu derinden etkilemiştir. Ama derviş olmayı düşünecek kadar değil!...

 

Bir yıl sonra

 

Ertesi sene Şeyh Muzaffer Efendi ve dervişleri tekrar gelirler. Bu sefer bütün programını onlarla vakit geçirebilecek şekilde boşaltır. Başka bir ilginç hadise yaşanır bu sefer. Genç bir kadın gelir ve şeyhin önünde durarak:

 

“Bir Amerikalı sizin dervişiniz olabilir mi?” diye sorar. Bu teorik değil, kişisel bir sorudur belli ki. Şeyh Efendi tatlı tatlı gülümseyerek:

 

“Evet, bir Amerikalı benim dervişim olabilir” diye cevap verir.

 

“Amerika’da yaşadığı halde sizin dervişiniz olması mümkün mü?”

 

“Evet, burada, Amerika’da yaşamak ve benim dervişim olmak mümkündür.”

 

Kadın hıçkırıklara boğularak Şeyh Efendi’nin önünde diz çöker ve:

 

“Ben sizin dervişiniz olabilir miyim?  der, ağlayarak.             

 

Şeyh Muzaffer Efendi müşfik bir sesle şöyle cevap verir:

 

“Kızım, sen çoktan benim manevi çocuğumsun!”

 

Şarap da mı içmeyeceğim

 

Bu çok garip bir manzaradır. Frager’in zihninde bir anda ‘Demek ki ben de onun manevi oğlu olabilirim” düşüncesi yanıp söner. Gözleri yaşlarla dolar…

 

Aradan günler geçer. Dervişlik düşüncesi aklına geldikçe sürekli ağlamaktadır. Bu durum ona yabancı bir haldir. Sonunda kıdemli bir dervişden kendisinin durumunu şeyhe sorması için ricada bulunur.     

 

Fakat bu bekleme sürecinde ne kadar kıyılmaz alışkanlığı varsa bir bir gelip önüne dizilir:  

 

Müslüman olmak zorunda da kalacak mıydı?          

Diğer dinlere karşı sevgisini terk mi edecekti?

Şarap içmeyi de mi bırakması gerekecekti acaba?...

 

İçinde bir şeyler derviş olmasına şiddetle muhalefet etmektedir. Bunlar, uzman psikologun benliğinin alt parçasıyla ilk tanışma merasiminden karelerdir.

 

Onun yeleği geniş olsun ki…

 

Bu yaman çelişkilerin ertesi akşamında yemek sonrası Şeyh Türkçe bir ilahi söylemeye başlar. Tek kelimesini anlamadığı halde bir ışık selinin içinde yıkandığını hisseder. Yanındaki tercüman seyrettiği manzaranın kendisinin şerefine olduğunu söyler. Masa temizlenir. Şeyh odanın ön kısmına geçer. Frager de dizleri dizlerine dokunacak şekilde Şeyh’in önüne oturtulur. Türkçe ve arapça dualar eşliğinde kendisine bir derviş takkesi, tesbih, bir gümüş madalyon ve bir derviş yeleği verilir.

 

Yelek, Şeyh’e aittir ve doktor için çok büyüktür. Muzaffer Efendi gülerek:

 

“Onun yeleğinin geniş olması lazım, ta ki dervişlerini altında muhafaza edebilsin” der. Bu büyük bir iltifat ve işarettir.

 

Kendisiyle birlikte 11 öğrencisi de Şeyh Efendi’ye aşık olmuştur. İlerleyen zaman içinde anlar ki bir kişinin şeyhine aşık olması, ancak, şeyhinin onun için çoktan sevgi hissetmeye başlamasından sonra mümkün olabilir. Aynı şekilde Allah sevgisi de içimizde büyüyorsa, bu Allah’ın bizi sevdiğinin işaretidir.

 

Sonunda enstitüden 12 iki kişi derviş olur ve bu çekirdek grup, Halveti-Cerrahi yolunun Kaliforniya merkezini kurar.

 

Şimdi o, yüzlerce mürüdi olan Şeyh Ragıp Baba’dır. Işığa koşan kelebekler çağırıldıklarını bilmeden, sonunda aradıklarını bulduklarını sanırken o, defterinde ismi olan ve geçtiği yoldan geçmeyi aşkla dileyecek sevdalılarını beklemektedir.

 

Önce olduğu ve sonra olmaya devam edeceği gibi…

 

 

Elif Bilge Ceylan

HaberKültür.Net