Untitled Document
Anasayfa | Yazarlar | Foto Galeri | Video Galeri | Künye | Reklam | Sitene Ekle | İletişim
REKLAM İLETİŞİM KÜNYE
BİZİ TAKİP EDİN
Medya LALENİN KENDİ DİLİNDEN TARİHİ
 

LALENİN KENDİ DİLİNDEN TARİHİ
Ekleme Tarihi : 19-03-2013 - 08:02

 

 

Lalenin Kendi Dilinden Tarihi

Mahmut Avcı/Radikal

 

“Lâlenin tohumunu eksen dolu peymâne gelir.”

Şair Nedim.

 

Ben, lale-i rum, diğer adım ile Osmanlı Lale'si derler, en çok bu adımı severim. Doğrusu benim de bilmediğim sayıda çeşidim var. Zambakgiller familyasındanmışım, soğanlı bitki türünün en güzeli. Lale, ben bin diyeyim siz ikibin deyin sayısız türümün genel adı. İnce sapımın üstünde 2-8 yeşil yaprak, ucunda iki, çoğunlukla tek tomurcuktan açılıveririm, çiçeğimin yaprakları altılı olur. Kırmızı, sarı, mor, beyaz çeşit çeşit rengim olur.

Nerden bakarsan bak en güzel dipli şarap kadehinden daha zarif, daha güzel görünürüm, hoş ederim lakin sarhoş edemem, sevgililerimi kendime öyle bağlarım ki yedi göbeğe aşk düğümü vururum. Avrupalılar bana 'tulip' derler, Türkler, bu ismi Avrupalıların beni Osmanlı İstanbul'unda ilk gördüklerinden, o zaman Osmanlıların beni kadınlarının başlarına örttükleri tülbent'e benzeterek vermiş oldukları isimden kaynaklanmış olabileceğini iddia ederler.

Aslen Türkistanlı yabani bir güzelim, atlı bey'e göz kırptım, sultan gördüm, şah sohbetinde baş köşede yer aldım, Hindistan'a, İdil boylarına, Acem İran'ına oradan Anadolu'ya geldim. Kanuni Sultan Süleyman'ın eliyle Avusturya-Macaristan İmparatoru'na gelin gittim. Sonra Avrupa Hollanda'sını vatan edindim. Ondan beridir dört kıtanın geliniyim, yumuşak yüzüm her sevgiliye gülümser ancak yaşayabilmem için yanaklarımdan aşağı süzülen damlacıkları üşütmemeliyim.

Aşıkların, taze sevgililerin kırmızı yanakları oldum, bu yüzden çekingen bilindim, utangaç addedildim. Dem kadeh oldum, dem içindeki şarap, dem mum oldum yandım, dem kan oldum, dem yara oldum, deme görsünler ki her dem şiir oldum.

Karakterime, sıfatlarıma işaret eden isimlerimi bilgeler koydu ki, kadir bilmezlere bu iş kalsa pek hoş olmazdı, ya aşk deyip, bir biri ardına isimlerimi saymak marifet bilindi; Şehbanu, Sine küşa, Gülendam, dağı dil, Gülbahar, sarı kız, Cam-ı cem ….

İsimlerimin, üzerimden yapılan teşbihlerin, her nevi latif sıfatın öyle söz cambazlığından ileri geldiği sakın ha zannedilmesin, sarışınından esmerine her dilberin dengi oldum ki, tarihi vesikalarla sabittir, bir lalenin bir cariye'ye değiştiği çokça vuku buldu. Ya aşk sen nelere kadirsin, lafsı hayretininde yine bu zamanlarda dillere pelesenk olduğu rivayet edilir.

Osmanlı lisanındaki ismimin yazılışının rezzakı mutlak'ın ismine ebced ile denk düşmesi hepten şanıma itibar düşürdü ki, bu paye Hüda'nın bana bir iltifatıdır. O da şöyle ki, lale (   ) ismimin Arap harfleri ile yazılışı Hüda'nın, Allah (   ) ismi şerifleri ile denk düşmekte olup, ayriyeten Osmanlı devletinin amblemi olan hilal (   ) aynı harfler ile yazılmaktadır.

Osmanlı İstanbul'u ile flörtüm sultan Mehmed Han ile başladı dersem pek yerinde olur, Kostantinopolis'in genç fatihi, aynı dem en güzide lalezar, şehri yeni baştan imar ederken çokça bahçeler kurdu, sefer dönüşlerini dört gözle beklerdim, Saray-ı Cedid bahçesi renk renk laleler ile şenlenirdi. Bir gün yaramaz şehzadeler harem bahçesinden firar edip koşuşurken, bir kırmızı lale tomurcuğunu koparıp kenara bırakmışlardı. Önde sultan arkada Nakkaş Sinan Bey hürmetle ilerlerken, bu halimi görünce sözünü kesti, bir süre baka kaldıktan sonra eğilip beni yerden kaldırdı, sonra doğruldu ve yapraklarımın kırmızısı seçilen tomurcuğunu burnuna götürürken, ileriye bakan gözleri sanki yaramaz şehzadeleri arıyordu. Bu durumdan pek ziyade etkilenen Sinan bey, yakın bir zaman sonra şu meşhur 'gül koklayan Fatih portresini' nakşetti. Sinan bey'in neden böyle yaptığını, aramızdaki husumete bağlarım. Lakin bu böyle bilinsin. Ta ki, Sultan Süleyman devrinde ve bilhassa III. Ahmet devri zamanında pek kıymetim artı ki, bütün çiçek taifesi kıskançlıklarından açmaz oldular. Boğaziçi adeta lale bahçesine dönmüştü. Camii şeriflerinin kapı pencere kanatları, mihrabından minberine, çeşmeler, sebillere, dört bir yana lale nakşetmek moda oldu. Sultan ve şehzade kaftanlarına öyle laleler işlendi ki lale bahçesi dersin. Göz misali sakındılar, renklerimi güneş soldurmasın diye gündüz üstüme örtüler çektiler. Bunca iltifat ile baş üstü edilmem Mimarı azam Sinan Bey'in nazarına değdi ki, eğildiği görülmemiş boynumu bükmek şöyle dursun, alaşağı edip Selimiye Camii Şerifi'nin hünkar mahfilinin ayağına beni ters nakşettirdi.

Bir kederim var ki, o da tarihin nice sevgilileri hiç yaşamamışçasına unutturmasıdır, o bahtsız unutulmuşlardan; Şehzadebaşı'nda, sebilinin yanındaki kabrinde uzun uykusuna uzanmış Nevşehirli Damat İbrahim Paşa'nın ömrü hayatında Kağıthane'yi lale bahçelerini görmek için ziyaret etmek üzere mekan bellediğini kim bilir şimdi. Oysa şimdi, kabrinin üstünde bir lale dahi boyverse ne mesut olurdu.

İşte iki Sinan beylerle başlayan husumetim böyle sürüp giderken Osmanlının ömrü ahirinde tarih vesikalarını karıştıran şair Yahya Kemal, hayretler içinde sayfaları çevirirken, gavur memleketler içindeki lale tutkusuna şahit oluyor, hele İspanyol Naibi bir lale soğanını 9000 altın Mark'a satın aldığını okuyunca hepten hayret etmiş, Osmanlı imparatorluğunda bu tutkunun en doruk noktasında ise Sultan III. Ahmet'in 15. sene hükümranlığında başlayıp 12 sene süren lale sefahatine şahit olunca 'yahu bu çılgınlık deyip' takribi aralığa 'lale devri' diye not düşmüş. O gün bugündür, doğudan batıya bütün dünya tarihçileri Sultanlığımı böylece tarih defterlerine yazadurdular.

Der iken, 21. Asır Türklerinin geçmişlerine ait her şeyi unuttukları gibi beni de unuttular diye derin derin düşünürken, son birkaç yıldır hele en iyi yakıştığımı düşündüğüm İstanbul şehri rengarenk lale bahçesine döndü. İstanbul bana yakıştı ben İstanbul'a … Bir vuslat böylece zuhur etti ve hem beni hem de sevenlerimi mesrur etti.


Etiketler LALENİN - KENDİ - DİLİNDEN - TARİHİ -
FaceBook ta paylaş
19-03-2013 - 08:02
Medya
0 Yorum
Haberi Yazdır
DİĞER HABERLER
Basın Dünyasından Yüzler Sesler Programında Recep Yeter Ağırlanacak
MAVİ MARMARA YENİDEN DİRİLİŞİN ADI
İNSANLAR BUZDOLAPLARINA RÜKÛ EDİYORLAR
MEDRESELERİMİZİ İSTİYORUZ
PAŞALIDAN CÜNDİOĞLUNA ÇAĞRI...
VEYL KALBİ SECDE ETMEYENLERE
ABDÜRRAHİM KARAKOÇ'U ÖZLÜYORUZ
MARX VE ENGELS MEKTUPLARINDA İSLAM
MUHSİN BEY'İMİZDEN HÜZÜN VAR BİZDE
DİYARBAKIR'DAN ÂMED'E...
LALENİN KENDİ DİLİNDEN TARİHİ
DOSTU HIZIR OLAN ERLER VARDI ÇANAKKALE'DE
BATI'NIN OĞULLARI KİMDİR?
IŞIK KARANLIKTAN DOĞAR
NE YAKIŞIR İFFET KADINA DA ERKEĞE DE
DÜNYANIN OĞULLARI ÜZERİNE
28 ŞUBAT'IN PARANOYAK ZORBALARI
BEDRİ GENCER'DEN LİBERALİZMİN SOY KÜTÜĞÜ
DARWİN'İ İKNA ETMEK DARWİNCİLERİ İKNADAN ZORDUR
KUTLU YENİ ŞAFAKTA YAZDI ÖZEL YAZDI
ES'AD ERBİLİ HAZRETLERİ İADE-İ İTİBAR BEKLİYOR
CEMİL ÇİFTÇİ'Yİ İBRAHİM TENEKECİ VE İSMAİL KILLIOĞLU YAZDI
CÜNDİOĞLU SANATIN YENİ DİLİNE GİDEN ADIM
DÜCANE CÜNDİOĞLU, KONUŞULUYOR
 
Untitled Document
ÖZEL RÖPORTAJLAR
 
 
ÖZEL HABERLER
 
Mahmut Bıyıklı ile Kültür Dünyası Akit TV’de Başlıyor
TYB İstanbul Takamul Altanmiah Heyetini Ağırladı
Kemal Tekden TYB İstanbul’daydı
 
HABERKÜLTÜR TV
 
İbn Arabi
Türkiye Yazarlar Birliği'nde Ömer Lütfi METE
Balkan Savaşlarının 100. Yılında Büyük Göç 2
Balkan Savaşlarının 100. Yılında Büyük Göç
 
DERGİ
 
Üsküdar’dan Gelen Güzel Bir Dergi
 
KİTAP
 
Mustafa Uçurum: Muhtasar Cinnet Risalesi
 
Untitled Document
Hayat Kültür Haber Kültür Şehir Kültür Özel Haber Özel Röportaj Medya Kitap Söyleşi Kültür Dergi Sinema Kültür Sosyal Medya Müzik Kültür Tarih Kültür Tv Kültür Gezi Kültür Radyo Kültür Sufi Kültür Soru Cevap Gazete Kültür
haberkultur.com - Tüm Hakları Saklıdır © 2012
İzinsiz ve Kaynak Gösterilmeden Yayınlanamaz