Untitled Document
Anasayfa | Yazarlar | Foto Galeri | Video Galeri | Künye | Reklam | Sitene Ekle | İletişim
REKLAM İLETİŞİM KÜNYE
BİZİ TAKİP EDİN
Tarih Kültür MÜCAHİTLERİN GÖZBEBEĞİYDİ!
 

MÜCAHİTLERİN GÖZBEBEĞİYDİ!
M. Sabri Efendi; samimi, mert, sözünün eri ve inancı uğruna her şeyi göze alabilecek mücahit bir insandı.
Ekleme Tarihi : 15-06-2014 - 23:49

 

 

ERCAN YILMAZ

Son devrin din mazlumlarından, muhacirlerinden ve en önemli şahsiyetlerinden Mustafa Sabri Efendi (r.aleyh), 1869’da Tokat’ta doğdu. 10 yaşında hafızlığını tamamladıktan sonra ilim öğrenmek maksadıyla Kayseri’ye gitti. Burada önemli hocalardan ders aldıktan sonra 17 yaşında İstanbul’a geldi. 22 yaşında Osmanlı’da en yüksek ilmi mertebe olan “dersiamlık” mertebesine yükselmesi ilim çevrelerince hayranlıkla karşılandı. Çünkü yaşı bu mertebe için çok erkendi. Çok genç yaşta hoca olmasına babası bile, ”Çok erken hoca olmuş, biraz daha talebe kalıp ilmin tadını çıkarsa daha iyi olurdu.”  demekten kendisini alamamıştır. Fatih, Beyazıt ve Süleymaniye gibi camilerde hocalık yapmıştır. Bilgisi, zekâsı ve basireti ile dikkat çeken M. Sabri Efendi, son padişah Vahidüddin’in şeyhülislamlığına kadar yükselmiş büyük bir zattı. İnandığını söylemekten asla çekinmeyen âlim, fazıl, basiretli bir şahsiyet olan M. Sabri Efendi’nin hayatı, yeni neslin öğrenmesi gereken ayrıntılarla doludur.

Osmanlı’nın en çalkantılı döneminde yaşayan M. Sabri Efendi, önce İttihatçıların yanında yer almış daha sonra gördüğü yanlışlıklar üzerine Hürriyet ve İtilaf tarafına geçerek İttihatçılara muhalefet etmişti. Fakat kısa süre sonra bunların da ötekilerden farkı olmadığını anlayarak bu partiden de ayrılmıştı.

İttihatçılar, M. Sabri Efendi’nin kendilerine sert muhalefetinden dolayı peşini bırakmamışlar, peşine hafiye takmışlardı. Başına gelecekleri bildiği için önceden tedbirini alan hoca, hazırlıklarını tamamlayıp İttihatçıların tazyikinden kurtulmak için bir yolunu bularak Romanya’ya kaçmak zorunda kalmıştı. Burada da kendisine rahat verilmeyerek İttihatçılar tarafından hapse attırılmıştı. Bir müddet hapiste kaldıktan sonra “idamla yargılanmak” üzere İstanbul’a getirilmiş, kendi ifadesiyle tam “ölümü beklerken” Enver Paşa’nın araya girmesiyle cezası hapse çevrilip Gemlik’e sürgün edilmişti.

SON ŞEYHÜLİSLAMIN BASİRETİ

Son Şeyhülislam, son derece zeki ve olayları iyi okuyan bir insandır. Birçok gelişmeyi önceden görme ve sezme kabiliyeti vardır. Dolayısıyla yeni Türk devletinin şifrelerini de çok önceden çözmüştür. Hilafet ve saltanat meselesi dâhil birçok konuda olabilecekleri önceden kestirmiş hatta birçok açıdan Vahidüddin’i uyarmasına rağmen sonuç elde edememiş ve padişahı ikna edememişti. Daha sonraki hususi görüşmelerinde son padişah, yanıldığını ve Mustafa Sabri Efendi’nin haklı çıktığını itiraf etmiştir.

Vahidüddin, ülkeden ayrılırken maiyetinde bulunanlardan biri de M. Sabri Efendi’dir. Birlikte önce İskenderiye’ye, ardından Şerif Hüseyin’in davetlisi olarak Mekke’ye ve Taif’e gittiler. Şerif Hüseyin’in halifelik sevdasını ve padişahla kendisini de bu amacı için kullanmak istediğini anlayan M. Sabri Efendi, durumu padişaha aksettirip hemen oradan ayrılmaları gerektiğini söyleyerek padişahı da uyandırmıştır.

Padişahla Taif’ten ayrılarak Romanya’ya gelmiş oradan da Yunanistan’ın Gümülcine bölgesine gelip yerleşmişti. Romanya’dan sonra padişahla da yolları ayrılmak zorunda kalmıştı. Dini cephesinin yanı sıra siyasi yönü de son derece kuvvetli olan M. Sabri Efendi, burada meşhur “Yarın Gazetesini” çıkartarak yeni Türk devletinin inkılâplarını ve yaptıkları ceberut uygulamaları bir bir tenkit etmiş ve tek başına esaslı bir muhalefet sergilemişti.Gazeteyi kaçak yollardan Türkiye’ye sokmuş ve yazdıklarıyla o dönem kimsenin söylemeye cesaret edemediği noktalara temas ederek yeni devletin yöneticilerini hayli tedirgin etmişti. Olanlardan rahatsızlık duyan Ankara, Yunan hükümetine baskı yaparak tez zamanda M. Sabri Efendi’nin sınır dışı edilmesini istemişti. Yunanistan’da daha fazla kalamayacağını anlayan Son Şeyhülislam, Müslüman ülkelere sığınma talebinde bulunmuş fakat Ankara’dan çekinen devletler, bu sığınma taleplerine olumsuz cevaplar vermişti. En sonunda Mısır Konsolosu’nun kişisel inisiyatifi ile Mısır’a vize alabilmişler ve oğlu İbrahim Efendi ile birlikte buraya iltica etmişlerdi. Aynı zamanda hem kendisi hem de oğlu yeni Türk devletinin çıkarttığı “Yüzellilikler” listesindeydi. Mısır’ın kenar mahallelerinden birinde kiraya çıkmışlar ve o zaman en ucuz şey kuru fasulye olduğu için bir çuval fasulye alıp günlerce onu yemek zorunda kalmışlardı. Bütün çektiği ıstıraplara ve sürgün hayatına rağmen M. Sabri Efendi, halinden hiçbir zaman şikâyetçi olmamış ve hep şükretmiştir. Kısa zaman sonra Kahire’de hem Arapçasıyla, hem kelam ilmine olan vukûfiyeti ile ve İslami ilimlerdeki otoritesiyle adı duyulmaya başlanmış ve evi ziyaretçi akınına uğramıştı. Üst düzey devlet yöneticilerinden tutun, Ezher’in kerli ferli hocalarına kadar herkes, evini uğrak yeri haline getirmişti. Bu durum vefatına kadar hiç hız kesmeden devam etmiştir.

MÜCAHİTLERİN GÖZBEBEĞİ

M. Sabri Efendi, Muhammed Abduh ve Ezher avanesinin ortaya attığı bir takım sapık ve içi boş iddiaları da çürüterek İslam âlemine büyük hizmetler vermişti. Üstelik bunu, 1000 yıllık ilim geleneğine sahip Ezher hocalarına hem de Tokat’ta ve Kayseri’de öğrendiği mükemmel Arapçası’yla Arapça’nın merkezi Kahire’de yapmıştı. Onların ileri sürdüğü iddialara verdiği sağlam cevaplara kimse itiraz edememişti.

M. Sabri Efendi; samimi, mert, sözünün eri ve inancı uğruna her şeyi göze alabilecek mücahit bir insandı. İnandığı doğrular uğruna hayatı sürgünlerde ve sürekli hicrette geçmişti. O kadar ki bir zaman kendisini sadece papazların yaşadığı Batras Adası’na bile sürmüşler ve orada ölmesini istemişlerdi. Davası uğruna her şeyden geçen bu büyük insan, hiçbir şekilde ödün vermeden, yalpalamadan İslam uğruna 86 yılını feda etmekten çekinmeyen bir gönül neferidir. 1954’de Kahire’de vefat ederek buraya defnedildi. Üç önemli isme icazet vererek onları talebeliğine kabul etti. Bu isimler; A. Ulvi Kurucu, A. Yakup Cenkçiler ve Emin Saraç hocaefendilerdi. Allah hepsinin şefaatine bizleri nail eylesin… Sanırım O’nu en iyi anlatan Zahidü’l Kevseri’nin şu çarpıcı cümlesidir: “O, mücahitlerin gözbebeğiydi.”


Etiketler MÜCAHİTLERİN - GÖZBEBEĞİYDİ! -
FaceBook ta paylaş
15-06-2014 - 23:49
Tarih Kültür
0 Yorum
Haberi Yazdır
DİĞER HABERLER
Vefatının Sene-i Devriyesinde Sultan II. Abdülhamid'i Anlamak
MÜCAHİTLERİN GÖZBEBEĞİYDİ!
ÇANAKKALE’Yİ HAKEDİYOR MUYUZ?
BALKAN FACİASININ 100. YILI
PROF. DR. İSMAİL KARA: AKİF GÖNÜLLÜ SÜRGÜNDÜR
ŞEHİTLER ÖLMEZ!
PEKİN’DE HAMİDİYYE ÜNİVERSİTESİ
Osmanlı’da yılbaşı bir başka kutlanırdı!
Cülus Yolunda Bir Valide Sultan!
Patrikler de idam edilir
Tarih konuşuyor
Osmanlı'da demografik nüfus yapısı
Osmanlı'da ilk deprem
Şehit Enver Paşa hain miydi?
Hilafete ne oldu?
Koruma Kanunu kimi koruyordu?
Tarihin dili olsa…
Yeşil Ordu'nun derdi neydi?
Türkiye azınlıkların cenneti
Evveline selam olsun sultanım
Osmanlı’da millet sistemi vardı
Abdülmecid Efendi'yi unutmayacağız
Tarihimizi küstürdük
Katip Sinan Camii garip cami
 
Untitled Document
ÖZEL RÖPORTAJLAR
 
 
ÖZEL HABERLER
 
Mahmut Bıyıklı ile Kültür Dünyası Akit TV’de Başlıyor
TYB İstanbul Takamul Altanmiah Heyetini Ağırladı
Kemal Tekden TYB İstanbul’daydı
 
HABERKÜLTÜR TV
 
İbn Arabi
Türkiye Yazarlar Birliği'nde Ömer Lütfi METE
Balkan Savaşlarının 100. Yılında Büyük Göç 2
Balkan Savaşlarının 100. Yılında Büyük Göç
 
DERGİ
 
AY VAKTİ'NDE ŞEHRİN FEVERANI VAR!
 
KİTAP
 
OSMAN AYTEKİN’İN YENİ ÖYKÜ KİTABI ‘BULUŞMA’ ÇIKTI!
 
Untitled Document
Hayat Kültür Haber Kültür Şehir Kültür Özel Haber Özel Röportaj Medya Kitap Söyleşi Kültür Dergi Sinema Kültür Sosyal Medya Müzik Kültür Tarih Kültür Tv Kültür Gezi Kültür Radyo Kültür Sufi Kültür Soru Cevap Gazete Kültür
haberkultur.com - Tüm Hakları Saklıdır © 2012
İzinsiz ve Kaynak Gösterilmeden Yayınlanamaz