| Süleyman’dan hakkın alır karınca…. |
| Sultanların bile fetva sorduğu makamlar vardır… |
| 20100308062225 |
|
Şeyhülislâm Ebussuud Efendi, Osmanlı İmparatorluğu’nun en görkemli olduğu bir dönemde otuz yıla yakın Şeyhülislâmlık yapmış büyük bir İslam âlimidir. İslam Hukuku’nun tatbikatında büyük hizmetler görmüş, Tefsir, Fıkıh ve diğer ilimlere olan derin vukufiyeti onu haklı olarak Osmanlı âlimlerinin en meşhurları arasında zirveye taşımıştır. Şanlı adı asırlardan beri halk dilinde bir ilim ve adalet timsali şeklinde yaşamıştır. Ebussuud Efendi'nin Türkçe, Farsça ve Arapça 20'den fazla eseri vardır. Arapça yazdığı İrşâdü'l-Akli's-Selîm ala Mezâyâ'I-Kur'ani'l-Azîm isimli Tefsiri ile Fetvaları(*) meşhurdur. Ebussuud Efendi şiir de yazmıştır. Kanuni Sultan Süleyman’ın ölümü üzerine yazdığı Arapça kaside en çok bilinenidir. Uzay bilimci Ali Kuşçunun torunu Ebussuud Efendi, Mustafa İmadi’nin oğluyla Ali Kuşçu’nun kızının evliliğinden dünyaya geldi. Bir görüşe göre İstanbul’da diğer bir görüşe göre ise İstanbul civarındaki Müderris köyünde doğmuştur. Babası Şeyh Muhyiddin Mustafa Efendidir ki özellikle Sultan II. Bayezit Han ona çok hürmet ederdi. İlk bilgilerini babasından öğrenen Ebussuud Efendi, Özellikle Mevlânâ Seyyidi Karamani’den ders aldı. Akşemseddin’in halifelerinden İbrahim Tennuri’nin sohbetlerinde pişip olgunlaştı. Bunların yanı sıra devrinin bütün bilginleri ile temas etmiş ve onlardan ilim tahsil etmiştir. Büyük İslam bilgini Meşhur İbni Kemal, Ebussuud Efendi’deki deha parıltısını gören ilk insandır. Bu yüzden onu genç yaşta, İshakpaşa Medreselerine Müderris yaptı. 17 sene muhtelif Müderrisliklerde bulunduktan sonra 1532 senesinde Bursa ve 1533’de de İstanbul kadılığına tayin edildi. Ardından 1537’de Rumeli kazaskerliğine yükseltildi. Ekim1545 tarihinde de Şeyhülislamlık makamına getirilerek 13. Osmanlı Şeyhülislamı oldu. Kanuni ile Macaristan Seferi’ne katıldı. Budin Fethi sonrasında ilk hutbeyi okudu. 1570’de Kıbrıs adasının fethi için fetvayı veren o idi. Süleymaniye Camii’nin temeline ilk taşı yine o koydu. Kanuni Sultan Süleyman zamanında 22 sene, II. Selim Han zamanında 6 sene olmak üzere toplam 28 yıl şeyhülislamlık makamında bulundu. Hem savaşçı hem şair padişah Dünyanın dört bir yanında at koşturduğumuz ve gittiğimiz her yere medeniyet götürdüğümüz dönemlerdi. Devletin başında Kanuni Sultan Süleyman Han bulunuyordu. Bilindiği üzere Osmanlı Devleti Kanuni devrinde adaletiyle, idaresiyle, iktisadi faaliyetleriyle, ilim, kültür, sanat faaliyetleriyle bütün dünyaya örnek olmuştur. Kanuni harp sanatındaki mahareti yanında, sanatkârlığıyla da tanınır. Aynı zamanda usta bir şairdir. "Muhibbi" mahlasıyla (takma ad) yazdığı şiirlerde sanatının ve fikrinin pırıltılarını görmekteyiz. Bütün hayatı boyunca adımlarını, Allah rızası için atmaya çalışmış olan bu cihangir padişah Tevhid uğruna her fedakârlığı göze almaktan çekinmemiştir. Bir şiirinde şöyle der: "Halk içinde muteber bir nesne yok devlet gibi Süleyman’dan hakkın alır karınca Kanuni, sarayının önündeki bir bahçeye kendisine hediye edilen bir armut ağacını diker. Zaman zaman onun büyüyüp büyümediğini kontrol eder. Her nasılsa karıncalar armut ağacına musallat olmuş, kabuklarını kemirerek ağaca zarar vermekteler. Kudretli Sultan, çok önem verdiği armut fidanının gözünün önünde sararıp solmasına daha fazla razı olmaz ve bir çare aramaya koyulur. Sonunda Şeyhülislam Ebussuud Efendi’den karıncaları bertaraf etmek için yazdığı şu beyitle fetva ister: “Drahta ger ziyan etse karınca Zarar var mıdır anı kırınca” Ebussuud Efendi de bir beyitle Kanuni’ye şu tarihi cevabı verir: “Yarın Hakk’ın divanına varınca Süleyman’dan hakkın alır karınca” Ebussuud ne yapacak? Karınca diplomasisinin üzerinden uzun yıllar geçmişti. Kanuni rahat döşeğinde ölümü hazmedememiş, Hakkın emanetini harp meydanında teslim etmek istemiş ve öyle de olmuştur. Son "Sefer-i Hümayun'da" ordu Zigetvar kalesi önlerindeyken top, tüfek sesleri, kılıç şakırtıları arasında teslim-i ruh etmiştir. Vefatının akabinde de kale fethedilmiştir. Mekân, dostun-düşmanın yüzyıllardan beri hayranlıkla seyretmeye doyamadığı, medeniyetimizin eşsiz sembollerinden Süleymaniye Camii. Muhteşem mabedin ibadete açılışının üzerinden henüz bir ay bile geçmemişken, Süleymaniye Camii’nin banisi Kanuni Sultan Süleyman Han avludaki musalla taşına boylu boyunca uzatılmış ve mübarek gözlerini ebedi âleme çoktan çevirmiştir… Cenaze namazını doğal olarak Şeyhülislam Ebussuud Efendi kıldıracaktır. Tüm hazırlıklar yapılır. Saf bağlanır. İmam yüksek sesle niyet eder: “Er kişi niyetine!” Cihana hükmeden Kanuni Sultan Süleyman Han’ının hükümdarlığı oracıkta son bulmuştur! Namaz ve dualar biter. Haklar, hıçkırıklar arasında helal edilir. Ve cenaze, şimdiki mezarının olduğu yere getirilir. Tam perdeler kapatılmak üzereyken, mezar başına nefes nefese gelen bir saraylı, desturla mezara atlayıp getirdiği kutuyu özenle mezara yerleştirmeye çalışır. Böyle şey şimdiye kadar ne görülmüş ne duyulmuştur. Müslüman mezarına eşya koymak caiz değildir. Ebussuud Efendi hemen müdahale eder: “Geri dur bre adam, ne yapıyorsun?” Saraylı, sımsıkı tuttuğu kutuya bakarak konuşur “ Vasiyeti yerine getiriyorum.” “Ne vasiyeti?” “Padişah vasiyeti... Öldüğünde kabrine koymam şartıyla bu kutuyu bana emanet etmişti. Filanla falan da şahittir.” Gösterdiği şahitler de bunu doğrularlar. Ancak Ebussuud Efendi’yi ikna edemezler. “Olmaz öyle şey, caiz değil!” diye diretir. Kutu’yu adamın elinden almak için uzanır. Adam da vermek istemeyince hafiften bir çekiştirme yaşanır. O arada kutunun kapağı açılır. Bir sürü kâğıt saçılır etrafa. Ebussuud Efendi kâğıtlardan birini alıp okuyunca kıpkırmızı kesilir. Sultan Süleyman Han’ının mezarına bakarak şöyle mırıldanır: “Ah Süleyman! Sen kendini kurtardın bakalım Ebussuud ne yapacak?” Kutu’nun içinde, Sultan Süleyman’ın sağlığında yaptığı icraatlara Ebussuud Efendi’nin verdiği uygunluk fetvaları vardı. Padişah, bütün yaptıklarını “Fetva”ya bağlamış, böylece kendini bir bakıma garantiye almıştı ama fetvayı veren Şeyhülislam Ebussud Efendi ne yapacaktı? Bu yüzden kahırlanıyordu. Evet, bir yanda ağacına zarar veren karıncaları öldürmek için bile fetva isteyen ölmüş, ince ruhlu cihan padişahı. Diğer yanda karıncaların bile öldürülmesine fetva vermeyen adaletli, dirayetli ve şefkatli bir Şeyhülislam... Onlar yine de kendilerinden emin değillerdi. Zira hesap vermek gerçekten de çok çetin bir iş olmalıydı! Çünkü onlar; “Kim zerre miktarı hayır yapmışsa onu görür. Kim de zerre miktarı şer işlemişse onu görür.” (**) emri fermanını kendilerine düstur edinmişlerdi. Osmanlı Adliyesi’nin İngiliz adliye ıslahatına örnek olması, Molla Şemseddin-i Fenari, Molla Hüsrev, Molla Gürani, Zembilli Ali Efendi, İbn Kemal ve Nihayet Ebussuud Efendiler gibi yüksek İslami ilimleri ve hiçbir beşeri kuvvet karşısında sarsılmaz karakterleriyle medeniyet tarihimize şeref veren nurani simalar sayesindedir. Mekke ve Medine de gıyabi cenaze namazı Ebussuud Efendi güler yüzlü, tatlı sözlüydü. Çok düşünür, az konuşurdu. Son derece sade giyinirdi. Cömertti, elindekini paylaşmayı severdi. Konuşurken sözlerini yerli yerinde şakalarla süsler, bu yüzden çocuklar ona bayılırdı. O da çocukları pek sever, onlarla yakından ilgilenirdi. Sıradan insanları bile ciddiye alır, basit sualleri bile geçiştirmez, muhatabı anlayıncaya kadar da izah ederdi. Hayrat olarak İstanbul’da bir hamam, Üsküp’te de bir camisi bulunmaktadır. İstanbul’umuzun meşhur caddelerinden birine “Ebussuud” adı verilmiştir. 23 Ağustos 1574’te vefat etti. Vefatında Mekke ve Medine şehirlerinde gıyabi cenaze namazı kılınmıştır. Ebussuud Efendi bir sahabe aşığıdır ve Eyüp Sultan civarına defnedilmeyi vasiyet eder. Nitekim kabri Eyüp sultan meydanında, Sokullu Türbesi’nin yanı başında, bizzat kendisi tarafından ihdas edilen Dar-ül Hadis’in bahçesi, ismi ile müsemma Ebussuud haziresindedir. Bu hazire de Ebussuud Efendinin yakınlarından birçok kimse de bulunmaktadır. Eyüp sultan’ı (r.a.) ziyarete gelenler, onun nurlu mezarının önünden geçerler. Hazire değil sanki “Hazine” Bilindiği üzere Eyüp Sultan mezarlıkları tüm Osmanlı coğrafyasındaki mezarlıkların prototipi niteliğindedir. Ebussuud haziresi de gerek mezar taşlarının sanat değerlerinin oldukça yüksek oluşu ve gerekse farklı formları bünyesinde barındırması nedeni ile Eyüp Sultandaki diğer bütün mezarlıkların prototipi niteliğindedir. Bu mezar taşlarının arasında M.1898’de ölen Miralay Giritli Hasan Bey’in İstanbul’da birkaç örneği bulunan son derece ilginç denizci mezar taşı da vardır. Miralay Giritli Hasan Bey, Girit isyanı sırasında Yunanlıların Arkadi isimli meşhur kaçakçı gemisini bütün mühimmat ve levazımatı ile birlikte 22 Ağustos 1867 sabahı zapt ederek İstanbul’a getirmiştir. Kaynaklar: A. Arslan – Z. Demirel, Osmanlı tarihinden İlginç Hikâye ve anekdotlar, Akçağ, 2007, s.93, İst. İ. H. Danişmend, İzahlı Osmanlı Tarihi Kronolojisi, II, 433 Prof. Dr. H. Yavuz, Osmanlı Şeyhülislamları, Eyüp Sultan Sempozyumları, 2000 c.IV., s.415 İst. R. Akkuş, Eyüp Sultan ve Mukaddes Emanetler, 1973, s.176–178 İst. Y. Bahadıroğlu, Biz Osmanlıyız, Nesil Yayınları, 2006, İst. (*) Bkz. M. Ertuğrul Düzdağ, Şeyhülislam Ebussuud Efendi Fetvaları Işığında 16 Asır Türk Hayatı, Enderun Kitabevi, 2. Baskı İstanbul, 1983 (**) ez-Zilzal, 7-8 NİDAYİ SEVİM / HABERKULTUR.NET
|