İrfan Öncüsü Ahmed İslamoğlu TYB İstanbul’da Anıldı
TYB İstanbul Şubesi ile EMİN Grup'un birlikte düzenlediği İrfan Öncüleri program serisinde, “Anadolu’da Bir Gönül Efendisi” söyleşisiyle Ahmed İslamoğlu yâd edildi.
30-10-2018

 

TYB İstanbul Şube Başkanı Mahmut Bıyıklı'nın açış konuşmasıyla başlayan programda Milli Eğitim Bakanlığı Din Öğretimi Genel Müdürü Nazif Yılmaz, Ahmed İslamoğlu'nun hatıralarını aktarırken, oğlu MehmedBahaüddin İslamoğlu babasının hayatı ve hizmetleri hakkında bir konuşma yaptı.

 

 

HAKİKİ BİR MÜNEVVER

 

TYB İstanbul Şube Başkanı Mahmut Bıyıklı, Ahmet İslamoğlu’nun şahsında yüksek bir kemâli temsil eden son güzide şahsiyetlerden olduğunu dile getirerek bütün irfan öncüleri gibi hayatını yeryüzünde iyiliğin, güzelliğin yayılmasına adadığını belirtti. Geleneğin bütün asaletini geleceğe taşımak konusunda hassasiyet göstererek bu toprakların özüneaykırı din yorumlarının karşısında olduğunun altını çizen Bıyıklı,Ahmed İslamoğlu’nun en yakını dahi olsa dışarıdan beslenme proje hocalara karşı duran, ilmiyle âmil hakiki bir münevver olduğunu kaydederek sözlerini şöyle sürdürdü:

“Ekran hocalarının ciddi mevzuları sulandırdığı Ehl-i Sünnet düşmanlarının kavram oyunlarıyla kendilerine has Peygamber’siz,Sünnet’siz bir Müslümanlık icat etmeye çalıştığı zor dönemlerde,Ahmedİslamoglu gibi hocalarımız yolumuzu aydınlatarak gençlerimizi çıkmaz sokaklarda kaybolmaktan korumak için ömürlerini hakikate vakfettiler. En olumsuz dönemlerde bile ümitsizliğe düşmeyip modern çağın bunalımlarında kıvranan nesillere ümit oldular, fener oldular. Ümit onların en büyük azığı oldu. Kur’anî bir tevekkül anlayışıyla en karanlık zamanlarda bile doğacak güneşlerin müjdesini verdiler. İtikat provokatörleri gazetelerden ekranlara kadar her cadde başını tutup provokasyona devam ederken, bu mübarek insanlar temiz zihinleri bu karanlık ruhlu korsanların elinden kurtarıp kurtuluş yolu olan Ehl-i Sünnet limanına çektiler.

Kavgaları büyük, imtihanları çetin oldu. Yoksulluk çektiler, yokluk gördüler ama Müslüman Türk milletinin evlatlarının yok olmasına müsaade etmediler. Onlar bu topraklarda ümit aşıcısı, gönül imarcısı, dava dertlisi tam inanmış mücahit olarak yaşadılar. Rabbimiz onlardan ebediyen razı olsun.”

 

 

HEM İLİM HEM GÖNÜL İNSANI

 

Milli Eğitim Bakanlığı Din Öğretimi Genel Müdürü Nazif Yılmaz, Ahmed İslamoğlu’nun yeri dolmayan bir şahsiyet olduğunu vurgulayarak hayatı hakkında bilgilerin yanı sıra hatıralarına da yer verdi.

“Doğduğu yıllar din eğitimi açısından âdeta mahrumiyet yıllarıydı. Ezanlar Türkçe okunuyor, Kur’an eğitimi verilen müessese bulunmuyordu. Kayseri Develi’de doğup büyüdü. Soyu sahabe arasında bulunan (Hz. Abbas r.a.) köklü ve asil bir aileye dayanıyordu. Battal Gazi hikâyeleri ve Hz. Ali Cenkleri’ni okuyarak büyüdü. Babası Ali Efendi’nin yanında terzi olarak yetişti. Bir taraftan da Mehmet Bilici Hoca’dan ilim tahsil etti. Mekke ve medresesi evi olmuştu. Onu ziyaret edenler bilir, önünde hep mütalaa ettiği bir eser bulunurdu. Okula gitmeden mükemmel yetişmiş biri olduğuna şahidim. Bulunduğu bölgede ilmî bir otorite sayılıyordu. Uzun kış gecelerinde, Ramazan’da yatsıdan sahura kadar camide vaazını dinleniyordu. Hem insanları ilmen aydınlatıyor, aynı zamanda gönüllere dokunuyordu.”

 

 

ANADOLU’NUN RASULULLAH’A OLAN SEVGİSİ BAŞKA

 

Oğlu MehmedBahaüddin İslamoğlu, babasının okumayı sevdiği beyitlerden ve sıkça söylediği cümlelerden yer verdiği konuşmasında, irfan yüklü cümlelerinden örnekler verdi, tanıklık ettiği hatıraları aktardı. Ahmed İslamoğlu’nun Kur’an’a sonsuz bir hürmetle yaklaştığını, büyüklerine karşı çok hassas olduğunu anlatan Bahaüddin İslamoğlu, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Anadolu’nun muhabbeti, Rasullulah’a olan sevgisi bir başka. ‘Ahmed Hoca’ diyerek babamdan selam gönderirlerdi Rasullullah’a. Onu Peygamberimiz’eo kadar yakın görürlerdi. Sahabe efendilerimizin izinden giderdi. Ömrü surelerle, dualarla, tesbihle, zikirle ve Rabb’iyle beraber geçmişti. Eve hediye olarak yemek için ne getirilse, mutlaka misafirlere sunardı. Misafir geldiği zaman hazırda ne varsa hemen onu ikram ederdi. Gömlek cebinde sigara taşıyan birini gördüğünde, ‘Çok mu kıymetli de onu kalbinizin üstünde taşıyorsunuz?’ diyerek uyarıda bulunur, vazgeçirmeye çalışırdı.”