Untitled Document
Anasayfa | Yazarlar | Foto Galeri | Video Galeri | Künye | Reklam | Sitene Ekle | İletişim
REKLAM İLETİŞİM KÜNYE
BİZİ TAKİP EDİN
Özel Röportaj Tekkeler ilim irfan merkezleriydi!
 

Tekkeler ilim irfan merkezleriydi!
İlim irfan dünyamızın önemli isimlerinden Mehmed Safiyyuddin Erhan Beyefendi ile Tekkeleri, tekke yaşamını, tekke mimarisini, ve ihyasına katkıda bulunduğu İstanbul Tekkeleri ve Eşrefîliğin önemli değerlerinden biri olan “Köfteli Çorba” geleneğini konuştuk.
Ekleme Tarihi : 14-11-2012 - 22:48

 

Mehmed Safiyyuddin Erhan Kimdir?

1954 senesinde Bursa’nın Çatalfırın semtinde sekiz nesildir büyüklerinin ihya ve inşa ettikleri vakıf bir külliyede(Numaniye Dergâhı) Bursa Eşrefilerinden Abdulkadir Muhyeddin Eşrefoğlu ile Atıfet Hanım’ın çocuğu olarak dünyaya gelmiştir. Başbakanlık Eski Arşiv Umum Müdürlüğü yöneticilerinden olan amcaları merhum Ziya Eşrefoğlu’ndan tarih kültürü ve şuuru aldı. Bursa’da vaki Mısri Niyazi(k.s) Hazretleri dergâhı evladından eski muallim Fehamüddin Ulusoy’un Tasavvuf tarihine dair vukufundan istifade etti. Asar-ı Nefise erbabı Hezarfen Hasib Mollazade İsmail Sönmez’den klasik sanatlara ve usulü mimariye dair tecrübelerinden istifade ile uzun seneler birlikte çalışarak melekelerini artırdı. Kendisine “ideâl dostum” tabiriyle iltifatta bulunan Merhum Kazım Baykal ile Eski Eserleri Sevenler Derneğindeki çalışmalara katıldı. Halen vakıf, dergâh, türbe, mescid ve hazirelerindeki restitüsyon projelerinin hazırlanması ve yerinde ihya çalışmalarını tatbiken İstanbul’da, Bursa ve civarında fiilen devam ettirmekte olup çalışmalarında tespit ettiği fotoğraf ve arşivini çeşitli dergi ve kitaplarda neşrederek umumun istifadesine sunmakta, müze ve benzeri yerlerdeki çeşitli eserlerin yaşatılması çalışmalarına devam etmektedir. Bursa için olduğu kadar ülkemiz için de duyarlılık sahibi isimlerin en başında gelmektedir. Bunu sadece dile getirmekle yetinmeyen, bizzat yaşatmak için taşın altına elini koyan bir sanatkârdır aynı zamanda. Kendisiyle Bursa Tekkeleri, tekke yaşamı, tekke mimarisi, -başta Safâ Vakfına devredilen Sütlüce Elif Efendi Dergâhı olmak üzere- ihyasına katkıda bulunduğu İstanbul Tekkeleri ve Eşrefîliğin önemli değerlerinden biri olan “Köfteli Çorba” geleneğini konuştuk.  Röportaj: Yunus Emre Altuntaş

 

Tekkeler, dergâhlar söz konusu olduğunda emeği geçen isimlerden biri olarak tekkelerin sosyal ve kültürel yaşama katkılarını, ülkemizdeki tekkelerin dününü ve bugünlere kadar ulaşan durumunu değerlendirir misiniz?

Âdemoğlunun yaradılışının tabii programında bulunan “ben kimim, neyim, niçin ve ne sebeple bu âleme geldim; getirenim kim, geliş sebebim ve vazifem nedir; evvelim ahirim ne olacak?” suallerini kendisine ve -bulabildiyse- muhatabına sora gelmiştir. Hak tarafından, kendisine insanlık elbisesi giydirilip büyük ve yüksek vasıflarla mücehhez kılınan seçkin fertlerin, bu suallerine cevap verip onları tatmin edecek enbiya ve evliya kendi içlerinden seçilerek inzal edilmişlerdir. Bilinen tabiriyle “Dergaha gelmenin Allah’a gelmek” olduğunu idrak eden irfan sahibleri, kendisinde güzel örnekler bulabileceğimizi müjdeleyen ilahi işaretle, evvela Medine’de “Ashab-ı Suffa” olarak bilinen Huzur-u Peygamberîde(a.s) bir halka teşkil etmişler ve bu halka Şah-ı Velayetle(k.v) devam edip büyük müctehid pirlerle(k.s) devam edegelmiştir. Bahsi geçen zümre-i ârifana içtima ve talim, tedris mercii olarak İslam coğrafyasında pek çok dergâh tesis edilmiş olup, faal veya mesdûd(kapatılmış) olarak günümüze gelenlerinden bu feyizli hayatın müstesna izlerini tetkik edebilmekteyiz. Hakikatte bütün kâinatın bir semâhane ve başta insan ve bütün mevcudatın zâkir olarak takdir edilip yaratıldığını idrâk ettiğimizde, taştan topraktan ağaçtan yapılmış mekânların sureta seddolmasının, insan-ı kâmilin kalbi pâkinde hiç durmadan cereyan eden zikrullahın inkıtaına asla sebep olmayacağı da bilinen bir gerçektir. Osmanlı coğrafyasında yakın tarihte cereyan eden şartlar sebebiyle pek çok müessesenin yıpranıp sıhhatli çalışma imkânı zora düşmüştür. Bir fedâkârlık ve feragat müessesesi olan dervişane hayatın can için değil canan için yaşamak(hubb-u gayr) esasına dayanan şartlarına teşne fertlerin azalmasıyla dergâhlarda görülen zafiyet sebebiyle na ehl eline geçmemelerini ve şahsiyetlerinin, itibarlarının kaybolmamasını da sağlayacak şekilde memleketimizde varlıkları ve faaliyetleri zahiren seddolunmalarıyla neticelenmiştir.

Birey olarak bir insanın hayatında tekkeler neyi ifade etmektedir. Tekkelerin vazifesi ne olmuştur, Bursa tekkeleri örneğinde öğrenebilir miyiz?

Bir şehirde, kasaba veya köyde hatta bir mahallede bulunan böyle bir irfan ocağı, ihlâs sahibi kişilerin ehil ve emin bir şahsiyet etrafında birleşerek, bir ömürde her zaman kolaylıkla edinilemeyen dünyevi hatta ahirete müteallik tecrübelere kısa zamanda erişebiliyorlardı. Büyük bir lutfu ilahi olan ariyet ömür sermayesini, zaman kaybıyla tecrübe kazanmaya çalışarak israfına yol açmaksızın, hayatlarının genç dinç verimli çağlarında murad-ı subhani mucibince, herkese ve her şeye faideli bir hizmetkâr olabilmenin yollarını kolaylıkla bulabiliyorlardı. Gerek bay gerek gedası hepsinin haline agâh mürşidlerinin işaret ve tavsiyesiyle birbirlerinden emin olarak yardımlaşmanın(karzı hasen) huzurunu tadabiliyorlardı. Huzurlarında bulundukları mücehhez şahsiyetin sohbetinde, ilim irfan, şiir, musiki, hatta el sanatlarının kültürümüzdeki zenginliklerinden hissemend oluyorlardı.  Bilhassa bugün içinde bulunduğumuz şartların bulunamadığı zaman ve mekânlarda, açlar istisnasız doyuyor, yolcular sokakta kalanlar, sahibsizler sahiblenilib dilenmek ve gayriye müracaattan esirgenerek hak kapısına yüzlerini çevirmeleriyle minnetsiz, külfetsiz hak lütfuna erişib yegâne müracaat merciinin Hak’da fani olmuş şahsiyetlerde nümayan olduğunu görüyorlardı.  Hepsinden mühimi Şah-ı velayet(k.v) hazretlerinin buyurdukları gibi “görmediğim ilâha inanmam” hükmü mucibince yüzlerini çevirip güvenle bağlandıkları ayine-i hak olan insan-ı kâmilin tavrından hâl ve hareketlerinden neye iman ettiklerinin müşahedesiyle edebin, taatin emniyet ve itimadın tatbikindeki feyzle, huzurda muhsinîn zümresine erebiliyorlardı.

Peki, kültürel anlamda ele alırsak; neydi ve ne oldu tekkelere?

Dergâhlar umumiyetle, Vakıf müessesesi içinde tesis olduklarından el değiştirmeksizin, inşa edildikleri yerde tamir veya yeniden ihya suretiyle mevcudiyetlerini sürdürebildiklerinden, o mahallin mazisinden, kültüründen istikbale malumat aktararak, milli mahalli dini mimarimizin bilhassa günümüzde devamı gelmeyen ahşab yapı zevkinin en ince örneklerine sahibtirler. Kütübhanesi ve hatta içinde icra edilebilen sanat kolları ve zamanımıza kadar gelebilen hazirelerinde medfun şahsiyetlerin kabir taşlarıyla mahalli bir açık hava arşivi halindeydiler. Yukarıda anılan ahval diğer sebeb ve amillerle 30 teşrinisanî 1341’deki resmi gazetede yayınlanan ilanla (Miladi:13 Aralık 1925) faaliyetleri seddolunan dergâhların bazıları cami veya mescide tahvil olduğu gibi, bazıları da mekteb olarak kullanılmaya başlanmıştır. Bazı dergâhlarda üretilen veya hediye edilmek, vakfedilmek suretiyle derviş sabrıyla vücuda getirilmiş her nevi eser ve eşyalara, kitaplara idarece el konulup, çeşitli depolarda kontrolsüz ve tespitsiz gezdirilerek taşınırken eksilmişler veya tamamen zayi olmuşlardır. 1979 senesi kışında İstanbul Yeni Cami hünkâr kasrında bu toplanılan eşyanın bir kısmının ayıklanması teşebbüsündeyken şahit olup topluca yığın halindeki tâc-şerifleri yeniden sarıp tepe güllerini de yerlerden toplayarak sancaklarla birlikte resimlerini çekmiş,  “Derviş Çeyizi” namıyla 2000 senesinde neşr olan esere girmelerine vesile olmuştuk. Vakfiye gereği tasarruf hakkı bulunan vâkıf veya evladı-ı meşayihten hali hayatta bulunanlarla müteselsilen gelen evlatlarına içinde kalıp ikâmet hakkı tanınmış, dergâha haricen tayin olunan sabık meşayihe ise sadece şahsi hayatlarında müştemilattan harem dairesinde ikamet hakkı verilmiştir. Sabık meşayihin vefatlarını müteakip hayatta kalan Şeyh Efendi ailesinden geriye kalanların bazıları kiracı olarak dergâh içinde kaldıklarından az bir kısmı günümüze çeşitli şekillerde gelebilmişlerdir. Tamamen tahliye olanlar ise bakımsızlık, halk ve idarenin alakasızlığı ile kısmen veya tamamen harap olmuş hatta bazıları belediyelerce veya bizzat vakıflar idaresince yıktırılarak boş kalan arsalarına zamanın idari binaları ve çeşitli tesisler yapılıp, bir kısmı da vakıf kelimesinin esas manası olan “durdurmak, mülkiyeti devredilmeksizin hapsetmek” manasının hilafına satılarak bir şekilde yok olmaları temin edilmiştir.

Günümüze gelince, evvelce andığımız irşad ehlinin huzurlarında bulunup tecrübelerinden istifade etmekten mahrum kalan yeni nesiller, kütübhanelere gidebilen kitaplardan, müzelere erişebilmiş çeşitli sanat eserlerinden, arşivlerde ulaşılan musıkî örneklerinden ve az da olsa ayakta kalabilen binalarındaki ahşab mimarimizin zevkli örneklerinden ve bu eserlere sindiği erbabınca hissedilen ruhaniyet ve feyizli iklimden istifadeyle yetinmek durumunda kalmışlardır.

Bu tekkelerimizin yaşatılması noktasında sizin de gayretleriniz bulunuyor. Bize biraz da bu çalışmalarınızdan bahsedebilir misiniz? Örneğin Bursa’da bu konuya dair pek çok ihya çalışmasında emeğiniz bulunduğunu biliyoruz...

Yakın aile büyüklerimiz ve onların seçkin muhitinden gördüğümüz usul erkân ve dünyaya geldikleri ecdad yadigârı, baba ocağı ve hepsinden önde pir evi olarak bilinip, tesis edildiğinden beri sekiz nesildir içerisinde feyizli ikliminden istifade edip şahit olduğumuz koruma ve ihya faaliyetlerinden edindiğimiz heyecan ve şevkle, mevcut ve gelecek nesillerin de bu zevkleri, zengin inanç ve ilahi aşk kültürümüzün, görenek ve adetlerimizin engin dünyasını müşahede ederek bilfiil yaşamalarını temin kastıyla, kalabilen diğer dergâhların da mevcut koruma kanunları gereği tescilli birer eski eser olmalarından hareketle mevcut imkânlar tahtında tamirle ayakta kalmalarına Hak lutfu dairesinde teşebbüs edebilmiş idik. Burûcu evliyaullah olarak anılan Bursa’mızda “Yadigâr-ı Şemsi” nam esere göre neşir tarihinde 80 civarında dergâh-ı âli var iken günümüze 8 tanesinin bile gelemeyişinin kaybına hüznümüzü birkaç tanesinin kısmi tamirlerine teşebbüsle gidermeye çalışmış idik.

Mensubu bulunduğumuz Numaniye Dergâhının devamlı süren bakım onarım çalışmaları devam ederken Kuşadalı İbrahim Halveti Hazretlerinin hulefasından Şeyh Hacı Şevki Efendinin tesis ve inşa buyurdukları Setbaşı semtindeki, Halvetiyenin Şabâni koluna mensup Hicri 1268’de inşa edilen dergâhın çatısında ömrünü uzatmaya matuf bir çalışmada bulunmuş idik. Tescilli bir eski eser olduğu halde vakıflar idaresinin yıkıp arazisine apartman yapmaya çalıştığı bu eseri ısrarla takip ederek tescilini müteakip ihyasına vesile olundu. 2011 senesinde koruma kurulu kararları mucibince Vakıflar İdaresince tamir edilip faal günlerinde –eski şeyhlerinin de hattat olmalarına binaen- Bursa Belediyesince Hüsn-i Hat talimgâhı olarak küşad edilmiştir.

 Yine Bursa’mızda Hazreti Emir Buhari(k.s) dergâhı ve harem meşrutası, evlad-ı meşayih tarafından boşaltılınca Vakıflar idaresinin tasdik edip maili inhidam kararı veren belediyeye mani bir harekete geçmeyince Bursa Belediyesi tarafından 30 Kasım 1979 Cuma günü yıktırılmıştır. Yıkık enkaz üzerinden ferdi olarak bir röleve plan hazırlayarak nezdimizde saklayıp, geçen seneler boyu ihyası için Koruma Kuruluna tesciline dair müracaatlarda bulunduk. Boş kalan arsasını Belediye istimlâk edip eski dergâhı da içine alan arazide yakın senelerde yüksek katlı bir betonlaşma projesine giriştiğinde, Koruma Kurulu kararı mucibince yere gömdükleri otopark zemini üzerine tarafımızdan yapılan ihya röleve planından hareketle hazırlattığı projelerle eski harem meşrutasını yeniden inşa edilip ziyarete açma teşebbüsü günümüzde tamamlanmak üzeredir. Yıktırılan Emir Buhari Dergâhının ahşab enkazını 1980 yılında Karabaş(Pir Ali Çelebi) ve Üftade Dergâhlarına taşıyıp çökmek üzere olan çatılarını hariçten de malzeme ve imkân tedarik ederek istikbale erişebilmeleri için kısmi tamiratlarını, İstanbul Anıtlar Derneğinin Bursa Şubesini de tesis ederek gerçekleştirmiştik.

Üftade, Karabaş-ı Veli ve Seyyid Usul Dergâhları da var sanırım?

Evet, haklısınız, onları da anlatmam icab eder. 2005 senesinde Bursa Belediyesi Karabaş Dergâhını tamamen yenileyerek kültür merkezi olarak umumun istifadesine sundu. Belediyenin teşebbüsü ve talebi ile haziresini de ihya etmiş idik. Tarik-i Celvetiyenin kurucusu olan Mehmed Muhyüddin Üftade Hazretlerinin hayatlarındayken tesis buyurduğu asitanesini tamire başlayan dernekten devralan belediye, yıkıp yeniden yapmak üzere çalışmalara başlamış olup tarafımızdan çizilen restitüsyon projelerinin ince aksamının yerine tatbikinde 2012 senesi nisan ayında da bu çalışmalara bilfiil devam etmekteyiz. Emir Sultan Hazretleriyle Buhara’dan Bursa’ya gelip Altıparmak semtinde Seyyid Usulî nam zatın tesis eylediği dergâhdan geriye kalan harem dairesi münhal ve haline terk edilmişken bir yakınımızca Vakıflar İdaresinden kiralanmak suretiyle sahip çıkılıp elden geçirilerek kullanılır hale getirilmiş ve seneler sonra Bursa Belediyesince kiralanıp yıktırılan Semahanesi de ilaveten bina edilip kültür merkezi olarak kullanılmaktadır. Bakımsız kalan haziresi dağılmış, toprak altında kalmışken tarafımızca tamirle ihya edilmiştir. Bir de Bursa Mevlevihanesi var elbette. Bursa Mevlevihanesini 1953 senesinde yine Bursa Belediyesi yıktırıp yerini Vakıflar İdaresinden istimlâk ederek su deposu yapmıştır. Türbesi mevcud olan Mevlevihanenin yeniden ihyası için resmi mercilere yaptığımız müracaatlarımızdan bugüne kadar bir netice alınamamıştır.

İstanbul’da ihyasına katkıda bulunduğunuz tekkeler hakkında da bilgi almak isteriz?

1984 senesinde Amerikalı bir hanımın alaka ve sağladığı imkânla İstanbul Tophane semtindeki kadiri asitanesinin, semâhane ve harem çatılarını tamirle kiremitlerini aktarıp tahribattan engellemeye çalışmışken daha sonra çıkan yangında semâhane tamamen yanmış, harem dairesi de zarar görmüş, içerisinde kalıp dergâhı terk etmeyen evlad-ı meşayih tarafından tamir edilerek kullanılabilecek hale getirilmiştir. 1985 senesi ocak ayında Eyüb Nişancasında Şemseddin Sivasi ve Ebul Ahadünnuri Hazretlerinin uzun seneler kapalı kalıp dağılan çatısında tamir ve kiremitlerinin aktarılmasıyla yıkımdan kurtarma ameliyesinde bulunduk. Yine 1985 senesinde Edirnekapı Mısri Niyazi sokağında Ahmed Kâmil Efendi(Şeyh Türlü) dergâhını Vakıflar İstanbul Baş Müdürlüğü Dergâh Asârı Müzesi yapabilmek için yeniden yaptırmış ve biz de eski tevhidhanesindeki çatı saçak tamiri yapmışken bu müze kurulması fikrinden vazgeçilip dergâh bazı kuruluşların kullanımına tahsis edilmiştir.

Sütlüce Elif Efendi Dergâhına dair ayrı bir bahis açabilir miyiz? Nitekim bu dergâh ilmî ve kültürel faaliyetler düzenlemek üzere günümüzde Safa Vakfı tarafından kullanılmaya başlandı...

Evet... İstanbul’un Haliç Sütlücesi sırtlarında Tarik-i Sa’diyeden Hasirizadeler Dergâhının tesisi 1787 olup, ikinci inşası II. Mahmud Han devrinde 1836 senesindedir. Üçüncü olarak II. Abdulhamid Han devrinde 1887 senesinde yeniden inşa edilerek günümüze gelebilmiştir. Evladı meşayih tarafından terk edilen haremde eski emektarlar ve selamlık kısmında da kiracılar kalmışlardır. 1980 senesindeki ziyaretimizde çatısındaki yerli kiremitlerin kayması, çinko yağmur oluklarının ömrü dolup içeriye akıntı vermesinin binaya yapacağı zarara mani olmak için İstanbul’daki teşebbüs heyetinin hazırladığı imkânlar ile kiremitlerini aktarıp çinko gizli derelerini değiştirerek semâhane, hünkâr mahfiline giriş kapısının üzerindeki başoda çıkmasının çöküntü ve sarkmasını da destekleyip ömrünü uzatıcı bir tamirde bulunmuş idik. 1983 senesinde selâmlıkta çıkan yangında harem dairesiyle birlikte müştemilât tamamen yandığından, geriye kalan semâhane kontrolsüz kalmış, bu sebeple eskiciler ve hurdacıların hücumunda eski levhalarını, çinko kaplama tavanını, kafes ve mesnevi kürsüsünü, bahçedeki sarnıç bileziği ve kitabe üzerindeki beyzî formdaki zikir ayetiyle söküp götürülebilecek her şeyi alınmış, para ve gömü bulunabilir umuduyla duvarları dâhil delinib açılarak her şeyini kaybetmiştir.  Durumu Vakıflar Genel Müdürlüğüne, Kültür Bakanlığına defaten yazarak, gidip şifahen haberdar ederek takip ettiğimiz halde bir netice alınamamıştır. İstanbul Büyükşehir Belediyesince, Vakıflar İdaresinden istimlâkle evlad-ı meşayihden geri alınıp külliyeye katılan selamlık ve harem dairelerinin yerine yenileri yapılıp, semâhane yeniden inşa edilircesine tamir edilmiş, 2011 senesinde çalışmalar tamamlanarak dediğiniz gibi Safâ Vakfının kültür hizmetlerine tahsis edilmiştir.

Son olarak Bursa Eşrefilerinde “Köfteli Çorba Ananesi” hakkında bilgi verir misiniz?

Cenab-ı Eşrefzadenin Bursa’da Çelebi Sultan Mehmed Han Medresesinde Danişmend(talebe, asistan) iken sohbetine katıldıkları Abdal Mehmed nam zatın kendisinden istediği köfteli çorba talebine binaen ancak içinde köfteleri olmayan bir çorbayı arayıp bulup huzura getirir. Çorbayı kendilerine takdimi esnasında içinde köftelerini bulamayan Abdal Mehmed’in, yanındaki çamurlu topraktan bir parça alıp küçük köfteler şeklinde çanağın içine atarak Eşrefzade Hazretlerine yemesi için teklif ettiğinde, bilâ itiraz ve tereddütsüz itimad ihlâs ve teslimiyetle çorbayı cümbüşlediğini gören Hazreti Abdal’ın “Ya sen olmayacak da kim olacak” şeklindeki manâlı hitabına mazhar olup seyrü süluk ve intisabına sebep olan bir hadisedir. Kendilerinin de feyzine vesile olmasına medar olmaklığını dileyen ve müteselsilen zamanımıza kadar gelen müridlerinin bayramların ikinci günü sabah namazını müteakip Bursa’da Numaniye Dergâhında ananevi usul erkân dairesinde köfteli çorba nuş edib bir alay halinde nay ve kudumlar eşliğinde yürüyerek civardaki Abdal Mehmed Hazretlerinin türbesini ziyaret ve niyazla İncirli semtindeki kadim eşrefi dergâhında aynı merasimi icra için toplanmış diğer bendegân ile birleşip, Emir Sultan Hazretlerini ziyaret ve diğer dergâhlardan gelen ve hazırda bekleyen mensubanın da iştirakiyle icra edilen manevi bir merasim olarak dergâhların sırlandığı tarihe kadar büyük bir şevkle icra edilegelmiştir.

Efendim bu ufuk açıcı sohbetiniz ve cevaplarınız için teşekkür ederiz.

Vesîle olduğunuz için biz de teşekkür ederiz.


Etiketler Tekkeler - ilim - irfan - merkezleriydi! -
FaceBook ta paylaş
14-11-2012 - 22:48
Özel Röportaj
0 Yorum
Haberi Yazdır
DİĞER HABERLER
Ahmet Özhan TYB İstanbul'da Muzaffer Ozak'ı Anlattı
Prof. Dr. Cevat Akşit TYB İstanbul'da Konuştu
Yeni Türkiye’nin Mefkûresi TYB İstanbul’da
Mustafa Ruhi Şirin: Modernite, çocukluğu üretir ve dönüştürür
TYB İstanbul Başkanı Bıyıklı: "İslam Dünyası Zor Günlerden Geçiyor"
SOSYOLOJİK DÜŞÜNCE ATLASI UFKUMUZU BULDURACAK
ÖYKÜCÜLER RÜYALARI HAKİKATİ İFADE ETMENİN BİR YOLU OLARAK KULLANIYOR
ŞEDDELİ ZENCİ ÖLÜM VAR HACİ İLE YÜZ YÜZE
İFTAR ÇADIRINA GEREK YOK!
İSLAM’IN PROTESTANLAŞTIRILMASI FİKRİ HAKİM KILINIYOR!
KEMALİST BİR ÜLKÜCÜLÜK TÜRETİLİYOR
BEN YAZMANIN DUA ETMEYE BENZEDİĞİNİ DÜŞÜNÜYORUM
HAZ ÇAĞINDA ANCAK ORGANİK ÇOCUK YETİŞİR!
GÖNÜL KİMİ SEVER İSE SULTAN ODUR
ZİHİNSEL BİR HİCRETE İHTİYACIMIZ VAR
CENNETE GÖTÜREN MÜZİKLERİ SEVİYORUM
YUVALARDA YANAN CANLAR VAR
SULTAN ABDÜLAZİZ İYİ RESSAMDI
EDEBİYAT MEVSİMİNİ MAHMUT BIYIKLI İLE KONUŞTUK
TÜRKİYE'NİN GÜNDEMİNİ KİM BELİRLİYOR?
BATI HİKAYESİZ BİZ FİLİMSİZ
İŞTE BENİM ŞAİR VE YAZARIM : ESRA ERKEÇ
FOTOĞRAFI KONUŞTURMAK SANATTIR
DERDİNİ AŞKLA MAYALAMAK
 
Untitled Document
ÖZEL RÖPORTAJLAR
 
 
ÖZEL HABERLER
 
Mahmut Bıyıklı ile Kültür Dünyası Akit TV’de Başlıyor
TYB İstanbul Takamul Altanmiah Heyetini Ağırladı
Kemal Tekden TYB İstanbul’daydı
 
HABERKÜLTÜR TV
 
İbn Arabi
Türkiye Yazarlar Birliği'nde Ömer Lütfi METE
Balkan Savaşlarının 100. Yılında Büyük Göç 2
Balkan Savaşlarının 100. Yılında Büyük Göç
 
DERGİ
 
Üsküdar’dan Gelen Güzel Bir Dergi
 
KİTAP
 
Mustafa Uçurum: Muhtasar Cinnet Risalesi
 
Untitled Document
Hayat Kültür Haber Kültür Şehir Kültür Özel Haber Özel Röportaj Medya Kitap Söyleşi Kültür Dergi Sinema Kültür Sosyal Medya Müzik Kültür Tarih Kültür Tv Kültür Gezi Kültür Radyo Kültür Sufi Kültür Soru Cevap Gazete Kültür
haberkultur.com - Tüm Hakları Saklıdır © 2012
İzinsiz ve Kaynak Gösterilmeden Yayınlanamaz