Untitled Document
Anasayfa | Yazarlar | Foto Galeri | Video Galeri | Künye | Reklam | Sitene Ekle | İletişim
REKLAM İLETİŞİM KÜNYE
BİZİ TAKİP EDİN
Gezi Kültür BEYAZ MÜSLÜMAN OLMAK; KENYA'DA...
 

BEYAZ MÜSLÜMAN OLMAK; KENYA'DA...
Kenya, gidip geldikçe, varıp gördükçe imanın ruhunu yaşadığımız coğrafya.
Ekleme Tarihi : 20-11-2012 - 20:55

 

Kenya.... 

Hepinizin bayramı kutlu olsun. Bayram boyunca Kenya’daydım. Somalili mültecilerin tutulduğu Dadaap kamplarında Cansuyu Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği’nin gönüllüsü olarak hayırsever Türk halkının kurban hisselerinin kesilerek pay edilmesi görevini icra için gönüllü veya yetkili 16 arkadaş gittik. Seyahatimiz Nairobi’den başlıyor.

Nairobi Uluslararası Havaalanı ortalama bir Anadolu şehri otogarını andırıyor. İnsanlar cana yakın ve şık görünümlü burada. Havaalanını terk eder etmez beklediğimiz fakirlikle yüzleşmek kaçınılmaz. Ancak kadınların şıklığı veya şık olma çabası yol boyunca devam ediyor. Klasik Afrika görüntüsü Nairobi’de bile hâkim ki ülkenin ticaret merkezi ve başkenti. Uçak doluydu ancak inişte ikiye ayrıldı insanlar, turist gruplar güneybatıya safari bölgesine, diğer grup kuzeydoğuya yardım bölgesine...

Karga gördüğüm ülkeler listesine Kenya’yı da ekledim. Bembeyaz bir kuş türü var daha önce görmediğim. Martı ebatlarında güvercin yumuşaklığında... Kıtanın tüm karasına inat öyle yoğun karşıma çıkıyorlar ki... Kara boynuzlu sığırlarsa hayli zayıf...

Dadaap’a gidiyoruz. Üçyüzbin Somalili mültecinin yaşadığı bir kamp bölgesi; Türk yardım derneklerinin ilgi odaklarından... Kampta kalmanın güvenli olmayacağı istihbaratı sonucu 8 saatin sonunda Garissa’ ya ulaşacağız. Konaklamayı burada yapacağız. Buradan kamplar 4 saatlik mesafede her gün gidip gelinecek...

Köyde bankalar caddesi...

Yolculuk enteresan sayısız köy ve kiliseden geçiyoruz. Neredeyse her Hıristiyan mezhebine veya tarikatına bağlı birçok kilise... Fakirlik diz boyu ancak nüfusu 1 milyondan az olan Mwingi bölgesinden geçerken yemek için uğradığımız burada, bölgeye ait ilçe sayılan ancak bizim küçük bir Anadolu köyü diyebileceğimiz yerde, 2 tane banka şubesi var. Üstelik Money Gram ve Western Union hizmetleri dahi veriliyor ki özellikle ABD’de yaşayan akrabalardan bir akış gerçekleşiyor ülkenin geneline...

İkişer silahlı asker bankaları koruyor. Askerler hükümet için çalışıyor. Ancak ikişer askerle korunacak sermaye birikimi böyle ufacık bir köy benzeri yerde nasıl sağlanmış anlamakta güçlük çekiyorum. Askerlerden biri ile muhabbet edip durumu anlamaya çalıştığım birinin bu tip ekonomik meselelerden haberinin olmadığı belli. Para veya hediye benzeri bir şeyler talep ediyor, sakız teklif ediyorum kabul etmiyor. İnsanların gururu ezilmiş buralarda.

Daha sonra İslam Kalkınma Bankası ve Dünya Bankası gibi kurumların fonlar aktardığını öğreniyorum. Ancak burada grup alalım verelim gibi aktivitelerin olmadığı kesin zira çöl boyunca birçok kontrol noktası olsa da güvenlik tartışmalı bir konu.

Yola devam ediyoruz. Yeşil bir yer burası ama çalı formatında. Bir de kocaman pancarlara benzer dev ağaçlar var. Ancak bitki örtüsü öyle çabuk değişiyor ki… Bu da büyük oranda suyla ilgili... Askeri hareketlilik bir noktadan sonra artıyor, kontrol noktası geçmeye devam ediyoruz. Askeri hareketliliğin arttığı bu bölgeye girince başlıyor keçi, sığır ve deve sürüleri. Ekili arazi görememeye devam ediyorum. Tarım sadece Nairobi’nin güneybatısında mevcut bizse kuzey doğuya doğru gidiyoruz. Aslında verimli topraklara benziyor ancak su sıkıntısını aşmak için gökyüzündeki bulutları tutabilecek tek bir dağ yok... Sakin dümdüz bir ova... Toprak kıpkırmızı...

İbibik ve binlerce kuş türü 

Çalıdan yapılma çadır evler ve tek tük camii... Müslüman bölgesine girdikten sonra durum böyle... Devlet tarafından büyük oranda terk edilmişler... Kuş çeşitliliği çok fazla, ibibik gördüm, bu yaz Kayseri’de de görmüştüm. Keklikler ve belgesellerde gördüğümüz binlerce enfes kuş türü.

Ve sekiz saatlik yolculuk sonrasında konaklayacağımız Garissa’ya vardık... Artık yolu suyu olmayan ülkesindeki savaştan kadınlarını ve çocuklarını kurtarmak için kaçmak zorunda kalan yüz binlerce Somalilinin yaşadığı terk edilmiş bölge Dadaap’ a gideceğiz, her gün.

Kahvaltı sonrası Dadaap’a yola çıktık. Asfalt yok artık her yer silisyum, su yok, elektrik yok kupkuru çöl... Köyler kimsesiz, insanlar öyle sevecen, öyle fakir... Bu çöllere kurulsa rüzgârgülleri ve güneş enerjisi panelleri, enerji ihtiyacı olan dünyada hiçbir ülke kalmaz. Kurulsa bir enerji konseyi gelse her ülke yatırımını yapsa... Alabildiğine rüzgâr ve tertemiz bir güneş... ‘Enerji tarlaları’ projesi... Oysa insanlar burada mal kavramının farkında değil. Ekonominin ‘e’si bilinmiyorken elişçiliği dâhil zanaatlar da gelişmemiş. Çocukların tek ümidi; futbol… Dilemmalar ülkesi... Bir ülkeden bir iç ülkeye gidiyoruz... Yolda develer, kervanlar, kuşlar, analarından ayrılmış ceylan kuzuları... Domuzlar ve vaşak, yırtıcılar...

Ve yüzlerce karınca tepesi... İmanda şüphe bırakmayan bu ileri teknoloji labirentler ağını barındıran tepelerin içinde karıncaların yanında işgalci türlü haşerat, yılan ve akrep yaşıyor. Akşam olunca çıkıyorlarmış. Somalili Müslümanların başvurmadığı bu tepelerin mimarı beyaz karıncalar yerliler için protein kaynağı... Bir kral ve kraliçe karınca yaşıyor her birinde yumurta ebatlarındaki bu iki üyeninse tadının hayli güzel olduğunu söylüyor böle halk sağlığı sorumlusu. Yerliler bu tepeleri bozmuyormuş gerekçesi ise içinde kötü ruhların ve cinlerin yaşıyor olduğuna inanmaları... Bunu notlarım arasına ‘hayli ilginç’ diye almışım. Size de okurken öyle geleceğine eminim ancak bu Kenyalı olmadan önceki düşüncemdi. Yazarken şimdi ilginç gelmiyor. Emin olun birkaç gün orada olsanız siz de böyle düşünebilirsiniz. Gene de uyarayım geceleri bu tepelere yaklaşmak yılan tehdidi sonucu ölümle sonuçlanabiliyormuş.

Kamplarda geçen ömürler 

İstanbul’dan Anadolu’ya kadar upuzun bir çöl düşünün... Ancak diken yiyebilirseniz hayatta kalabileceğiniz bir çöl... Cipin içinde sarsıntıdan koltuktan kayıyoruz. Yol yapma girişimi olmuş ancak mucurla kalmış onu da burada çalışan tek araçlar olan otobüsler, kamyonlar ve askeri araçlar bozmuş. Şoför bu takırtıdan gitmek yerine yol kenarında oluşmuş patikaları tercih ediyor haklı olarak. Dört saat sonunda kamp bölgesi Dadaap’a varıyoruz. Birleşmiş milletler kurmuş ilk kampı ancak bundan sonra insanlar sürekli akmış sevgili Somalilerinden... Üç adet kamp var. 22 yıldır bu kamplarda yaşıyor insanlar kimi burada doğmuş, büyümüş, evlenmiş, çocuğu olmuş. Bir kısmı burada ölmüş. Ne çirkin akbaba ile leylekten bozma bu koca leşçil kuş... Ne işin var bu saf insanların arasında, hangi insan dayanabilir senle yaşamaya... Sanki ölmelerini bekler gibisin.

İnsanlar ufak göletlerden ihtiyaçlarını karşılıyor bir de tek tük açılmış kuyulardan... Ahh bizim kara çocuklarımız sapsarı sularda yüzüyor. Unutmadık sizi.  Seviyoruz üstelik... Karşılıksız... Ne bilirdik ki atalarınız bizi hiç unutmamış... Türk insanının bir selamına, ufacık ellerin uzandığı bir şekere o gülümseme, o bembeyaz dişler fazla... Annenin açtırdığı eli ters çevirdiğimi unutmazsın umarım. Sen ati derinde bir ümmetin evladısın... O gülen gözlere cihan feda çocuk...

Gözde yaş dayanmaz size. Keşif için geldik dönüyoruz. Bayramlaşmak için geleceğiz.

-Upuzun karınca tepeleri anlattın kamplarla ilgili söyleyeceklerinse bu kadar mı kısa?

-Evet, laf kalabalığı öncesi, ama elimde değil kamplarda geçen 2 saat bir ömür… Ve her ömür bir film şeridi kadar kısadır. Uzun uzun anlatamam her şeyi. Böyle olsun istemedim bende. Ancak hangi birini anlatsam öbürüne haksızlık olur. Yaşadım hepsini.

Dönüyoruz. Minik ceylan kuzuları yüreğine basılası… Kaç kuzulu ceylan diyen kova kova indirdiler yazıya türküsü... Kamplara ulaşmak ve dönmek, 6 saat kafanız araç tavanına vura ine yolculuk yapmak demek. Asfalt gördüğünüzde kendinizi evinizde hissediyorsunuz. Ve Garissa’dayız.

Türk insanı her yerde aynı… Çay ve memleket meselesi... O kadar sevdalıyız ki Kenya’da bile memleketi kurtarıyoruz. Saat 3 oldu bu hoş sohbetten sonra. Yarın bayram sevdiğimiz memleketten bir gün sonra...

Sadece imanları var ve bu...

Sabah erken kalkıyoruz bayramlıklarımı giydim ancak buradan dönerken valizim boş olacak... Kamp yolundaki bir Müslüman köyünde duruyoruz. Herkes bayramlıklarını giyip çalısını terk etmiş. Boş araziye hasırlar serilmiş. Önde megafonu ile imam arkasında erkekler, sonra erkek çocukları en sonda kadınlar. Saf tutuyoruz şaşırıyorlar beyaz insanın Müslümanlığına. 14 Tekbirle bayram namazına niyet ediyor çoğumuz ilk defa. Ne tatlı bir namaz... Ala suresini okuyor imam ilk rekâtta ağlamadan yapamıyorsunuz. Namaz bitiyor önde açılan seccade üzerinde yardım toplanıyor cemaatten. İnsanlar verdikleri ile övünmemek için buruşturup koyuyorlar zaten az olan paralarını. Garissa’dan Somali’ye kadar Müslüman bölgesi. İnsanların hiçbir şeyi yok burada. Hiçbir şeyi okurken vurgulamalısınız. Çalı çadırları, üstlerinde sade elbiseleri, açlık ve yoklukları ve imanları. Başka hiçbir şey... Maslow’un ihtiyaçlar hiyerarşisi geliyor aklıma. Bu tevekkülde aşmış insanlar, gerçekten bu basamakların hiçbirinde bile değil mi? İslamsız her ilim kadükmüş bildim...

Ekvator ne imiş öğrendim bu arada. Güneş dimdik tepenize doğuyor ve saatlerce gitmiyor yandığınızdan emin olmak istercesine. Kesim bölgesine varıyoruz kontrol noktalarını geçe geçe. 3 Ekip 364 büyükbaş hayvanın kesilip dağıtılmasına refakat edeceğiz. Onlarca çocuk yüzlerce insan toplanmış kesim yerlerinin etrafında alınan güvenlik bölgesinin dışında. Umarız herkese yeter. Bütün kasapları topluyoruz vekâletler veriliyor. İsim isim okunuyor hayırsever Türk halkı vekâlet verilirken 2300 civarı hisse... En az 100 adedi Hz Muhammed s.a.v hissesi ve bir hisse de ismini hatırlayamadığım bir okulun 3b sınıfı talebelerinin, gözler doluyor...

Ben daha fazla dayanamayacağım bu atmosferi yazmaya... Ben yaşadım size de nasip olur inşallah. Karınca tepeleri gibi magazin kısımları sorun anlatayım. Acıları değil... Sadece hayırsever Türk insanına, vatanımıza milletimize Allah zeval vermesin demek istiyorum... Bu yardımların ulaşmasına aracı olan başta Cansuyu Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği ve orada gördüğüm diğer tüm derneklerin bağışçılarına, yöneticilerine, çalışanlarına, gönüllülerine, ekip arkadaşlarıma, ekibimizin liderliğini yapan Şerafettin Mollaoğlu’na ve Serhat Akçay’a ve oradaki partner kuruluş mensuplarına ve katılmama vesile olan Muhammet Resuloğlu’na teşekkür ediyorum. Herkesten Allah razı olsun.

Yazı ile söyleyebileceklerim bu kadar

Çok beğenilmese de şiirlerim

Bir kere daha deneyeceğim...

 

 

AFRİKA

 

Fakirliği ders aldım

Şükrüm azmış gördüm

Bayramda ağladım

Eskiden arındım

Ben başka oldum

Yaradana sığındım...

 

Yusuf Dinç

HaberKültür.Net


Etiketler BEYAZ - MÜSLÜMAN - OLMAK; - KENYA'DA... -
FaceBook ta paylaş
20-11-2012 - 20:55
Gezi Kültür
0 Yorum
Haberi Yazdır
DİĞER HABERLER
BEYAZ MÜSLÜMAN OLMAK; KENYA'DA...
Önce refik sonra tarik
Kable’r-refik ayne’t-tarik
Derebağın suyu başka!
Doğu Ekspresi bizim ordan geçer!
Medinem beni kabul eder mi?
Yahyalı'da bir şelale
Kırılmış bir vatanın gözyaşları
Galata kulesine çıktınız mı hiç ?
Daha gezecek çok yer var!
Şehirler onarır bizi!
Abdulhamit'in sırları burada!
Habib-i Neccar'da neler gördüm
İşi gücü gezmek!
Bugün ben bir güzel gördüm!
İnsan niçin seyahat eder?
Her Fotoğrafçı bir gezgindir!
Yeryüzünde gezmemiz öğütlenmiştir!
Frankfurt Notları
Şam güzellikler şehri!
İran'ı mutlaka gezmeli
 
Untitled Document
ÖZEL RÖPORTAJLAR
 
 
ÖZEL HABERLER
 
Mahmut Bıyıklı ile Kültür Dünyası Akit TV’de Başlıyor
TYB İstanbul Takamul Altanmiah Heyetini Ağırladı
Kemal Tekden TYB İstanbul’daydı
 
HABERKÜLTÜR TV
 
İbn Arabi
Türkiye Yazarlar Birliği'nde Ömer Lütfi METE
Balkan Savaşlarının 100. Yılında Büyük Göç 2
Balkan Savaşlarının 100. Yılında Büyük Göç
 
DERGİ
 
Üsküdar’dan Gelen Güzel Bir Dergi
 
KİTAP
 
Mustafa Uçurum: Muhtasar Cinnet Risalesi
 
Untitled Document
Hayat Kültür Haber Kültür Şehir Kültür Özel Haber Özel Röportaj Medya Kitap Söyleşi Kültür Dergi Sinema Kültür Sosyal Medya Müzik Kültür Tarih Kültür Tv Kültür Gezi Kültür Radyo Kültür Sufi Kültür Soru Cevap Gazete Kültür
haberkultur.com - Tüm Hakları Saklıdır © 2012
İzinsiz ve Kaynak Gösterilmeden Yayınlanamaz