Untitled Document
Anasayfa | Yazarlar | Foto Galeri | Video Galeri | Künye | Reklam | Sitene Ekle | İletişim
REKLAM İLETİŞİM KÜNYE
BİZİ TAKİP EDİN
Özel Röportaj ZİHİNSEL BİR HİCRETE İHTİYACIMIZ VAR
 

ZİHİNSEL BİR HİCRETE İHTİYACIMIZ VAR
Rasim Özdenören ile Müslümanca Yaşamak Üzerine söyleştik...
Ekleme Tarihi : 14-05-2014 - 15:59

 

 

MÜSLÜMANCA DÜŞÜNMEK NE DEMEKTİR? BU SORUYLA BAŞLAYALIM SÖYLEŞİMİZE İSTERSENİZ.

Müslümanca düşünmek, olaya, tabiata, insana, düşünce formatına, bir müslüman nasıl bakıyorsa öyle bakmak, öyle değerlendirmek, öyle yorumlamak anlamına gelir. Bunu yapabilmen içinde İslamı içselleştirmiş olmak gerekir. İslamı içselleştirmek demek, onunla hemhal olmak demektir. Onunla hemhal olamadığın müddetçe kuru bilgi seni herhangi bir yere götürmez. Şayet bilgi yeterli olsaydı oryantalistlerin müsteşriklerin söyledikleri herkesin önünde gelmesi gerekirdi. Oysa bir müsteşrik imanıyla bakmıyor o bilgiye. Bir müsteşrik belki İslam alanındaki bilgi zenginliği itibariyle bir köy imamından hatta üniversitede ders veren hocalarımızdan çok daha fazla bir bilgi hazinesine sahip olabilir.  Ama bu onun müslümanca düşünmesine yeterli değil, müslümanca düşünebilmesi için o bilginin müslümanca bir perspektif ile içselleştirilmiş olması lazım.

MÜSLÜMAN BAKIŞ AÇISININ ÖLÇÜTLERİ NELERDİR?

O perspektif, İslam’ın beş temel rüknünden birisi olan amentüdür. Biz İslam’ın şartı beş diyoruz, aslında ibadetleri sayıyoruz oysa bu rükünlerden sadece bir rükün. Saydığımız ibadetler sadece İslam’ın bir rüknü. Bunun önünde imanın esasları var. Amentü. Hepsini birlikte söylediğimizde bunun rükünleri beş olmuş altı olmuş önemli değil, ama oradaki rükünlerin kendisi önemli. Bu gün bize İslam’ın şartı diye öğrettikleri ibadet, İslam’ın ayrı bir şartıdır, muamelat ayrı bir şartıdır, ahlak ayrı bir şartıdır, ukubat ayrı bir şartıdır. İslam’ın beş şartı bunlardır, yoksa bize okullarda öğrettikleri gibi İslam’ın şartı namaz, oruç, hacc, zekat, Kelime-i Şahadet bu ibadetlerle ilgili şartların bütünü ve İslam’ın şartından bir tanesidir. Bir müsteşrikin dolayısıyla Müslümanca düşünebilmesi için ön şartlardan bir tanesi amentüyü benimsemiş olması gerekiyor. Oysa o benimsemiyor. Benimsemediği için de onun İslam hakkında verdiği hükümler geçerli değil.

BUGÜN HERKESİN EDİNDİĞİ BİR KÖŞEDE İslam HAKKINDA KEYFİ YORUMLARDA BULUNMASINI NASIL DEĞERLENDİRİYORSUNUZ?

Evet. İslami konularda herkes kendisini konuşmaya ehil zannediyor. Hâlbuki bir futbol tartışması olsa orada o konuyu tartışanlar haricen müdahale edenlere müsamaha etmezler. Ama iş İslam olduğunda herkes konuşuyor. Yaşadığım bir olayı anlatayım: Ankara’dan-İstanbul’a gelmek için havaalanındayız, sıramızı beklerken karşımda oturan kadının üç dört yaşlarında bir kız çocuğu var- çok sevimli bir çocuk- ‘maşaallah’ diye başını okşadım. Bunun üzerine o kelimeden mi her nedense çocuğun annesi bana, ‘efendim aslında ben de başımı örtmek istiyorum fakat beyim buna razı olmuyor’ dedi. Bunun üzerine bu sözü söyleyen hanımın arkasında oturan bir kadın, hanımefendi ‘İslamiyet başörtüsüyle kaim olan bir şey değil, bakın benim de başım açık’ dedi. Yanımda oturan beyefendi de, ‘İslam’ı gide gide başörtüsüne indirgiyorlar’ dedi. Hanımın o sözüne karşı herkes birden fıkıh âlimi kesildi.

ÖZELLİKLE KONU BAŞÖRTÜSÜ OLURSA…

Evet. Başörtüsü konusunda maşaallah herkesin bir fikri var. Başı açık diyor ki, bakın benim de başım açık ben de Müslüman’ım. Doğrudur sen de Müslümansın fakat ilgili konuda hüküm verecek mercii sen değilsin, ben de değilim. Çünkü ben işin o yönlerini bilmem. Ben de bu konularda bilgiye ihtiyacım olduğunda kendisine itimat ettiğim hocalarım vardır, onlara sorarım, onun bana verdiği bilgiye göre konuşurum. Birisi bana başımı açayım mı, örteyim mi diye sorduğunda ben o soruya cevap verme yetkisini kendimde görmem. O yetkiye haiz olan hocalarımı bilirim, onlara gönderirim kendim cevap vermem.

SİZDEN FETVA İSTEYENLER OLUYOR MU?

Çeşitli vesilelerle öğrenciler geliyordu -bu eskiden daha çoktu- diyorlar ki, başımızı açıp da okulumuza devam mı edelim yoksa başımızı örtmeye devam edelim de tahsilimizden vaz mı geçelim? Ben şöyle diyordum: Bana bu soruyu sorma lüzumu hissettiğine göre senin başörtüyle ilgili bir sıkıntın var, şu anda da görüyorum ki başın örtülü. Başını örttüğüne göre bu emri benden almadın, çünkü şu dünya şartları altında ilk defa karşılaşıyoruz. Ama burada böyle bir adamı yakalamışken bunun iznini alayım diye düşünüyorsun. Ben sana desem ki, başını aç okuluna devam et, sen zaten böyle bir izin bekliyorsun. Ama ben sana bunu söyleyemem, çünkü senin başını açmanla örtmenle ilgili emri benden almadın, fakat sen bunun sorumluluğunu bir başkasıyla paylaşmak hatta bu sorumluluğu bir başkasının üzerine devretmek istiyorsun. Ama itimat ettiğimiz hocalar var onlar bu konularda yetkilidirler bu konudaki fetvayı onlardan alabilirsiniz, onun yetkilisi ben değilim…

GÜNÜMÜZDE NAMAZ KILMASAM DA OLUR BENİM KALBİM TEMİZ’ DİYENLER NE DERECE MÜSLÜMANCA DÜŞÜNÜYOR?

İslam, insanın zahirinde kendini gösterir iman gibi değildir, iman kalptedir onun da yine tezahürünü görürüz. Onun ibadetiyle, muamelatıyla haliyle tavrıyla ahlakıyla bütün yaşantısına yansımış olarak görürsün. Dolayısıyla ben muamelata riayet edemiyorum, ibadete riayet edemiyorum ama kalbim temiz demiş olmak bir başına geçerli değil. Aslında senin kalbinin temizliğinin de dışına, muamelelerine, ibadetlerine yansımış olması gerekir.

MÜSLÜMANCA DÜŞÜNMEK İSTEYEN BİR FERT NASIL BİR YOL İZLEMELİ  Kİ HEDEFİNE ULAŞABİLSİN?

Tabi sormak kolay, cevabı da kolay ama bunu hayata geçirmesi zor olan bir konu. Ben belki bunu bir cümleyle ifade edebilirim ve diyebilirim ki, insan eğer bugün Müslümanlığının hakkını vermek istiyorsa zihinsel hicretini gerçekleştirmelidir. Ama bu zihinsel hicreti nasıl gerçekleştirmelidir? İşte meselenin püf noktası burada ortaya çıkıyor.

İslam tarihinde Efendimiz (sav) zamanında bir hicret gerçekleştirildi daha doğrusu iki hicret gerçekleştirildi. Ama bizim tarihsel olarak aklımıza gelen Mekke’den Medine’ye olan o büyük hicret. Birçok ashabın akrabasını, çoluğunu çocuğunu, malını, mülkünü her şeyini Mekke’de bırakmak suretiyle Medine’ye gitmesi, oraya yerleşmiş olması…

Bu arada şehrin ismi de değişiyor Yesrib’den Medine-i Münevvere oluyor. Klasik siyer kitaplarına baktığımızda bu hicretin anlamı şudur: Müslümanların Kureyş müşriklerinin baskılarından, zulmünden kendilerini kurtarmak için o şehri, o bölgeyi terk etmek. Fakat hukuken önemli olan bir konu var ki, Efendimiz’e dininden vazgeçmesi için rüşvet teklif edilmesi. Efendimiz (sav) bu konuda şöyle bir şey düşünebilirdi, ben bunların başına geçeyim bu vesileyle işim daha kolaylaşmış olur. Böylece kurulu düzenin imkânlarını da kullanarak tebliğimi daha kolay yaparım. Ama bunu şiddetle reddediyor ve kendisinin reddi ayeti celileyle teyid ediliyor. Biz bu gün anlıyoruz ki, tamamen Müslümanca bir tavır. Kureyş’in kurulu düzeninden imkânlarından yararlanmaya teşebbüs etmiyor, onun imkânlarından yararlanmak demek aynı zamanda onun hukukuna tabi olmak demek. Kaldı ki, Kureyş bunu teklif ederken davandan vazgeçme şartını öneriyor. Dolayısıyla sen ya kurulu düzenin şartlarına uyup davandan vazgeçeceksin, ya da onların albenili teklifini elinin tersiyle yitip bildiğin yolda yürüyeceksin.

GÜNÜMÜZ MÜSLÜMANLARININ NE YAPMASI GEREKİYOR?

Bugün biz kurulu düzenin bize öngördüğü şartları kabul ediyoruz, bir taraftan da Müslümanca yaşayabileceğimizi düşünüyoruz. Hâlbuki kurulu düzenin şartlarına ram olduğun müddetçe, sen teorik olarak müslümanca düşünsen bile pratik olarak İslam’ı yaşaman söz konusu olmaz. İşte bazıları diyor ki, namaz kılıyorsun da oruç tutuyorsun da hacca gidiyorsun da sana engel olan mı var? Sen aslında kurulu düzenin şartlarına boyun eğdiğin müddetçe sana engel olan yok. Hâlbuki İslam bir meydan okumadır, işin kökünde…

Efendimiz (sav) zamanında gerçekleştirilen hicret bir defaya mahsus bir hicret. Ama bunun zihinsel olanı var. Bu her zaman bütün Müslümanlara borç olan bir hicrettir. Bu günde şayet gerçekten Müslüman olarak yaşamak istiyorsak, ben diyorum ki, bu zihinsel hicreti gerçekleştirmek gerekiyor. Bunun için de şu şartlar gerekiyor: Birincisi evvela senin için örnek hayat tarzı neresidir? Söyleyeceğim şey tarihsel bir olay değildir. Bunun tek örneği Asr-ı Saadettir. Bunun ikinci bir nüshası yoktur. Asr-ı Saadet, Peygamber Efendimiz’in (a.s)hicretinin başlangıcından Hz. Ali (r.a) hilafetinin sonuna kadar olan dönem Asr-ı Saadet olarak belirleniyor, asıl örneklerimizi alacağımız dönem bu dönem.

İkincisi, hali hazırda zihnimize üşüşmüş olan gayrı İslami bütün kavramları zihnimizden kovmaya çalışacağız. Bizim en önemli manevi alanlarımızdan birisi burada odaklaşıyor.

BU KAVRAMLARDAN NASIL SIYRILACAĞIZ?

Elbette bu kavramlardan sıyrılmak da o kadar kolay değil. Olaya şuradan başlayalım, az önce hicretten, Asr-ı Saadetten bahsettik. Hicret, Kureyş’in, kâfirlerin karşısında müstakil bir saf kurulması anlamına geldiğini, hicretten ise kurulu düzenin bir parçası olarak yaşadığını söyledik. Bu hicret senin kâfirler karşısında müstakil bir saf olmanı sağlayacaktır. Kafamız gayri İslamî düzenlerin, gayri İslamî düşünce normlarının çöplüğü haline gelmiş. Biz, batıda üretilmiş olan batı düşünce normlarının, batı düşünce formasyonunun ürettiği kavramların çoğunu farkında olmadan İslamî kavramlarla özdeşleştiriyoruz. Bu yeni bir olay değil, bu Tanzimat arifesinden başlayıp günümüze kadar gelen gerek Türkiye’de gerek diğer İslam ülkelerinde yaşanan en berbat olaylardan birisidir…

Batının tekniğini alalım, teknolojisini alalım diyoruz fakat bu arada teknikle birlikte yaşam tarzlarını, ahlakını da alıyoruz. Çok anlı şanlı âlimlerimiz dahi bu fikirden kendilerini kurtarabilmiş değil. Yani, batının ilmini alalım, ahlakını almayalım fikri. M. Akif Ersoy bile bu fikri savunanlardan birisi, Safahat nerdeyse baştan sona bu fikri terennüm ediyor. Ama biz bu günden geriye baktığımızda bu çıkar yol değil. Burada şunu soruyoruz, kim kimi tezkiye edecek;gayr-ı İslami düşünce normları mı İslam’ı İslam’ı İslam mı bu normları tezkiye edecek?

İSLAM’I DEĞİL MODERN BİLİMİ REFERANS KABUL EDİYORUZ.

Güzel bir konuya değindiniz. Şayet ilim esas kabul ediliyorsa bu gün İslam’ın herhangi bir hükmünü ilim benimseyebilir veya teyit edebilir ama yarın öyle bir ilim gelir ki o da İslam’ın hükmünü reddedebilir. O zaman ne yapacağız, ilim İslam’ın herhangi bir hükmünü reddediyor diye İslam’ı mı terk edeceğiz. O halde kim kimi tezkiye edecek, problem burada ortaya çıkıyor. Biraz önce M. Akif Ersoy’dan bahsettik, Kur’an’dan alıp ilhamı, asrın idrakine söyletmeliyiz İslam’ı diyor. Bir bakışta cazip bir teklif gibi görünüyor, fakat asrın idrakine söyletmeliyiz İslam’ı derken burada durmak gerekiyor. Çünkü burada şöyle bir şey var; asrın idraki dediğimiz olay, mücerret bir uzayda gezen birtakım afakî bir fikir değil. Asrın idraki denildiğinde benim anladığım, o idraki temsil eden akıllar var ortada. Bu akıllar da yine fezada yüzen akıllar değil, bu akıllara sahip olan insanlar var. Kimdir bu insanlar? Onlar beğenirse İslam yürürlükte olacak, o beğenmediği takdirde İslam geçersiz mi olacak. Yani asrın idraki kavramında anlaşmamız lazım. Burada belki bazılarımız şöyle düşünebilir; asrın idrakine meydan okumayı öngörüyor M. Akif. Ama hayır, bunu Safahatın terennüm ettiği diğer fikirlere baktığımızda, batıdan ilmi alalım diyor. O halde orada bir meydan okuma tarzı yok, tam tersine ilmi kendimiz oluşturalım değil de, batıdan da gerekirse alalım diyor. O ne yapmışsa taklit kelimesini kullanıyor, yani onu taklit edelim onun izinden yürüyelim, diyor. Tabi biz burada Akif’i suçlamıyoruz, o kendi döneminde söylenmesi gereken şeyleri söylüyor ama bu söylemler de Akif’in kendi selefinden, Efgani’lerden,  İkbal’den geliyor. Onlar da aynı zihinsel yanlışlıklarla malum insanlar.

MÜSLÜMANCA BİR DÜŞÜNMEDE VE YAŞAMADA CEMAATİN, BİRLİĞİN ROLÜ NEDİR?

Güzel bir soru. İslam kelimenin tam ve gerçek anlamıyla bir mucize bir din. İnsan onun hangi noktasından tutarsa tutsun bir başka hayranlık vechesiyle karşı karşıya geliyor. Bu açıdan sorduğun soru da bu bakımdan bence çok önemli ve ilginç. Cemaatçe mi yaşanmalı yoksa münferiden mi yaşanmalı? İslam’ın kendisi münferiden yaşanabilir. Bunu şöyle açabiliriz, sen bir Müslüman olarak İslam’ın hiç yaşanmadığı bir ülkeye gittiğini farz et, o ülkede kendi İslam’ını hayata geçirebilirsin, ibadetlerini yerine getirebilirsin. Bunun dışında İslam şeriatının öngördüğü diğer hususları yerine getirmek de mümkün yani, yalan söylememek, büyüklü küçüklü bütün günahlardan kaçınmak senin için öngörülmüş tavsiye edilmiş hususları da münferiden yapabilirsin. Fakat aslolan bu değil, aslolan sen nerede yaşarsan yaşa istersen kendi başına olduğun bir dünyada yaşa şayet zekât bir ibadet ise bu ibadeti yerine getirebilmen için bir ikinci kişi olması lazım, tek başına bunu yapamazsın. İkinci bir kişi olmalı ki, yardımlaşabilesiniz. Sen ona hizmet edebilesin o sana hizmet edebilsin, madden ve manen. Dolayısıyla İslam’ın münferiden yaşanmaması için bir engel yok, fakat asıl olan cemaat halinde yaşayabilmek İslam’ı toplu halde yaşayabilmek. İslam’ın diğer rükünlerinin uygulanmadığı bir ülkede insanların şunu söylemeye hakkı yok, ben zekâtımı veriyorum fakat bu zekâtın hâsıl etmesi gereken nimetler varsa ben o nimetleri göremiyorum. Niye göremiyorsun, çünkü zekât vermeyi kendisine bir vecibe olarak kabul eden insanlar faizi ihmal ediyor. Faizli bir cemiyette yaşamayı mubah olarak görebiliyorlar. Dolayısıyla sen zekâtını verip faize de geçit yolunu açık tutarsan oradan beklediğin nimet varsa o nimet kendini göstermez. Cemaat halinde yaşamanın, topluca yaşamanın İslam’ı kendi hayatımıza geçirebilmenin anlamı hikmeti, bu söylediğimiz ortamda tecelli edebiliyor. Cemaatte rahmet var, derken bu sadece namaz için söylenmiş bir söz değildir, İslam’ın tümüyle uygulandığı zaman o rahmetin hâsıl olduğunu görürsün.

 

ÇOK TEŞEKKÜR EDERİZ EFENDİM. ÇOK AYDINLATICI BİR SÖYLEŞİ OLDU GENÇLERİMİZ İÇİN.

Ben de teşekkür ederim ilginizden dolayı. Yayın hayatınızda başarılar dilerim.

 

HaberKültür.Net


Etiketler ZİHİNSEL - BİR - HİCRETE - İHTİYACIMIZ - VAR -
FaceBook ta paylaş
14-05-2014 - 15:59
Özel Röportaj
0 Yorum
Haberi Yazdır
DİĞER HABERLER
Ahmet Özhan TYB İstanbul'da Muzaffer Ozak'ı Anlattı
Prof. Dr. Cevat Akşit TYB İstanbul'da Konuştu
Yeni Türkiye’nin Mefkûresi TYB İstanbul’da
Mustafa Ruhi Şirin: Modernite, çocukluğu üretir ve dönüştürür
TYB İstanbul Başkanı Bıyıklı: "İslam Dünyası Zor Günlerden Geçiyor"
SOSYOLOJİK DÜŞÜNCE ATLASI UFKUMUZU BULDURACAK
ÖYKÜCÜLER RÜYALARI HAKİKATİ İFADE ETMENİN BİR YOLU OLARAK KULLANIYOR
ŞEDDELİ ZENCİ ÖLÜM VAR HACİ İLE YÜZ YÜZE
İFTAR ÇADIRINA GEREK YOK!
İSLAM’IN PROTESTANLAŞTIRILMASI FİKRİ HAKİM KILINIYOR!
KEMALİST BİR ÜLKÜCÜLÜK TÜRETİLİYOR
BEN YAZMANIN DUA ETMEYE BENZEDİĞİNİ DÜŞÜNÜYORUM
HAZ ÇAĞINDA ANCAK ORGANİK ÇOCUK YETİŞİR!
GÖNÜL KİMİ SEVER İSE SULTAN ODUR
ZİHİNSEL BİR HİCRETE İHTİYACIMIZ VAR
CENNETE GÖTÜREN MÜZİKLERİ SEVİYORUM
YUVALARDA YANAN CANLAR VAR
SULTAN ABDÜLAZİZ İYİ RESSAMDI
EDEBİYAT MEVSİMİNİ MAHMUT BIYIKLI İLE KONUŞTUK
TÜRKİYE'NİN GÜNDEMİNİ KİM BELİRLİYOR?
BATI HİKAYESİZ BİZ FİLİMSİZ
İŞTE BENİM ŞAİR VE YAZARIM : ESRA ERKEÇ
FOTOĞRAFI KONUŞTURMAK SANATTIR
DERDİNİ AŞKLA MAYALAMAK
 
Untitled Document
ÖZEL RÖPORTAJLAR
 
 
ÖZEL HABERLER
 
Mahmut Bıyıklı ile Kültür Dünyası Akit TV’de Başlıyor
TYB İstanbul Takamul Altanmiah Heyetini Ağırladı
Kemal Tekden TYB İstanbul’daydı
 
HABERKÜLTÜR TV
 
İbn Arabi
Türkiye Yazarlar Birliği'nde Ömer Lütfi METE
Balkan Savaşlarının 100. Yılında Büyük Göç 2
Balkan Savaşlarının 100. Yılında Büyük Göç
 
DERGİ
 
AY VAKTİ'NDE ŞEHRİN FEVERANI VAR!
 
KİTAP
 
OSMAN AYTEKİN’İN YENİ ÖYKÜ KİTABI ‘BULUŞMA’ ÇIKTI!
 
Untitled Document
Hayat Kültür Haber Kültür Şehir Kültür Özel Haber Özel Röportaj Medya Kitap Söyleşi Kültür Dergi Sinema Kültür Sosyal Medya Müzik Kültür Tarih Kültür Tv Kültür Gezi Kültür Radyo Kültür Sufi Kültür Soru Cevap Gazete Kültür
haberkultur.com - Tüm Hakları Saklıdır © 2012
İzinsiz ve Kaynak Gösterilmeden Yayınlanamaz