Untitled Document
Anasayfa | Yazarlar | Foto Galeri | Video Galeri | Künye | Reklam | Sitene Ekle | İletişim
REKLAM İLETİŞİM KÜNYE
BİZİ TAKİP EDİN
Özel Röportaj ÖYKÜCÜLER RÜYALARI HAKİKATİ İFADE ETMENİN BİR YOLU OLARAK KULLANIYOR
 

ÖYKÜCÜLER RÜYALARI HAKİKATİ İFADE ETMENİN BİR YOLU OLARAK KULLANIYOR
Selçuk Küpcüköykücü Mustafa Oral ile son kitabı Aşk İçre Rüyalar üzerine konuştu.
Ekleme Tarihi : 22-09-2014 - 22:01

 

MUSTAFA ORAL:

“Günümüzde birçok öykücü rüyaları hakikati ifade etmenin bir yolu olarak tercih etmektedir”

 

 

Selçuk Küpcüköykücü Mustafa Oral ile son kitabı Aşk İçre Rüyalar üzerine konuştu.

 

Kelimeve ardından Aryaevi isimli dergilerin çıkışına öncülük eden, Yedi İklim, Hece, Dergah gibi dergilerde şiir, öykü, deneme ve makaleler yayınlayan Mustafa Oral’ın üçüncü öykü kitabı Aşk İçre Öyküler kısa zamanda okuyucuda karşılık bularak 2.baskısını yaptı.

Mustafa Oral, kitabında aşkın içinin boşaltıldığı ve rüyaların polemik konusu edildiği bir çağda okurunu gerçek aşka ve sahih rüyalara davet ediyor. Hz. Mustafa (s.a.v.) ile Hz. Zeynep (r.a.) gibi birbirini seven Zübeyir ile Zeynep Barla’nın dualarla, rüyalarla örülü tertemiz aşkını anlatıyor.

 

Metinlerinde çok güçlü bir şiirsel anlatım söz konusu. Yer yer geleneksel anlatım türlerine açılıyor, metinlerarasılık deneniyor vs. Kelime ve Aryaevi dergileri döneminden biliyorum; şiirlerin de vardı. Şiir belleğini son yıllarda hikaye türüne boşaltıyorsun gibi geliyor bana. Şiir Mustafa Oral için nerededir. Öykü nerede…

Şiir çok özel bir alan. Hayli emek istiyor. Yıllara dayanaklı uzun soluklu şiirler yazmak için güçlü bir arka plana sahip olmak gerekiyor. Şiir kuma kaldırmıyor. Kendinden başka bir şeyle meşgul olunmasını hazmedemiyor. Bırakıp gidiyor. Benimse bir yanım şair, bir yanım öykücü. Ne şiirden, ne de öyküden vazgeçebiliyorum.

Aslında ilk tercihim şiir kitabıydı. Günümüzde şiir satmıyor. Yayınevleri şiire sıcak bakmıyor. Basılan kitaplar da çoğu kere elde kalıyor. Buna karşın hikaye okuyucuya daha çabuk ulaşabiliyor. Ben de bunu yedeğe alarak şiirden bozma bir dil ile hikayeler yazıyorum. Böylece şiir özlemimi de gidermeye çalışıyorum.

Bununla beraber bir an önce şiirleri kitaplaştırmak istiyorum. Bir süredir Şeyh Edebali Hazretlerinin makamında yaşıyorum. Ondan öğrendiğim en güzel şey sabır. Mevsimsiz çiçek açmaz, diyor. Her şeyin bir kaderi var.Zamanı gelinceipek bismillah der, kozayı deler geçer. Demek ki şiir kitabının henüz zamanı gelmedi, diyorum.

Hakikat’ül kübra olan aşk hikayeleri

Aşk İçre Rüyalar’da genel olarak ne anlatılıyorsun?

Bediüzzaman’ın Ayet’ül Kübra Risalesi kainattan Halık’ını soran bir seyyahın, yolcunun seyir defteridir. Arzdan arşa, seradan süreyaya, zerreden güneşe, semekten meleklere kadar  bir çok varlıktan, arkaik zamanlardan ve farklı alemlerden kainatı aşkla yaratan Rabbini soruyor.

Kitabımızda hakikat’ül kübra olan aşkı başta Risale-i Nur olmak üzere kültür ve medeniyetimizi inşa eden kalem, kelam ve kemal ehli zatlardan devşirdiğimiz sözlerle düşlerde, rüyalarda, dualarda arıyoruz. Kainata, varlığa dualarla ve rüyalarla varıyoruz. Bir şakirdin kalbinden hakiki aşkı anlatmaya çalışıyoruz.

Öykülerin odağında Bediüzzaman ve onun saff-ı evvel talebeleri var.  Ayrıca ayetler, hadisler ile Peygamberlerin, Edebali, Dursun Fakıh gibi evliyaların hayatları, Necip Fazıl, Sezai Karakoç, Cahit Zarifoğlu gibi yüzyılımızın bilgelerinin sözleri erimiş madenler hükmünde bulunuyor. Onlardan esinler taşıyor.

Günümüzde aşklar kirlendi; rüyalar bozuldu

“Sana Aşktan Soruyorlar” ve “Aşktan Öte Bir Yol” kitabından sonra yine “Aşk İçre Rüyalar” isimli bir aşk kitabıyla karşımızdasın. Aşk üç kitabına başlık olacak kadar gerçekten değerli mi?

Kainat da, insan da aşktan yaratılmış. Aşk ile insan kendini biliyor. Sevdiği varlık/lar üzerinden kendini tanımlıyor. Kendinin ne olduğunu ve ne olabileceğini kavrayabiliyor. Bunun için de aşık olduğu nesnelere karşı kendini konumlandırıyor. Sevgilinin yanında her daim abdestli, namazda  ve oruçlu olmak gerek. Aşık bir taraftan abdest ile dış alemini, oruç ile de iç alemini  kirlerden arındırırken namaz ile de kalbini arındırıyor. Miraca yükseliyor. Evet, aşk miraçtır.

Oruçlu iken Rabbini zikredecek yeni hücreler, bunun akabinde yeni latifeler yaratılır. Aşk orucunda da benzer şekilde hücreler ve latifeler yaratılıyor.  Aşık an be an yenileniyor.

Aşka aşıksak her derde değiyor. Her derde deva oluyor. Karşı cinse aşıksak Bediüzzaman’ın de dediği gibi sevilen alaka-i kalbe (kalbin alakasına) değmiyor. O halde İbrahimvari “batıp gidenleri sevmem" deyip maşuka sırt çevirmeli.  Fakat aşkın kendisine yüz vermeye devam etmeli.

Günümüz insanı aşkı yitirdi. Sevdiğini ham hayallerle andı; abdesti kaçtı. Gözü sevdiğinden başkasına, harama kaydı, namazı bozuldu. Sevdiğinin eline, yüzüne, saçına, -af edersiniz- dudaklarına  dokunarak orucunu bozdu. Aşk değil, aşıklar bozuldu. Ama avam arasında genel bir hüküm var. Müride bakarlar, şeyhe takarlar. Şimdiler de aşıka bakıyorlar, aşka takıyorlar.

Hakiki rüyalar miladdır.

Daha evvel hikaye kitapların çıktığı ve yeni kitabının ana zemini olduğu için soruyorum; sence rüya ve hikaye etme arasında nasıl bir ilişki var?

Aşk rüyadır çok zaman, düşündüğün şeye bak, diyordu klasikleşmiş bir şarkıda.

İnsanda aşk gibi binlerce duygu var. Ama günümüzde aşkın birçok çeşidine tenezzül edilmiyor.  Aşk gibi insanı hakikate ulaştıran rüyalar da kirletildi. Halbuki bir şey sizin rüyanız değilse o hakikatiniz değildir. Olsa olsa hayalinizdir. Hayal ise hakikatin binde biri etmez.

Rüya hayatın orta yeridir. Rüyalarda insan kitabın ortasından konuşur.  O ses oraya göklerden düşmüştür. Onun için sahih rüyalar bir miraçtır. Misal alemine açılan pencerelerdir. Gaybdan haber verir.

Peygamberlik hakikati vahiy ile ifade eden en üst perdedir. Efendimizin (s.a.v.) vefatıyla bu silsilesi sona ermiştir. Kulu hakikate ulaştıran sahih ve salih rüyalar devam etmektedir. Kul rüya ve onun bir üst perdesi yakazalarla şehadet aleminden misal alemine, oradan da ruhlar alemine yükselebilmektedir.  Başta Efendimiz (s.a.v.), Yusuf ve İbrahim Peygamberler olmak üzere birçok Peygamber rüya içre Risalet vazifelerini ifa etmişlerdir. Peygamber kıssaları rüyalarla bezenmiştir.

Tasavvufta da rüya insanı hakikate ulaştıran önemli bir metottur. Birçok şair ve yazar bilhassa Efendimize (s.a.v.) duydukları sevgiyi ilk önce rüyalarında yazmışlardır. Bazılarını rüyalarda O’na (s.a.v.) okumuşlardır. Bediüzzaman da rüya aleminde başta Efendimiz (s.a.v.) olmak üzere bir çok hal ehlinin terbiyesinden geçerek eserlerini ortaya koymuştur.

Günümüzde birçok öykücü rüyaları hakikati ifade etmenin bir yolu olarak tercih etmektedir. Eserlerinde sık sık rüyalara yer vermektedir.

Gerçektende rüya ve hikayenin arkaik bir dili var. Birbirlerini besliyor. İkisinde de soyut bir söylem söz konusu. Rüyada da, hikayede de zaman çok hızlı akıyor.  Zaman ve mekan perdesini rüya ile kaldıran yazar bunu en kısa ve etkili bir şekilde ancak hikaye üslubu içinde aktarabilir. 

Biz de kitabımızda bu minvalde aşkı ve rüyayı hikaye tadında anlatmaya çalıştık. Hakikate merdiven olan rüyalardan bahsettik. Görmediğim şeyi yazmam, diyen Üstadımızdan aldığımız ders ile “görmediğim rüyayı yazmam; rüyamda görmeyeceğim bir hikayeyi anlatmam”, diyerek rüyalarımızı hikaye formatı içinde anlattık.

Aşk ve Ağaç… Bunlara çok rastlanıyor kitabında. Bu ikisi arasındaki metaforik kesişim için neler söylersin?

İnsan şu aleme dikilen bir nar ağacı. Tohumu ezelden, ruhlar aleminden. Meyvesi edebe uzanıyor. Gövdesi dünya. Bir nar tohumu toprağa düşmeden önce bir iken toprağın bağrında yeşerip dal budak salıyor. Binlerce narı meyve veriyor. Bir iken bin oluyor. O binden daha sonra milyonlarca ağaç oluyor.

İnsan bir nar ağacı. Tohumu aşk. Tohum kalbe düşence insan bir iken bin, bin iken milyon oluyor. O tohum şarkılar, şiirler, öyküler şeklinde binlerce meyveler veriyor.

Ağaç bende bereketli bir aşkı ifade ediyor. Her tohum bismillah der kayayı deler, geçer. Kocaman bir nar ağacı olur. Öykülerimde aşk bismillah diyor, taş kalbimin altındaki tohum gibi öykü olarak meyve veriyor.

Hikayelerde “ben” öznesi, birinci tekil şahıs ağır basıyor. Ama bazen hiç beklemediğimiz bir yerde çok farklı karakterler hikayeye giriyor. Niçin böyle bir üslubu tercih ediyorsun?

İnsan çok katmanlı bir varlık. Ruhlar, şehadet ve menam alemi gibi binlerce alemden sesler ve renkler taşıyor. Bu günde yaşasa da mazi ve müstakbeli var. Bir yüzü ezele, bir yüzü ebede bakıyor.

Öykülerdeki karakterler farklı dönemlerde farklı alemlerden ve zamanlardan hayatıma giren kişiler. Bunların bir kısmı Hz. Mustafa (s.a.v.), Hz. Hatice (r.a.), Şeyh Edebali, Dursun Fakıh, Bediüzzaman, Zübeyir Gündüzalp, Mustafa Sungur gibi manevi hayatımı inşa ve ihya eden ezeli isimler. Bir kısmı aynı rahlede kitaplar okuduğum hayatımın bir döneminde yollarımın kesiştiği ebedi insanlar. Kalan kısmı da babam, annem, anneannem gibi yakın akrabalarım ve dostlarım. Hepsine ya bir hayat veya hikaye borcum vardı. Bu vesileyle kısmen de olsa borcumu ödemiş oldum.

Ravza’dan Barla’ya aşk rüyaları…

Biraz da mekanlardan bahsedelim. Mekanlar günümüz edebiyatında pek rastlamadığımız şekilde hikayelerde yer bulmuş…

İnsan zamanın ve mekanın çocuğu. Annesi mekan, babası zaman. Rüyalar ise zamanlar ve mekanlar üstü. 20 saniyelik bir rüyada onlarca mekanda ve zamanda gezilebilir. Yüzlerce insanla görüşülebilir.

Hikayeci önce karakterini/kahramanını belirler. Sonra onu doğuran mekan ve zaman üzerine öyküsünü kurar.

Öykülerimiz rüya tadında ve hızında. Ana karakteri ve mekanı Barla. Barla kah bir mekan, kah bir karakter olarak karşımıza çıkıyor.

Rüya asrı saadetin eşiği Ravza’da başlıyor. Kırklareli’deki Hızır Bey ve İstanbul’daki Eyüp Sultan Camilerinde dinleniyor. Osmanlının beşiği Şeyh Edebali ve Dursun Fakıh Türbelerine uğruyor. Sonunda bu yüzyılda bizlere ikinci bir asr-ı saadet yaşatan Nur kahramanlarının menzili Barla’ya varıyor.

Uzun süre İstanbul’da yaşadıktan sonra Bilecik’e yerleştin.  İstanbul’dan sonra taşrada yaşamak bir yazar için zor olsa gerek.

Cemil Meriç taşranın aydının cehennemi olduğunu söylemiş. Nereden baktığınıza ve taşranın neresinde yaşadığınıza bağlı bu durum. Taşra bazen bir fetih ve füruç verebilir. Bazen de bunalım ve kaos üretebilir.

Bana göre hayat hicrettir. İnsan farklı alemlerden müteşekkil bir varlıktır. Hayat rüyadır. Rüyada yer, yurt çok da önemli değildir. Zira nasıl olsa en geç 20 saniye sonra uyanılacak.

İnsan şimdilik dünyadadır. Burada ebedi kalacak değildir. O halde bir yere çakılıp kalmak doğru değildir. İstanbul olsa da bu böyledir.

Balıkesir’liyim. 5 yıl önce İstanbul’dan ayrıldım. Bilecik’e yerleştim. Burası benim için büyük bir fetih oldu. Niçin yaşadığımdan, niçin yazdığıma kadar birçok şey hakkında Şeyh Edebali ve Dursun Fakıh türbelerinde geceler boyu tefekkürde bulundum. Büyükler ilim gurbette, hizmet hicrette olur, derler. O zaman anladım yazmak da, yaşamak da hicrettir.

Şeyh Edebali Hazretleri’nin makamı kitabımızın doğum yeridir

Şeyh Edebali dedin de aklıma geldi. Öykülerde Şeyh Edebali ve Dursun Fakıh, Barla ile en çok anılan kişiler. Bunlar ne anlam ifade ediyor hayatında?

Bediüzzaman 1926 yılında Isparta/Barla’ya gelmiş. İhlaslı Barla dağlarında, derelerinde geçirdiği tezekkür, tefekkür ve tenezzüh dolu geceler Risale-i Nur olarak sürgün vermiş. Risaleler milyonlarca insanın insan olma sürecine katkı sağlamış. Bu anlamda Üstadın Barla hayatı benim gıpta ile baktığım bir hayat.

Üstad, Barla’da 70 yıl önce şimdi  yüzaltmış ülkeye uzanan manevi Nur İmparatorluğunun tohumlarını atmıştı. Şeyh Edebali, Dursun Fakıh ve  Osman Gazi de 7 asır önce de Bilecik’te üç kıtada hüküm süren Osmanlının tohumları atmışlardı. 

Buraya gelmeden önce “Rabbim, Bilecik’i benim için Barla eyle”, diye diye dualar etmiştim. Burada kendimi fethetmek, manevi imparatorluğumu kurmak istemiştim.

Bilecik’te Şeyh Edebali Türbesi birçok yönüyle Eyüp Sultan’ı ve Barla’yı hatırlatıyor.

Üstadın Barla Dağlarında geçirdiği gecelere nispetle, ben de gecenin bir yarısında kalkıp Edebali Türbesine gidiyordum. Dualarla, tazarrularla, niyazlarla geceleri ihya ediyordum. Barla ruhunu Edebali’ye taşımaya çalışıyordum. Dualarım kabul oldu. Bilecik benim için Barla oldu.

Bitlis’in Nurs Köyü Bediüzzaman’ın, Barla ise Risale-i Nur’un doğduğu yerdir.  Doğum yerim Balıkesir. Şeyh Edebali Hazretlerinin makamı da Aşk İçre Rüyalar isimli kitabımızın doğum yeridir. Onun için Barla ve Edebali kitapta en çok ismi geçen karakterler/kahramanlar.

Kitabında bolca göndermede bulunduğun Bediüzzaman’ın ve dolayısı ile Risalelerin senin öykücü kişiliğinin gelişimindeki yeri nedir?

Bediüzzaman, Mehmet Akif ve Necip Fazıl ile birlikte yakın dönem düşünce hayatımızın kurucu öznesi. Bediüzzaman usul, uslüp ve esas açısından Kur’an’ı günümüze taşımaya çalışıyor. Kur’an’ın mucizeyi diline işlerlik kazandırmaya çalışıyor. Zengin birikimiyle Kur’an medeniyetini ve kültürünü gelecek nesillere ulaştırmaya çalışıyor.

Anadan doğma değil, sonradan olma bir Nur Tabelesiyim. Geçmişim hayli karanlık. Cahit Zarifoğlu’nun işaret ettiği bir iman ağrısı yaşadım uzun süre. 15 yaşında tanıştığım Bediüzzaman’ın Risale-i Nurları manevi dünyamı ihya ve inşa etti. İman ağrımı dindirdi. Bu anlamda Bediüzzaman’a öncelikle bir “iman” borcum var.

Öte yandan bir öykücü olarak Risaleler benim başucu kaynağım, temel referansım. Risalelerdeki özyaşam öyküsü içeren mektubumsu ve şiirimsi dil beni çok etkiledi. Sözler isimli eserindeki hikayelerdeki kurgu, Lem’alar’daki lirik söyleyişler, Mesnevi Nuriye’deki mensur dil hikayemin oluşmasına büyük katkı sağladı. Risaleleri tanımadan öncede yazıyordum. Ama onlar tam olarak iman etmemişti. Risaleler ile hikayelerim de iman etti. Bu anlamda Bediüzzaman’a bir de iman etmiş “hikaye” borcum var.

Şimdilerde neler yapıyorsun?                              

Aşk İçre Rüyalar okuyucudan yoğun ilgi gördü. 3 ay içinde 2. Baskıyı yaptı. Bunun üzerine kısa süre önce iki hikaye kitabımızı yayıncımıza teslim ettik. Bir şiir kitabı da rahlede yayımlanmayı bekliyor. Bediüzzaman entelektüel hayatını anlatan bir kitabımız da bitmek üzere. Tezgahta bunlar var. Bu minvalde okunması gereken onlarca kitap,  yazılması gereken onlarca şiir ve hikaye rahlede beni bekliyor. Yapacak çok iş var...


Etiketler ÖYKÜCÜLER - RÜYALARI - HAKİKATİ - İFADE - ETMENİN - BİR - YOLU - OLARAK - KULLANIYOR -
FaceBook ta paylaş
22-09-2014 - 22:01
Özel Röportaj
0 Yorum
Haberi Yazdır
DİĞER HABERLER
Ahmet Özhan TYB İstanbul'da Muzaffer Ozak'ı Anlattı
Prof. Dr. Cevat Akşit TYB İstanbul'da Konuştu
Yeni Türkiye’nin Mefkûresi TYB İstanbul’da
Mustafa Ruhi Şirin: Modernite, çocukluğu üretir ve dönüştürür
TYB İstanbul Başkanı Bıyıklı: "İslam Dünyası Zor Günlerden Geçiyor"
SOSYOLOJİK DÜŞÜNCE ATLASI UFKUMUZU BULDURACAK
ÖYKÜCÜLER RÜYALARI HAKİKATİ İFADE ETMENİN BİR YOLU OLARAK KULLANIYOR
ŞEDDELİ ZENCİ ÖLÜM VAR HACİ İLE YÜZ YÜZE
İFTAR ÇADIRINA GEREK YOK!
İSLAM’IN PROTESTANLAŞTIRILMASI FİKRİ HAKİM KILINIYOR!
KEMALİST BİR ÜLKÜCÜLÜK TÜRETİLİYOR
BEN YAZMANIN DUA ETMEYE BENZEDİĞİNİ DÜŞÜNÜYORUM
HAZ ÇAĞINDA ANCAK ORGANİK ÇOCUK YETİŞİR!
GÖNÜL KİMİ SEVER İSE SULTAN ODUR
ZİHİNSEL BİR HİCRETE İHTİYACIMIZ VAR
CENNETE GÖTÜREN MÜZİKLERİ SEVİYORUM
YUVALARDA YANAN CANLAR VAR
SULTAN ABDÜLAZİZ İYİ RESSAMDI
EDEBİYAT MEVSİMİNİ MAHMUT BIYIKLI İLE KONUŞTUK
TÜRKİYE'NİN GÜNDEMİNİ KİM BELİRLİYOR?
BATI HİKAYESİZ BİZ FİLİMSİZ
İŞTE BENİM ŞAİR VE YAZARIM : ESRA ERKEÇ
FOTOĞRAFI KONUŞTURMAK SANATTIR
DERDİNİ AŞKLA MAYALAMAK
 
Untitled Document
ÖZEL RÖPORTAJLAR
 
 
ÖZEL HABERLER
 
Mahmut Bıyıklı ile Kültür Dünyası Akit TV’de Başlıyor
TYB İstanbul Takamul Altanmiah Heyetini Ağırladı
Kemal Tekden TYB İstanbul’daydı
 
HABERKÜLTÜR TV
 
İbn Arabi
Türkiye Yazarlar Birliği'nde Ömer Lütfi METE
Balkan Savaşlarının 100. Yılında Büyük Göç 2
Balkan Savaşlarının 100. Yılında Büyük Göç
 
DERGİ
 
AY VAKTİ'NDE ŞEHRİN FEVERANI VAR!
 
KİTAP
 
OSMAN AYTEKİN’İN YENİ ÖYKÜ KİTABI ‘BULUŞMA’ ÇIKTI!
 
Untitled Document
Hayat Kültür Haber Kültür Şehir Kültür Özel Haber Özel Röportaj Medya Kitap Söyleşi Kültür Dergi Sinema Kültür Sosyal Medya Müzik Kültür Tarih Kültür Tv Kültür Gezi Kültür Radyo Kültür Sufi Kültür Soru Cevap Gazete Kültür
haberkultur.com - Tüm Hakları Saklıdır © 2012
İzinsiz ve Kaynak Gösterilmeden Yayınlanamaz