Untitled Document
Anasayfa | Yazarlar | Foto Galeri | Video Galeri | Künye | Reklam | Sitene Ekle | İletişim
REKLAM İLETİŞİM KÜNYE
BİZİ TAKİP EDİN
Özel Röportaj PROF. DR. NECDET TOSUN: TASAVVUF İNSANA UNUTTUĞU SEVGİYİ TEKRAR HATIRLATIR
 

PROF. DR. NECDET TOSUN: TASAVVUF İNSANA UNUTTUĞU SEVGİYİ TEKRAR HATIRLATIR
Marmara İlahiyat Fakültesi Tasavvuf Kürsüsünden Prof. Dr. Necdet Tosun ile tasavvuf ve hayat üzerine son derece verimli bir söyleşi gerçekleştirdik.
Ekleme Tarihi : 05-01-2013 - 23:43

 

 

 

Tasavvuf bugünün dünyasında modern insana ve topluma ne öğretir, ne söyler?

 

Günümüz insanı modern felsefelerin ve hayat tarzının tesiriyle insanî değerlerden uzaklaşma ve fıtratının bozulması tehlikesiyle karşı karşıyadır. Tasavvuf bu cenderede sıkışan insanlığa yeni bir soluk, yeni bir hayat damarı sunar. Meselâ günümüz insanı ben merkezci (egoist) yaşamaya yönelirken, tasavvuf diğergamlığı, cömertliği, hizmet ve fedâkârlığı öğretmektedir. Hoca Bahâeddin Nakşbend hazretleri hasta olduğu halde misafirlerine sırtıyla koyun getirip kurban ederek hizmet edermiş. Hoca Ubeydullah Ahrâr hazretleri de gençliğinde hamamda insanlara kese atar, sonra da para vermesinler diye kaçıp gidermiş. Medresede bulaşıcı hastalıklara tutulan arkadaşlarına uzun süre hizmet eden Hoca Ahrâr, hastalık kendisine de bulaşmasına rağmen hizmetten geri kalmamıştır. Tasavvufî eserlerdeki bu ve benzeri rivâyetleri okuyan insanlarda bunun mutlaka az ya da çok tesiri olacaktır. Yine günümüz insanı sevgiyi, aşkı yitirmiştir. Tasavvuf, insana unuttuğu sevgiyi tekrar hatırlatır. Allah sevgisini, peygamber sevgisini, “yaratılanı hoş gör, yaratandan ötürü” düsturuyla insan sevgisini gönüllere eker. Diğer yandan günümüz insanı hızla yalnızlaşmaktadır. Milyonlarca insanın yaşadığı büyük şehirlerde insanlar apartmanda alt kattaki komşusunu tanımaz hâle gelmiştir. Bu bireyselleşmeye karşı tasavvuf ictimâîleşmeyi, sosyalleşmeyi teşvik etmekte, kendi kurumları olan tarîkatlar vasıtasıyla bunu temin etmeye çalışmaktadır. Bu anlamda tarîkatlar, büyük şehirlerin yalnızlaşan insanları için bir can simidi gibidir.     

  

BİN YILLIK USÛL VE GELENEK BUGÜN DE YAŞIYOR

 

Tasavvuf insanın manevî ihtiyacına cevap veren bir eğitim ve terbiye sistemi oluşturmuş mudur, bunu insana sunabilmekte midir? 

 

Evet, tasavvuf insanın manevî ihtiyacına cevap veren birkaç eğitim sistemi oluşturmuştur. Bu eğitim sistemleri temelde ikiye ayrılır: 1. Etvâr-ı Seb‘a sistemi, 2. Letâif ve murâkabeler sistemi. Etvâr-ı Seb‘a sisteminde eğitim, insanı nefs-i emmâre (kötülüğü emreden nefs) mertebesinden alıp sırasıyla nefs-i levvâme, nefs-i mülheme, nefs-i mutmainne, nefs-i râdıye, nefs-i merdıyye ve nihâyet nefs-i kâmile (olgun insan) mertebesine çıkarmak, böylece güzel ahlaklı bir insan hâline getirmek hedefine yöneliktir. Letâif ve murâkabeler yoluyla eğitimde ise usul biraz farklı olmakla birlikte hedef aynıdır. İnsan ruhunun farklı mertebeleri olan letâife zikri yerleştirmek, zikrin dilde kalmayıp ruha ve ruhun derinliklerine sinmesidir. Ayrıca letâif zikri nefsin terbiye ve ruhun tasfiye olması yani saflaşması için önemli bir adımdır. Ardından neyf u isbât denen kelime-i tevhîd zikri ve murâkabeler adı verilen bazı âyetlerin derinlemesine tefekkürü, bu eğitim usûlünün önemli aşamalarıdır. Bu iki temel usûle ek olarak tasavvufta sohbet, halvet, riyâzat (perhiz) gibi eğitim usulleri kullanılagelmiştir. Bu usuller zaman ve şartlara göre bazı farklılıklar gösterse bile, insanın manevî eğitimi ve nefs terbiyesi için faydalı olduğu tespit edildiği için yüzlerce yıldan beri uygulanmaktadır. Bir usûl ve gelenek bin küsür yıl devam edebiliyorsa, toplumda bir karşılığı var demektir, bir ihtiyacı karşılıyor demektir.     

 

 

AHLÂKÎ DEĞERLERİ İNSANA AŞILAYAN TASAVVUFTUR

 

Tasavvuf ahlakî değerler bakımından insana hangi incelikleri kazandırmaktadır?

 

Tasavvuf bir ahlak okulu olduğu için insana her türlü ahlakî değeri ve inceliği öğretir. Meselâ merhameti öğretir tasavvuf. Şöyle bir menkıbe var Tezkiretü’l-evliyâ’da: Abdullah b. Mubârek haccını tamamladıktan sonra Kabe’de uykuya dalar. Rüyasında iki meleğin birbiriyle konuştuğunu duyar. Biri diğerine: Bu sene 600.000 kişi haccetti, hiçbirinin haccı kabul edilmedi, ancak hacca gelemeyen Şamlı ayakkabı tamircisi Ali b. Muvaffak’ın haccı kabul edildi. Onun haccı hürmetine bu sene hacca gelenlerin de haccı kabul edildi, der. Uyanan Abdullah b. Mubârek Şam’a gider ve o ayakkabı tamircisini bulur, durumunu sorar. Ayakkabıcı: “Yıllardır hacca gitmek isterdim ama yeterli yol param olmadığı için gidemezdim. Bu sene yol masraflarına yetecek kadar param birikti ve hacca gitmeye niyet ettim. O günlerde hâmile eşim bana: Komşudan et kokusu geliyor, bir parça isteyiver, dedi. Komşumun kapısını çalıp durumu anlatınca o: “Ah komşu! Çocuklarım bir haftadır aç, ölümle burun buruna geldiler. Ben de yolda bulduğum ölü bir hayvanın etini kesip eve getirdim, tencere koydum, o kaynıyor. Zaruret hali olduğu için bu et bize helal, size ise haramdır” dedi. Bunu duyunca hac için biriktirdiğim parayı komşuma uzatıp: Al bu parayı, çocuklarına helal gıda yedir! dedim ve: Yâ Rabbi! Bu parayı hac niyetiyle biriktirmiştim ama durum değişti, sen beni hac etmiş kabul ediver, diye dua ettim”. Bu menkıbe bize komşuya ve fakir insanlara merhamet etmeyi öğretiyor. Merhamet ahlâkî bir değer ve inceliktir. Bunun gibi birçok ahlâkî değeri insanlara aşılayan tasavvuf ve tasavvufî eserler olmuştur.

        

ALLAH’IN BİZİ SEVDİĞİNİ SÖYLEMELİYİZ

 

Tasavvufta hep bir gönül eğitimine, gönül ummanına vurgu yapılmaktadır. Bunun sebebi nedir?

 

Gönül eğitimi, insanın en çok ihtiyaç duyduğu şeydir. Günümüzde okullarda akıl eğitimi yapılmakta, gönül ve duygu eğitimi ise ihmal edilmektedir. Yıllarca devletin okullarında aklî melekelerini geliştiren, meselâ iyi bir bilgisayar mühendisi olan genç, gönül eğitiminden yoksun ise bu bilgisi ile internet üzerinden banka hesaplarına girip hırsızlık yapabilmektedir. Diğer yandan gönül ve duygu eğitimi vermesi beklenen Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi dersleri maalesef çoğu zaman kuru bilgi yığınlarını ezberleten dersler hâline gelmektedir. Meselâ geçen kış ilkokul beşinci sınıfta okuyan kızım bana: Baba! Yarın din dersinden sınav var, imtihanda çıkabilecek bazı soruların cevabını kitapta bulamadım, sana sorabilir miyim? dedi. Sor bakalım, dedim. “Peygamber Efendimiz süt annesinin yanında kaç yıl kaldı, üç yıl mı, dört yıl mı?” diye sordu. “Bilmiyorum, kitaplarda vardır, bulabiliriz, ama kaç yıl kaldığı çok mu önemliymiş, size din dersi öğretmeniniz bunları mı soruyor” dediğimde: “Evet bunları soruyor” diye cevap verdi. Hayret ettim. Küçücük çocuklara kuru bir tarih ezberletmektense, Hz. Peygamber’in şefkati, merhameti, cömertliği, yiğitliği vs. anlatılsa ve imtihanda bunlar sorulsa daha iyi olmaz mıydı? Din dersinin matematik, fizik gibi derslerden farklı olması ve gönül eğitimine, duygulara hitap etmesi gerekmez miydi?

Sonra, yıllar önce Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi öğretim üyesi Prof. Dr. H. Kamil Yılmaz bey hocamızın yaptığı tasavvuf dersi imtihan kâğıdına bir talebenin düştüğü notu hatırladım. Kâğıda cevapları yazan talebe son tarafa şu notu eklemişti: “Hocam! Allah sizden razı olsun. Ben yıllarca Kur’an Kursu’nda okudum, İmam Hatip Lisesi’nde okudum, İlahiyat Fakültesi son sınıfa yaklaştım, ama Cenâb-ı Hakk’ın bizi sevdiğini hiç duymamıştım, ilk defa sizin Tasavvuf dersinizde duydum, teşekkür ederim.” Demek ki genel anlamda günümüz eğitim sistemi ve mâalesef buna din eğitimi kurumları da dâhil, gönül eğitimini, ahlâk eğitimini, sevgi eğitimini ihmâl ediyorlar. Bu boşluğu doldurabilecek en önemli kurum da tasavvuftur. Bu sebeple tasavvuf gönül eğitimine vurgu yapmaktadır.        

 

TASAVVUF ÇOK ÖNEMLİ BİR KURUMDUR AMA SİHİRLİ DEĞNEĞİ YOKTUR  

 

Tasavvuf insanlığın sosyal, iktisadî hatta siyasî meselelerine, sorunlarına çare olacak kuşatıcı bir yapıya ve anlayışa sahip midir?

 

Tasavvuf bir ahlâk okuludur. Toplumda ahlâk zayıflamaya başlamışsa, siyâsette, sosyal hayatta ve hatta iktisadî hayatta büyük bozulmalar başlar. Pragmatizm yani menfaatçilik alır yürür. Siyasetçi rant peşinde olur, zengin fakiri düşünmez, fakirin de gözü zenginin malında olur. Oysa toplumda tasavvufun telkin ettiği güzel ahlâk yükselirse, siyasî, ictimâî ve iktisâdî problemler en aza iner. Tamamen biter diyemeyiz, çünkü tasavvufun ön gördüğü ahlâka bütün toplumun sahip olması mümkün değildir. Devlet kendi vazifesini tam olarak yapar, sosyal adaleti temin eder, suçluyu cezalandırıp dürüst vatandaşı ödüllendirirse, toplumdaki diğer fert ve kurumlar da görevini düzgünce yaparsa ve nihayet tasavvuf kurumları da aslî işi olan ahlak eğitimine ağırlık verirse, toplumdaki problemler en aza iner, genel itibariyle huzurlu bir toplum oluşur. Diğer kurum ve kişilerin görevini tam olarak yapmadığı toplumlarda her şeyi tasavvuftan beklemek abes olacaktır. Tasavvuf çok önemli bir eğitim kurumudur ama sihirli değneği yoktur.   

 

TASAVVUF İKİ ADIMDIR: BİRİ GİDİŞ, BİRİ DÖNÜŞ

 

Tasavvufta “yol” kavramı öne çıkmaktadır. Yol kavramında insana dair nasıl bir yolculuk öngörülmekte, yolun sonunda nereye varılması amaçlanmaktadır?

 

İnsanların ruhları bedenlerinden çok önce yaratılmış ve Allah Teâlâ elest bezminde bu ruhlara: “Ben sizin Rabbiniz değil miyim” diye sormuştur. Onlar da “Evet” diyerek cevap vermişlerdir. Bu ruhlardan her biri, içinde yaşayacağı beden dünyaya gelmeden önce, ana rahmindeyken gelip o bedene dâhil olur ve o kişi dünyada bulunduğu sürece onunla birlikte bulunur. Beden ölünce o ruh tekrar geldiği yere yani öteki âleme, ruhlar âlemine döner. Bedene girmeden önce Allah’ı tanıyan ruh, dünyada dünyevî işlere dalar ve Rabbini unutur, ondan uzak düşer. Cenâb-ı Hak insanlara yakındır ama insanlar gaflet sebebiyle onun yakınlığını fark edemez hâle gelir. İşte bu “unutma” ve zihnen “uzak kalma” probleminin ilacı “zikir” yani hatırlama ve “kurbiyyet” yani yaklaşmadır. Hatırlayan ve yaklaşan kişi, onu tekrar tanımaya başlar. Bu yakınlaşma işi, kalbî, rûhî bir yolculuk ile olur. Bu yolculuğa çıkan kişilere sâlik veya sâir yani yolcu, kalben yürünen ve aşılan merhalelere de yol adı verilir.

 

Abdullah Ensârî Herevî Menâzilü’s-sâirîn yani yolcuların konaklama yerleri isimli Arapça eserinde bu yola çıkan kişilerin gafletten uyanmak ve tevbe etmekle işe başlayacaklarını, onar dereceli on mertebeyi yani yüz adet konak ve durak yerini aştıktan sonra vuslata erip Allah’ı tanıyan kişi (ârif) olabileceklerini söyler. İmâm-ı Rabbânî gibi bazı sûfîler “seyr ilallâh” yani ruhun Allah’ı tanıma yolunda onun isim ve sıfatları âlemindeki yolculuğundan sonra “seyr anillâh” yani Allah’tan âleme ve insanlara doğru bir iniş (nüzûl) yapması gerektiğini, bu inişi tamamlayanların halkı irşâda ehil olabileceğini söylemektedir. Bu sebeple “tasavvuf iki adımdır, bir gidiş, bir de dönüş” diyen sûfîler olmuştur. Cenâb-ı Hakk’ın isim ve sıfatlarında yolculuk yapan sâlik, kendi ayn-ı sâbitine yani Allah’ın ilmindeki kendi bilgisine ulaşır. Ferîdeddin Attât da Mantıku’t-tayr isimli eserinde otuz kuşun dağlardan ve vadilerden geçerek padişahları olan Sîmurg’a (otuz kuşa) doğru yaptıkları çileli yolculuğu anlatır. Hoca Bahâeddin Nakşbend hazretleri: “Tasavvuf ilimdeki intikalden yani insanın bilgisindeki değişiklikten ibârettir, alt ilimden ve idrakten daha üst idrâke geçmektir” der. Tasavvufî yolculuk (seyr u sülûk) sayesinde kişi Allah Teâlâ’nın isim ve sıfatlarını daha iyi tanımaya başlar, neticede ona olan sevgisi de ziyâdeleşir. Bu yolculuk bir eğitim sürecidir ve aşamaları yollardaki konaklama (mola) yerlerine, kendisi de yola benzetilmiştir. Yol kelimesinin Arapçası tarîk veya tarîkattır.  

                

TASAVVUFUN YÜKSEK İRFANINA DÖNÜLÜRSE

 

Dünün kıymetli tasavvuf büyükleri ile Ahmet Yesevî, Şah-ı Nakşıbend, Abdülkadir Geylanî ile günümüz şahsiyetleri arasında bir değerlendirme yaptığımızda yol, yöntem, ihtiyaçlar ve hizmetler bakımından nasıl bir tablo ortaya çıkıyor?

 

Tasavvufta ilkeler esastır, vâsıtalar ise zaman ve zemine göre değişebilir. Meselâ bir rivâyete göre, Hoca Ahmed Yesevî Buhara’da iken hafî yani sessiz zikir yaparmış. Türkistan (Yesi) bölgesine gidip orada irşâda başlayınca bu bölge halkının mizacına sessiz zikrin uygun olmadığını fark edip cehrî yani yüksek sesle icrâ edilen bir zikir türü olan zikr-i erreyi îcâd edip müridlerine tavsiye etmiştir. Ahmed Yesevî, Bahâeddin Nakşbend ve Abdülkâdir Geylânî gibi zâtlar kendi zamanlarına uygun şekilde tasavvuf ve ahlâk eğitimine devam etmişler, topluma faydalı olmuşlardır. Bugün zaman, şartlar ve toplumlar hızla değişiyor. Bu değişikliğe paralel olarak tasavvufî eğitim usullerinde bazı değişiklikler yapılabilir. Zaten yapılıyor da. Mesela kırk günlük halvet uygulamasını devam ettiren tarîkat pek kalmadı. Modern hayatın çalışma tarzı belki de bunu gerektiriyor. Ama sohbet, zikir ve ahlâk eğitimi gibi ana ilkeler değişmeden devam edecektir. Hatta günümüzün hızlı ulaşım ve iletişim vasıtalarını düşünecek olursak, tasavvufî ve ahlâkî öğretileri geniş kitlelere ulaştırmada günümüz insanının daha avantajlı bir durumda olduğunu söylemek bile mümkündür. Ancak günümüz toplumlarını savuran bireyselleşme ve konfor düşkünlüğü gibi hastalıklar, kendilerini tasavvuf ehli olarak tanımlayan kitleleri bile etkileyebilmektedir. Neticede bazı eski (geleneksel) tarîkatlar günümüzde tasavvufî ve irfânî derinliği az olan cemaatlere ve sıradan dinî gruplara dönüşmektedir. Bu gidişin önüne geçilir ve öze, maneviyata, tasavvufun yüksek irfânına tekrar dönülürse tarihte olduğu gibi bugün de tasavvuf insanlara insanlığı öğretmeye devam edecektir.

 

Söyleşi: Hamza Toprak

 

 


Etiketler PROF. - DR. - NECDET - TOSUN: - TASAVVUF - İNSANA - UNUTTUĞU - SEVGİYİ - TEKRAR - HATIRLATIR - -
FaceBook ta paylaş
05-01-2013 - 23:43
Özel Röportaj
0 Yorum
Haberi Yazdır
DİĞER HABERLER
Ahmet Özhan TYB İstanbul'da Muzaffer Ozak'ı Anlattı
Prof. Dr. Cevat Akşit TYB İstanbul'da Konuştu
Yeni Türkiye’nin Mefkûresi TYB İstanbul’da
Mustafa Ruhi Şirin: Modernite, çocukluğu üretir ve dönüştürür
TYB İstanbul Başkanı Bıyıklı: "İslam Dünyası Zor Günlerden Geçiyor"
SOSYOLOJİK DÜŞÜNCE ATLASI UFKUMUZU BULDURACAK
ÖYKÜCÜLER RÜYALARI HAKİKATİ İFADE ETMENİN BİR YOLU OLARAK KULLANIYOR
ŞEDDELİ ZENCİ ÖLÜM VAR HACİ İLE YÜZ YÜZE
İFTAR ÇADIRINA GEREK YOK!
İSLAM’IN PROTESTANLAŞTIRILMASI FİKRİ HAKİM KILINIYOR!
KEMALİST BİR ÜLKÜCÜLÜK TÜRETİLİYOR
BEN YAZMANIN DUA ETMEYE BENZEDİĞİNİ DÜŞÜNÜYORUM
HAZ ÇAĞINDA ANCAK ORGANİK ÇOCUK YETİŞİR!
GÖNÜL KİMİ SEVER İSE SULTAN ODUR
ZİHİNSEL BİR HİCRETE İHTİYACIMIZ VAR
CENNETE GÖTÜREN MÜZİKLERİ SEVİYORUM
YUVALARDA YANAN CANLAR VAR
SULTAN ABDÜLAZİZ İYİ RESSAMDI
EDEBİYAT MEVSİMİNİ MAHMUT BIYIKLI İLE KONUŞTUK
TÜRKİYE'NİN GÜNDEMİNİ KİM BELİRLİYOR?
BATI HİKAYESİZ BİZ FİLİMSİZ
İŞTE BENİM ŞAİR VE YAZARIM : ESRA ERKEÇ
FOTOĞRAFI KONUŞTURMAK SANATTIR
DERDİNİ AŞKLA MAYALAMAK
 
Untitled Document
ÖZEL RÖPORTAJLAR
 
 
ÖZEL HABERLER
 
Mahmut Bıyıklı ile Kültür Dünyası Akit TV’de Başlıyor
TYB İstanbul Takamul Altanmiah Heyetini Ağırladı
Kemal Tekden TYB İstanbul’daydı
 
HABERKÜLTÜR TV
 
İbn Arabi
Türkiye Yazarlar Birliği'nde Ömer Lütfi METE
Balkan Savaşlarının 100. Yılında Büyük Göç 2
Balkan Savaşlarının 100. Yılında Büyük Göç
 
DERGİ
 
Üsküdar’dan Gelen Güzel Bir Dergi
 
KİTAP
 
Mustafa Uçurum: Muhtasar Cinnet Risalesi
 
Untitled Document
Hayat Kültür Haber Kültür Şehir Kültür Özel Haber Özel Röportaj Medya Kitap Söyleşi Kültür Dergi Sinema Kültür Sosyal Medya Müzik Kültür Tarih Kültür Tv Kültür Gezi Kültür Radyo Kültür Sufi Kültür Soru Cevap Gazete Kültür
haberkultur.com - Tüm Hakları Saklıdır © 2012
İzinsiz ve Kaynak Gösterilmeden Yayınlanamaz