Untitled Document
Anasayfa | Yazarlar | Foto Galeri | Video Galeri | Künye | Reklam | Sitene Ekle | İletişim
REKLAM İLETİŞİM KÜNYE
BİZİ TAKİP EDİN
Özel Haber SEYYİD KUTUP: AMERİKAN YÜZYILININ TANIĞI
 

SEYYİD KUTUP: AMERİKAN YÜZYILININ TANIĞI
Seyyid Kutup ABD’yi 20’inci yüzyılda küresel cahiliyetin merkezlerinden birisi olarak görür.
Ekleme Tarihi : 07-07-2014 - 00:48

 

 

MUSTAFA ÖZCAN/GENÇDOKU NİSAN 2014

Çağın muzdaripleri denilince insanın aklına birkaç kişi üşüşür.  Bunlardan birisi Malcolm X olmalıdır. Hacla yeniden doğan Malcolm X, Amerikan derin devleti tarafından ortadan kaldırılır. Zira beyaz adam zencilerin enerjisini çalmak ve onu heder etmek istemektedir.  Elijah Muhammed bu projeye uygun bir isimdir. Beyaz adam hakkında nefret dolu söyleme sahip olsa da zararı siyah adamadır. Enerjisini boşa akıtır. O, beyaz adamın tercih ettiği Bahailik tarzı  İslam’ı içten kemiren cereyan üreterek  virüs haline gelir.  Malcolm X, siyahların enerjisini ilk kez doğru alana ve olana yönlendirmek istemekte ve bu hususta alan açmaktadır.  İslam’ın ana akımıyla bütünleşmektedir.  Hac dönüşünde Malcolm X, zencilerin gerçek aidiyetini keşfetmiş ve Elijah Muhammed’in yaptığı gibi beyaz adama küfretmek yerine, körelmiş vicdanlara bir mum yakmanın daha doğru olacağını kestirmiştir. 

BEYAZ ADAMLA ZORBALI SEBEBİYLE SAVAŞTI

Malcolm X’deki enerji potansiyelinin açığa çıkması beyaz adamı ürkütmüştür. Artık onu kör bir noktaya hapsetmek mümkün değildir. Ana caddeyi bulmuştur. Bu yüzden enerjik Malik Şahbaz’ı durdurmak için fiziğini ortadan kaldırdılar.  20’inci yüzyılın gerçek beyaz adamlarından birisi Malcolm X idi.  Diğer adıyla Malik Şahbaz.   Bir dönem Seyyid Kutup’la birlikte bilmeden aynı toprakları paylaştılar. Aynı idealleri soludular. Bu da beyaz adamın tasallutundan kurtulma idealiydi.  Seyyid Kutup  beyaz adamı beyazlığından dolayı değil misyonundan dolayı  paylar ve hasım olarak görür. Seyyid Kutup’tan 19 yaş kadar küçük olan Malcolm X, Seyyid Kutup’un idamından bir yıl kadar önce (21 Şubat 1965) bir suikastla şehit edilmiştir.  Ortak yazgıları şahadettir ortak misyonları ise beyaz adamın zorbalığına karşı direnmektir.  Lakin Malcolm X, yeniden hacda doğarken aslında Seyyid kutup kendisini biraz daha fazla ABD’de keşfetmiştir.

Seyyid Kutup’un remiz ve sembollerinden birisi ağustos ayıdır. 1948 yılı Ağustosunda ABD’ye yollanır. 1950 yılının yine aynı ayında (Ağustos) ülkesi Mısır’a avdet eder.  1966 yılında yine Ağustos ayında  idam sehpasına çekilir.  Gerçekten de her ikisi de hareket adamıdır ve dik durmasını bilen ve hayatını davasına siper eden kahramanlardır.  

ABD’yi yakından tanıyanlar onu iki şeyle sembolize ederler. Bunlardan birisi batmayacak denilen Titanik’tir.   Tabiata meydan okuyan Titanik hiç umulmadık bir biçimde batar.  Cumhuriyet gazetesinden Ergin Yıldızoğlu sık sık Titanik’in akıbeti ile ABD’nin sonunu karşılaştırır.  ABD’nin benzetildiği ikinci sembol ise Kaptan Ahab’dır.  Uzun yıllardan beri Cumhuriyet yazarlığı yapan  Türkkaya Ataöv, Walker Bush’u eleştirirken daima onu Kaptan Ahab’la  eş tutmuş ve ona benzetmiştir.  Bir konuşmasında yine bu benzetmeye başvurarak şöyle konuşur: ”Melville’in Moby Dick’ini bugün de çok beğenirim. Yalnız dili ve genel kavrayışıyla ne yaman bir sunucu ve anlatım ustası olduğunu kanıtladığı için değil, konunun simgesel anlamından ötürü de. Delikanlılığında balina avına sık çıkmış olan Melville denizi çok iyi bilirdi, ama (bir yoruma göre) o romanda batan gemi büyük balıkların güçlükle tutulduğu tekne değil, (simgesel olarak) Amerikan devletinin ta kendisidir; batıran da hiç kimseyi dinlemeyen baştaki “kaptan”; yani, gözü beyaz balinadan başka bir şey göremeyen Kaptan Ahab’tan çok Waşington’da karar-verici durumda olanlardır (http://www. turksolu.com.tr/277/ ataov277.htm )“

TİTANİK ÜZERİNDEN ÇÖKÜŞ YASASI!

10 Mayıs 2013 tarihli Milli Gazetedeki makalemizde ‘Çöküş kanunu’ başlığıyla bu hususta şu değerlendirmeyi yapmıştık :”   ABD gibi ülkelerin eceli olduğu gibi demokrasi gibi değerler de parantezdir. Zaman zaman yüzeye çıkar ve zaman zaman derine inerler, kaybolurlar. Elbette istibdat veya zorbalık kötü bir anlayış ve rejimdir. Lakin demokrasiyi suiistimal etmek de öyledir. Bugün Batılılar diğer toplumları üç şey üzerinden nizama sokmak istemektedirler. Liberalizm ve bazen laiklikle ambalajladıkları demokrasi, kadın meselesi ve azınlıklar. Bunlar böl-yönet ve terbiye etmenin araçları olmuştur. Dolayısıyla suiistimal edilen demokrasinin ruhu çarpıktır. Cumhuriyet gazetesinden Ergin Yıldızoğlu “Bir ‘Titanic’ Olarak Demokrasi” yazısında bilmeden Kur’an-ı Kerim’in temas ettiği bir çöküş yasasını analiz etmiştir. Önce konu ile ilgili onun satırlarını ve ardından da ayetin ifade ettiği umum kanunu dikkatlerinize sunalım. Ergin Yıldızoğlu 8 Mayıs 2013 tarihli yazısında şöyle yazıyor: “Demokrasinin geleceğinin birçok açıdan, 1912 yılında batan ‘Titanic’e benzemeye başladığını düşünüyorum. Zizek’in aktardığına göre Morgan Roberton adlı bir emekli kaptan 1899’da yayımlanan (Nafile Durum) adlı romanında Titanic’in başına gelecek felaketi 13 yıl önce yazmış. Robertson bir kâhin değil, yalnızca özgün bir tarihsel ortamda ilginç bir şey üretmeye çabalayan, Baudelaire’in deyimiyle ‘zamanının damgasını yemiş’ bir yazar. Örneğin Robertson yazarken Titanic’in özelliklerini taşıyan bir geminin yapılabilmesi için gerekli teknolojik zemin oluşmuştu. Teknolojiye abartılı bir güven vardı. Bu teknolojiyi üretenlerde de büyük bir özgüven, iyimserlik… ‘Asla batmaz’ iddialı (asla yıkılmaz imparatorluklar gibi) dev, şaşaalı transatlantikler bu özgüvenin popüler kültürdeki simgeleriydi. Buna karşılık, yeni hegemonya adayı olarak yükselen ABD’den bakınca, İngiliz hegemonyasının, yerini ABD’ye bırakması gerekmekteydi. Bu yüzden ABD’ninki, bu olası yıkılmanın ilk işaretlerini arzulayarak arayan bir gözdü. Robertson, bu ortamda, batmaz gemiyi tasarlar, nasıl batabileceğini düşünürken Titanic’in başına gelenlere benzeyen, çoktan maddi zemini, beklentisi oluşmuş bir ihtimali öyküleştirmişti. Bugün de ‘demokrasi’ açısından benzer bir durum, toplumu her düzeyde denetlemek, yasalarla kısıtlanmadan, adeta keyfi biçimde yönetmek, toplumsal çıkarlara ters, geleceğe ipotek koyan pratikleri engelsizce uygulayabilmek isteyen ‘totaliter’ bir rejim hızla yerleşiyor. Fukuyama’nın ‘Tarihin Sonu’ savı, Amerikan hegemonyasının ifadesi olarak liberal demokrasinin kalıcı zaferini büyük bir özgüvenle muştuluyordu. Komünizmin yıkılması, yeni iletişim, bilişim teknolojileri, internet vb. demokrasinin zaferinin en önemli garantileriydi…”

MAĞRUR OLMA SULTANIM SENDEN BÜYÜK ALLAH VAR

İslam, insana ‘korku ile ümit arasında dengede kalın’ der. İnsan öteki kanadı olan korkuyu aşarak tek kanatlı bir biçimde ümide kapılmışsa şımarmış ve yıkılma anı gelip çatmıştır. Kaderiyle yüzleşecektir. Bu genel bir kuraldır. Yukarıda Ergin Yıldızoğlu’nun satırları ışığında bir de ayete bakalım. Bakalım ne buyuruyor: “Dünya hayatının hâli, ancak gökten indirdiğimiz bir yağmurun hâli gibidir ki, insanların ve hayvanların yedikleri yeryüzü bitkileri onunla yetişip birbirine karışmıştır. Nihayet yeryüzü (o bitkilerle) bütün zinet ve güzelliklerini bezendiği ve sahipleri de onun üzerine (her türlü tasarrufa) kadir olduklarını sandıkları bir sırada, geceleyin veya güpegündüz ansızın ona emrimiz (afetimiz) geliverir de, bunları, sanki dün yerinde hiç yokmuş gibi, kökünden kazınmış (yolunmuş) bir hâle getiririz. İşte düşünen bir toplum için, ayetleri böyle ayrı ayrı açıklıyoruz …” (Yunus: 24) İşte tarihin sonu budur. Bu aynı zamanda bir deveran hali ve yeni bir başlangıçtır.”  

SEYYİD KUTUP’UN 60 YIL ÖNCE GÖRDÜĞÜ ÇÖKÜŞ

Seyyid Kutup hakikate ne Ergin Yıldızoğlu gibi Titanik benzetmesi üzerinden ne de Türkkaya Ataöv gibi Kaptan Ahab benzetmesi üzerinden gider. ‘Kur’an mütefekkiri’ olarak anılan Seyyid Kutup’un bakış açısı Kur’an çerçevelidir. Onun nuruyla bakar ve onun nuruyla görür.   20’inci yüzyılın yalnız insanına veya garibine Kur’an’dan notlar ve manevi azıklar aktaran Seyyid Kutup Fizilal’de En’am Suresinin 44’üncü ayetine temas eder.  ABD’ye bu ayetin dürbünüyle bakar ve şaşmaz akıbeti görür.  Seyyid Kutup ‘Amerika ve sünnetullah’ başlıklı değerlendirmesinde Allah’ın bu topraklara büyük nimetler verdiğini hatırlatır. Seyyid Kutup bu nimetlere şükretmeyen ve bozgunculuk yapan Amerikalıların bir gün bunun hesabını vereceklerini ve sünnetullah ile yüzleşeceklerini ifade etmektedir.  En nihayet azabın başlarına ineceğini ifade eder.  Şöyle der:  “ABD’de bulunduğum vakitte şu ayetin onlar üzerine katiyetle intibak ettiğini gördüm: Derken onlar kendilerine hatırlatılanı (ilahi yasaları) unuttuklarında, (önce) üzerlerine her şeyin kapılarını açtık. Sonra kendilerine verilenle sevinip şımardıkları sırada, onları ansızın yakaladık da bir anda tüm ümitlerini kaybedip yıkıldılar (Enam 44).” Her yerden ve yönden onlara nimetler ve azıklar yağıyordu. Dünyanın hiçbir yerine nasip olmayacak çapta güzelliklere mazhar oluyorlardı.  Fakat bu refah seviyesiyle gururlandıklarını ve mağrur olduklarını gördüm. Başkalarına muameleleri de dun mertebesindeydi. Siyahlara ve renklilere vahşi bir şekilde muamele ediyorlardı…”   Hatırlanmalı ki Seyyid Kutup henüz ABD’de iken bu ülkedeki ırk ayrımcılığı ortadan kalkmamıştır. Martin Luther King gibileri hala zahiri anlamda ayrılığın kaldırılacağı günü intizar ediyorlardı.  Rüya halinde idiler.

KURT KANUNUNA HAYIR!

Seyyid Kutup ABD’yi 20’inci yüzyılda küresel cahiliyetin merkezlerinden birisi olarak görür (Amerika Mineddahil, Salah Abdulfettah Halidi, Daru’l Menare, Cidde, s: 52).  Şeytan ağacının yeni meyvesi ve dallarından birisi olarak tasvir eder.  Gerçekten de bütün istatistiklerin de gösterdiği gibi, kürenin bütün nimetleri onlara yağar ve akar.  O, aslan payını alır. Refah seviyesini korumak için gözünü kırpmadan dünyayı savaşa boğar. Irak işgali, petrol, Amerikan yüzyılı ve İsrail için değil midir? Kurt kanunu uygular. Yüzde 1’e yüzde 99 pay ve yüzde 99’a yüzde 1 pay. Piyasa sistemi böyle işler.  Dünyanın kalanı açlıktan onlar ise tokluktan ölürler.  Refah seviyesini korumak için daima dünyaya saldırmakta ve bozgunculuk yapmaktadır.  Kurucu ataları Kızılderililere saldırdılar ve köklerini kuruttular.  Küresel Amerikan yüzyılında da Yahudilerle birlik olarak şarka saldırdılar.   ABD vahşi bir savaş makinesidir ve Seyyid Kutup Amerikalıların savaş şehvetine kapılmalarından bahseder.   Özellikle de içlerindeki kimi Yahudiler savaş kışkırtıcıları olarak görev yapıyorlar. Bunlar Amerikan medyasında  ‘warmongers’ olarak anılmaktadır.

‘GÖRDÜĞÜM AMERİKA’ SIR OLDU

İkinci Dünya Savaşından sonra dünyanın yeni siyasi merkezi taayyün etmiştir. Bu merkez ABD’den başkası değildir.  Savaş sonrası ABD’nin merkez olması dünyanın geri kalanından bu ülkeye yönelik olarak yeni bir göç dalgasını tetikler. Avrupa’dan ve dünyadan tası tarağını toplayan ABD’ye doğru yola koyulmuştur.  Servet düşkünleri, entelektüeller veya siyasi kariyer peşindekiler ABD’ye akın ederler. Seyyid Kutup’un iki yıllık Amerika macerası da bu göç mevsimine rastlar.  Lakin Seyyid Kutup’u ABD’ye gönderenler aslında ondan kurtulmanın peşindedirler.  Onu gurbet adına ABD’ ye göndermişlerdi. Belki de derinlerinde besledikleri küçük bir umut Seyyid Kutup’un bu ülkeden bu ülkeye ait fikirlerle avdet etmesidir.   Milli eğitim alanında müfredat araştırması yapmak için sözde bir görevle bu yeni kıtaya gönderilmiştir.  Ama bu ülkeden eski kimliğinden daha sağlam bir kimlikle geri dönmüştür.  Seyyid Kutup iki yıllık süre zarfında gözlemlerini yazar ve ‘Amerika: Kema reeytühü: Gördüğüm Amerika’ diye de kayda geçirir ve kitaplaştırır.  Lakin maalesef bu kitap kaybolur ve bir daha izine rastlanmaz. Bununla birlikte birçok kitabının arasına ABD ile ilgili izlenimlerini serpiştirir.  Bu serpintilerden Salah Abdulfettah Halidi ‘Seyyid Kutup’un Gözüyle İçeriden Amerika’  kitabını ortaya çıkarır. Ama yine de gönül, ‘Gördüğüm Amerika’ kitabını birinci elden okumak isterdi.


Etiketler SEYYİD - KUTUP: - AMERİKAN - YÜZYILININ - TANIĞI -
FaceBook ta paylaş
07-07-2014 - 00:48
Özel Haber
0 Yorum
Haberi Yazdır
DİĞER HABERLER
Mahmut Bıyıklı ile Kültür Dünyası Akit TV’de Başlıyor
TYB İstanbul Takamul Altanmiah Heyetini Ağırladı
Kemal Tekden TYB İstanbul’daydı
Kültür ve Sanat Dostu Şehirler Toplantısı Yapıldı
TYB'nin Uzun Yürüyüşü
Selçuk Eraydın Zamanı Aşan Bir Zattı
Yozgat’ta Necip Fazıl Bereketi
Mahmut Bıyıklı, Türkiye Dil ve Edebiyat Derneği’nde Konuştu
Erkan Tan: İstiklalimiz ve istikbalimiz için ''Evet'' diyoruz.
İstanbul'da Kültürün Buluşma Noktası Kızlarağası Medresesi
SEYYİD KUTUP: AMERİKAN YÜZYILININ TANIĞI
İNSAN HAYATINI KOLAYLAŞTIRAN ŞEHİRLERE ÇAĞRI
TÜRKİYE OKUYOR!
İSLÂMIN KÜRESELLİĞİNİ HAYKIRDI!
YERLİ TWİTTER AHSAR HAYIRLI OLSUN
TYB'DE AŞK İSTERSE KONUŞULUYOR
BESTAMİ YAZGAN YILIN YAZARI SEÇİLDİ
ŞİİR HAZA ŞİFADIR!
TYB’DE İRFAN ŞİİRLERİ OKUNUYOR
DURSUN ŞU HAYASIZ HABER FETİŞİZMİ!
BÖYLE SANAL OKULA CAN KURBAN!
SEBİLÜRREŞAD AKİF VE FERGAN konuşuluyor
EDEBİYAT MEVSİMİ’NDE MUHTEŞEM AÇILIŞ
İSTANBUL EDEBİYAT MEVSİMİNE HAZIR
 
Untitled Document
ÖZEL RÖPORTAJLAR
 
 
ÖZEL HABERLER
 
Mahmut Bıyıklı ile Kültür Dünyası Akit TV’de Başlıyor
TYB İstanbul Takamul Altanmiah Heyetini Ağırladı
Kemal Tekden TYB İstanbul’daydı
 
HABERKÜLTÜR TV
 
İbn Arabi
Türkiye Yazarlar Birliği'nde Ömer Lütfi METE
Balkan Savaşlarının 100. Yılında Büyük Göç 2
Balkan Savaşlarının 100. Yılında Büyük Göç
 
DERGİ
 
AY VAKTİ'NDE ŞEHRİN FEVERANI VAR!
 
KİTAP
 
OSMAN AYTEKİN’İN YENİ ÖYKÜ KİTABI ‘BULUŞMA’ ÇIKTI!
 
Untitled Document
Hayat Kültür Haber Kültür Şehir Kültür Özel Haber Özel Röportaj Medya Kitap Söyleşi Kültür Dergi Sinema Kültür Sosyal Medya Müzik Kültür Tarih Kültür Tv Kültür Gezi Kültür Radyo Kültür Sufi Kültür Soru Cevap Gazete Kültür
haberkultur.com - Tüm Hakları Saklıdır © 2012
İzinsiz ve Kaynak Gösterilmeden Yayınlanamaz