Japon edebiyatı dorukta!
Ayvazoğlu'ndan 'kutsal metin' Çayname üzerinden ‘Takdir Tarihi’ nasıl okunur dersleri…
20110324134508

Bazı yazılar vardır; çok seversiniz, bağrınıza basarsınız ve paylaşırsınız. Bazıları da vardır ki daha önce kelimelerini ciğerinize çektiğiniz bir kalemden çıkmıştır ama o kadar da ısınamazsınız; hatta içiniz acır, bazı harflerin ardaşıklığı arasında kalbiniz sıkışır.
 
Aşağıya alacağım Beşir Ayvazoğlu üstadımızın Zaman’daki yazısı da bu ikinci gruba giren yazılardan biri bugün için. Niye mi içimi acıttı; onu yazıyı hep beraber okuduktan sonra söyleyeyim:
 
Çayname'yi yeniden okurken
 
“Japonya'ya ve Japon kültürüne duyduğum ilginin kaynağında çocuk denecek yaşta okuduğum Çayname vardır.
 
Elime nasıl geçtiğini hatırlamadığım bu kitap, 1940'larda Suut Kemal Yetkin yönetiminde hazırlanıp Remzi Kitabevi'nce yayımlanan Kültür Serisi'nin sekizinci kitabıydı. Yazarı Japon estetikçisi Okakura Kakuzo, mütercimi ise Ali Süha Delilbaşı...
 
Çayname'yi yıllar önce okuması için bir dostuma vermiş, geri alamamıştım. Birkaç yıl önce bir sahafta gözüme ilişince ne kadar sevindiğimi tahmin edemezsiniz. Yıllardır görmediğiniz kadim bir dostunuzla karşılaşmışsınız gibi... Tabii hemen satın alıp ilk fırsatta yeniden okumak üzere bir kenara koymuştum. Japonya'nın şu günlerde yaşadığı felaketler dizisini televizyon ekranlarında acı duyarak seyrederken kütüphanemde Japon kültürüyle ilgili ne varsa çıkarıp masamın üzerine yığdım. Çok sevdiğim Japon resmiyle ilgili kitaplar, Ruth Benedict'in Krizantem ve Kılıç'ı, Bozkurt Güvenç'in Japon Kültürü ve tabii Çayname...
 
Zen Budizm, Taoizm, Çayîlik mezhebi, çay odaları, çay töreni, Japon sanatı ve hayat felsefesinden söz edilen Çayname'yi ilk okuduğumda anladığımdan emin değilim. Ama bu kitaptan zihnime hiç silinmeyecek sahneler yerleşmişti. Mesela "Sanatın Mânası" başlıklı beşinci bölümündeki "İnsafa Gelen Harp" hikâyesinde, kimsenin güzel bir ses çıkarmayı başaramadığı harpın tellerine harpçılar padişahı Peiwoh dokunuverince tabiatın kendi türkülerini söylemeye başlayışı... Unutamadığım sahnelerden biri de, Çayîlik mezhebinin kurucusu Bilge Rikiu'nun bir sonbahar mevsiminde bahçeden geçen yolu tek yaprak kalmamacasına süpüren oğlunu azarladıktan sonra bir ağacı silkeleyip altın ve erguvan renginde sonbahar yapraklarını yola serpişidir. Çünkü Bilge Rikiu, bahçesinde sadece temizlik değil, güzellik ve tabiilik de aramaktadır. Japon estetiğinin özü: Güzellik ve sadelik...
 
Bilge Rikiu'nun bu hikâyeciğini okurken "Eteklerinde güneş rengi bir yığın yaprak" mısraını hatırlamıştım. Tabii o zaman Çayname'yi Ahmet Hâşim'in de okuduğunu, çok sevdiğini, hatta birkaç parçasını tercüme ettiğini henüz bilmiyordum. Şehzadebaşı'ndaki Acem çayhanelerine devam ede ede çay tiryakisi olan ve güzel çaylar demleyip dostlarına bir tören havasında ikram etmeyi adeta bir ince sanat haline getiren Haşim, Kakuzo'nun kitabını Fransızca tercümesinden okumuş, bu kitaptan tercüme ettiği "Çiçekler" ve "Çay Odası" bölümlerini 1926 yılında, Akşam gazetesindeki köşesinde neşretmiş. Bunu, bütün yazıları İnci Enginün ve Zeynep Kerman hanımefendiler tarafından bir araya getirilince öğrendik.
 
En az şiiri kadar güçlü bir nesre ve benzersiz bir üslûba sahip olan Ahmet Haşim, keşke üşenmeyip Çayname'nin tamamını çevirseymiş. Türkçe, eminim, bir tercüme şaheseri kazanmış olurdu.
 
Evet, Çayname'yi yeniden okudum ve hayal kırıklığına uğramadım. Üstelik ilk okuyuşumda farkına varmadığım inceliklere nüfuz ettim ve yeni şeyler öğrendim. Mesela genellikle sadece İslâm'a has olduğu zannedilen, aslında bütün semavî dinlere var olan tasvir yasağının Zen Budizm'de de bulunduğunu... Bakınız, ne diyor Kakuzo: "Zen mezhebinin saliklerinin varmak istedikleri şey eşyanın hakiki mahiyetiyle doğrudan doğruya birleşmek olduğu için dış teferruatı gerçeğin açık surette idrakine engel olarak görüyorlardı. Zen'i, siyah ve beyaz taslakları klasik Budist mektebinin itina ile yapılmış yağlıboya resimlerine tercih etmeğe sevkeden şey Mücerred'e duyulan aşktı. Bouddha'yı resimlerde ve sembollerde aramayıp kendilerinde bulmağa çalıştıkları için bazı Zen salikleri dinî tasvirlerin düşmanı oldular."
 
Çayname'nin aynı zamanda incelikli bir Batı ve oryantalizm eleştirisi olduğu söylenebilir. Kakuzo, kitabının "İnsanlık Piyalesi" başlıklı birinci bölümünde Batılıların Japonya'yı "barışın güzel sanatlarını yaptığı müddetçe" barbar bir ülke olarak gördüklerini, ancak Mançuri savaş meydanlarında insanları öldürmeye başladıktan sonra bu memleketin de medeni olduğuna inanmaya başladıklarını söylüyor. Bu cümleleri okurken kime ait olduğunu unuttuğum bir karikatürü hatırladım: Siyahî bir Afrikalı, kendisine "Sizin tankınız, topunuz, tüfeğiniz var mı?" diye soran Avrupalıya şu cevabı veriyordu: "Hayır beyim, biz vahşi insanlarız!"
 
Medeniyet götürdükleri Japonya, bu medeniyetin araçlarıyla kendilerine saldırınca tepesine iki tanecik atom bombası atıp yüz binlerce Japon'u katleden Batı, bu ülkenin birbiri ardınca gelen felaketlerle boğuştuğu şu günlerde de, petrolüne konmak istediği Libya'nın üzerine bombalar ve Tomahawk füzeleri yağdırmakla meşgul.
 
Ezra Pound, bu insan öldürmeye "odaklanmış" medeniyet için "Dişleri dökülmüş cadı" diyordu. Rahmetli Mehmed Âkif de "tek dişi kalmış canavar" demişti; bu yüzden az mı eleştirildi? Okakura Kakuzo'nun şu ince yakınmasına kulak veriniz lütfen: "Ah! Eğer medenîlik iddiamızın makbul olması için askerlik şerefine dayanmamız lâzım gelmeseydi biz seve seve barbar kalırdık; sanatımıza ve ülkülerimize hakları olan saygının gösterileceği zamanı candan, yürekten beklerdik!"
Japonya'nın en kısa sürede yaralarını sarmasını, Libya'nın da başındaki tirandan ve tepesine üşüşen leş kargalarından bir an önce kurtulmasını diliyorum.”
 
Cümle eşya Hâlıkındır kul eliyle işlenir

Şimdi ‘Kazan öldü’ diyince kötü kişi olan Hoca Nasreddin kelamı gibi mi muamele görür, bilmem; ama içimi acıtan bakış açısına işaret edeceğim dualar eşliğinde:
 
Mesele, şahıslarla kadrolarla ilgili değil; mesele ‘İlahi nizam’ın düsturunu, yürürlük tarzını doğru okumak ve onun safından bakmak ve düşünmekle ilgili.
 
“Hak kulundan intikamın yine kuluyla alır
Bilmeyen ilm-i ledünni anı kul etti sanır
 
Cümle eşya Hâlıkındır abd eliyle işlenir
Emr-i Bari olmayınca sanma bir çöp deprenir.
 
Çayname'ye yetişemedim, küçükken; benim ilahi anayasamın çocuk aklıma ilk kazınan ilkelerinin veciz ifadeleri bu beyitler oldu.
 
Mülkün Mâliki, kimin eliyle kimi def’ edeceğini memlûkten iyi bilir elbette.
 
Kula düşen, bu zaruri def’ etme sürecinde ‘hakk’ın neresinde durduğuna karar vermesidir.
 
Elbette ki ‘Japonya yaralarını sarsın’ ama tekebbür urlarından oyulan yaralar, ancak tevbe eliyle sarılır. Kudretin sahibini unutmadan bütün insanlığı sarmalayacak halis bir merhem üretmesi gerekiyor japon teknolojisinin. Yoksa 15 seneye kadar japonya diye bir ülke haritadan silinecek olursa kimse şaşmasın!
 
Zulmün diğer koluna gelince… ABD’nin Rabbi’nin durumdan ‘Habîr’ olduğundan kimsenin şüphesi olmasın.
 
Allah, mühlet verir; ihmal etmez!
 
 
 
Yavuz Gencer