Böbürlenmek için yazmıyorum
Yazdıklarıma hâlâ arı duru has Türkiye eşlik ediyor…
20111017003544

Zamanında dilden dile dolaşırdı, bilmem aslı var mı, yoksa modernist bir öğreticilik adına uydurulmuş bir anekdot mu desek şu anlatılanlara: Birkaç İtalyan vatanperver Il Duce Benito Mussolini’ye hapisteki Antonio Gramsci’nin düştüğü hale dair bir şikâyet ulaştırır. Biz bugün soracağız elbet, neden yaparlar bunu, kapitalizmin düşmanı olarak Sovyetizmi göstermek suçuyla hapse tıkılmış birinin derdini Faşizmi icat etmiş şahsa neden aktarırlar? Çünkü hapistekinin de, iktidardakinin de kısa denilebilecek bir müddet önce İtalyan Sosyalist Partisi’nde birlikte çalıştıkları bilinmektedir. Henüz İtalya’da sırf o günler hatırına her ikisi arasında bir anlayış ortamına erişilebileceği inancı canlıdır. Haber getirenler “Gramsci’ye” derler, “hapishanede hiçbir çalışma imkânı verilmiyor. O kadar ki, kâğıda kaleme ulaşması bile engellenmektedir. Gramsci’nin kağıttan, kalemden mahrum bırakılması karşısında bir şey yapmayacak mısınız?” Bu sözlere Mussolini’nin cevabı şöyledir: “Ne demek kâğıdına kalemine karışılmayıp yazması mümkün kılınsın! Ben onun kafasının çalışmasına bile mâni olmak istiyorum!”

Düşünceye ve düşünce peşinde olana yapılan baskı dikkate değer. Eğer bir ülkede fikriyat tehlikeli görülüyor ve cezalandırılıyorsa o ülkede canlanma ümidi kuvvetli demektir. Yani o ülkede fikriyatı benimseyip ona göre davranacak insan sayısı ciddiye alınacak değerdedir. Günümüz Türkiyesi böyle bir değerden mahrumdur. Oysa Türkiye’nin şimdiki sefil medyatik halinde görüşlerine müracaat ediliyormuş gibi yapılan birçok “yıldız” var. Görüşlerine müracaat ediliyormuş gibi yapılan diyorum, zira sözünü ettiğim yıldızların ne özgün görüşleri var, ne de Türkiye’yi haritadan silmek isteyenlerin herhangi bir görüşe, bir kanaate müracaat etmeğe ihtiyaçları var. Tam tersine Türk düşmanları, iktidarı haklı çıkarmak üzere kalıplanmış görüşler telkin etmekle, fesadı hızlandıracak kanaatler uyandırma faaliyetiyle meşguldürler. İşlerini kolaylaştıran yıldızları Dünya Sisteminin rabbleri üretir. Bunları “Hakkelyakiyn” biliyorum. Çünkü benim yıllarım, dünün muterizleri (muteriz numarası yapanları), şimdinin muktedirleri (iktidara sahipmiş havası atanları) arasında, günümüz Türkiyesinin her alanını işgalleri altında tutan bu muktedir makulesi arasında geçti. Aklımda kalmayacak kadar çok sayıda sosyalistlik ve Müslümanlık iddiası güden insan tanıdım.

O zamanlar bu insanların tamamına yakın çoğunluğu benim yanımda bulunduğunu elâleme gösterebilmek için bir şeyler feda etmeğe hazır haldeydi. Ben onların hiçbirini küçük görmedim hepsine iyi gözle baktım. Yine de bakışım biraz tepeden idi. Zira bir kalem sahibi olarak ben hep arı-duru hasın hası Türkiye görünümü arz ediyordum. Benim görünüşümde hiçbir değişme yok. Bugün bana ve yazdıklarıma yine, hâlâ arı duru has Türkiye eşlik ediyor. Düşmanlarım böyle bir Türkiye bırakmadıklarını iddia eder haldedir. Dostum olma veya kalma havasına girenler de arı duru has Türkiye fikrinin gerçeklerle uyum içinde olmadığını düşünüyor. Keşke öyle bir Türkiye olsa diyor onlar da. Hâsılı kelâm, benim kafamın çalışmasına mâni olmakla rahata kavuşacak ahali sayısı çok kabarık bir kitle teşkil ediyor. AKP hükümetlerinin icraatıyla Türkiye’nin dünyadaki yeri oraya getirildi ki, bir şekilde benim kafamın çalıştığı kabul edilirse onların kafasının çalışmadığı fark edilecek. İnsan hakları teranesi, insan hakları nakaratı hepsine göbek attırıyor. Hepsi eşyanın rengârenk olduğuna dikkat çekmek istiyor. Eşyanın ya mutlaka beyaz, ya da mutlaka siyah olmadığı fikrinde hepsi müttefiktir. Hepsi yepyeni ve gri tonlarıyla süslü bir anayasa istiyor. Bir anayasa istemenin, yeni bir anayasa (1876, 1908, 1921, 1924, 1961, 1982) istemenin arı duru has Türkiye’ye husumetle at başı gittiğine akıl erdiren belki çok kişi var; bunu bir ben dile getirip, alenen söylüyorum. 

Benim bu kadar kendimden bahsedişim böbürlenmek için mi? Tabiî ki evet, başka ne için olacak? Kısa sayılamayacak ömrüm bütün işlerin yalan dolan vasıtasıyla yürütülmesini esas saymış kimseler arasında geçtiyse ve ben muktedirlere bir türlü, muktedirlerin darbe indirdiklerine öbür türlü görünme düşüklüğüne uğramaksızın kendi yolunu yürüyebilmiş kişi vasfına nail olmuşsam böbürlenmekten geri durmamı zavalılık addetmekte herkes haklıdır. Hayat mücadelemle böbürlenmiyor, şimdiye kadar tersini ele alıp yüzünü, yüzüyle uğraşıp tersini izah edebildiğim vetireyi Türkiye’nin kârlı çıkacağı tarzda tefsire tâbi tutamıyorsam, sahtekârlardan ulûfe bekler hale düştüğümün resmidir. Şimdiye kadar sahtekârlık büyüdükçe mevkiin yükseldiğini gördüm. Gabn-i fahiş erbâbını gördüm ki, herbiri yüksektekini övüp yerini sağlamlaştırdı. Bu ortama uymayan ben, ister istemez böbürlenmiş oluyorum.

İsmet Özel, 15 Ekim 2011

http://www.istiklalmarsidernegi.org.tr/Yazi.aspx?YID=557&KID=1