Untitled Document
Anasayfa | Yazarlar | Foto Galeri | Video Galeri | Künye | Reklam | Sitene Ekle | İletişim
REKLAM İLETİŞİM KÜNYE
BİZİ TAKİP EDİN
Gazete Kültür İki yazı iki duruş!
 

İki yazı iki duruş!
Arif olan kendi yorumunu kendi yapar…
Ekleme Tarihi : 20121001101052 -

Müslüman entelektüellerin bir yüz yılı omuzlamaları

Ali Haydar Haksal!

Milli Gazete

 

İslamcılık tartışmalarının sürdüğü bu son zamanda, tartışmaların boyutu bir başka düzleme kayıyor. Bu tartışmaya liberaller, kavmiyetçiler, globalciler, yerlerini zamana ve koşullara göre belirleyenler dâhil oldular. Cemaatin gazetesinin yazarlarının çok renkliliği, çeşitliliği -hemen her kesimden çeşni olsun diye bulundurulan kalemler- bu tartışmalarda ve diğerlerinde kendi asıl rollerini yerine getiriyorlar. İslâmcılık tartışmasında kavmiyetçiler, soldan gelmeler, radikallikten ılımlı düzleme kayanlar da tartışmaya dalıverdiler. Burada, tuhafımıza giden, İslâmcılık ve İslâm tezi üzerinde hüküm vermeleridir onların. Oryantalistik bir bakış. Bu hükümler elbette Müslümanları bağlamaz, ancak harmanlanmış olan bu grubun okuru kendisini nereye ait kılacak ve nasıl bir kişilik sergileyecek?

Türkiye'de batılılaşma sürecinde, Müslümanların önünün kesildiği bir yüz yılda merhum Âkif ile belirginleşen mücadele ve direniş, Müslüman düşünürlerin varlığı sayesinde asıl mecrasına yöneliş gösterdi. İslâmi duyarlık, büyük uygarlığımız ve kültürümüz adına düşünen, konuşan ve yazan entelektüeller hiçbir zaman popülist, malayani bir düzlemde bulunmadılar. Başta üstad Necip Fazıl, Sezai Karakoç olmak üzere -bu düzleme eklenecek çok sayıda isim bulunuyor-, kimsenin ne düşündüğü, ne yaptığı belli değilken bu öncüler büyük bir çığır açtılar. Elbette buna Nurettin Topçu'yu, Bediüzzaman'ı, Nuri Pakdil'i ve diğerlerini de katmak gerekiyor. Bunlar; sinmiş, pusmuş, eli kolu bağlanmış bir milleti aydınlatma, bilgilendirme, bilinçlendirme ve dirim kazandırma adına büyük işler yaptılar. Türkiye karanlık dönemini kendi kendisine aşmadı. Bediüzzaman'ın risaleleri el altında dolaşımda iken ki bu da çok sınırlı bir alanda oluyordu o zamanlar, Necip Fazıl Büyük Doğu'da ilk kez Bediüzzaman ile bir röportaj yapıyor ve yayımlıyor. Kimsenin su yüzüne çıkmaya cesaret edemediği bir zamanda bunlar oluyor. Türkiye Müslümanları entelektüel boyutta büyük bir mücadele veriyor. Üstad Sezai Karakoç, Türkiye sınırlarını aşarak büyük uygarlığımızın özünü ve ruhunu medeniyet ekseninde bir düzleme oturtuyor. Nurettin Topçu felsefi anlamda bir mücadele veriyor. Nuri Pakdil Kudüs ve Orta Doğu bilinçli bir merkezde. Bu büyük mücadelede, bugün Müslümanlar adına kalem sahibi olanlar doğrudan veya dolaylı olarak onlardan besleniyorlar ve var oluyorlar. Bu düzlemin dışında kalanlar ancak popüler kültürün bir unsuru olabiliyorlar.

İslâmcılık tartışmalarının sürdüğü şu günlerde, Zaman gazetesi yazarı sayın Ali Ünal köşesinde Müslüman entelektüellerin mücadelesini, hizmetini kendi dar dünyasında veya avam düzeyinde bir bakışla değerlendiriyor. "Bugün, Cumhuriyet Türkiye'sinin en büyük Müslüman entelektüellerinden olan merhum Necip Fazıl ve Sezai Karakoç'un bile arkasında onları nihayete kadar takip edebilecek kaç kişi bulunduğu sorusuna verilecek bir cevap, entelektüelin tesirini görmeye yeter." Bu ifadelere ancak gülünür. Onların ortaya koyduğu eserler kültür tarihi boyunca varlıklarını sürdürecek elbette. Tıpkı Yunus gibi, Mevlana gibi...

Sayın Ünal yukarıdaki ifadesiyle ve parmak hesabıyla kişileri değerlendiriyor. Yığınların varlığı neyi ifade ediyor? Biliniyor ki, yığınlar hazan yaprakları gibi dönemin koşullarına göre oradan oraya savrulurlar. Siyasal yapılanmalarda bu daha çok görülüyor. Bir de cemaatlerin son çeyrek yüzyılda bir atılımı oldu. Dergiler çıkarıyorlar, yüz binleri peşlerinden koşturuyorlar. Cemaat önderleri hayattan çekilince bu topluluklar dağılıveriyorlar. On binlerce satan bu dergiler kalıcılık anlamında dirhem bir etki bırakmıyorlar. Kültür hayatına bir entelektüel de kazandırmıyorlar. Sayın Ünal'ın küçümsediği, etkisiz bulduğu üstad Necip Fazıl ile Sezai Karakoç izleğinde yüzlerce kalem sahibi var. Bunlar, batıcı düşünce karşısında bugünkü Türkiye düzleminin oluşturucularıdırlar. Kültür ve düşünce hayatımıza abanmış olan yabancı kültürün, düşüncenin, sanatın karşısında var olma bilincini geliştirdiler. Bugün, bu cemaatler de, onlar adına konuşan kalem sahipleri de bu özden beslendiler. Ne yazık ki Zaman gazetesinde gerek Necip Fazıl ve gerekse Sezai Karakoç karşıtlığı zaman zaman beliriyor. Köşelerinde veya kimi akademisyenler karşıtlıklarını çok rahat orada dile getirebiliyorlar. Onları millet gözünde düşürmenin, yok saymanın, hiç saymanın kime ne yararı olur? Bu, başta bu grubu da ilgilendiriyor. Biz tabii ki, insanları rencide edecek bir davranışta bulunmayı istemeyiz. Ama Müslümanların parasıyla, beslemesiyle batıcı düşünceye sahip kimseleri öne çıkarmalarını da yadırgıyoruz. Onlar Necip Fazıl ile Sezai Karakoç'tan çok daha mı önemlidirler? Ya da onlar büyük kitle Müslümanlara çok faydalı bilgiler mi sunuyorlar? Sayın Ünal'ın bakışı bizi bu noktaya getirdi ne yazık ki? Kendileri hangi kaynaktan beslendiler, nerelerden geçtiler bunu bir hatırlasınlar yeter deriz. 

 

İslâmcılık ve Bediüzzaman

Ali Ünal 

Zaman

 

"Arap baharı" sürecinde İslâmcılık tartışması başlatılmasını iki sebebe bağlıyorum: (1) Entelektüellerin kendilerini fazla önemsemesine; (2) "Arap baharı"nın bazı Türkiye İslâmcıları için artık bittiği öngörülen İslâmcılık adına yeni bir ümit olarak görülmesine.

Entelektüellerin özellikle Türkiye'de "en küçük" bir tarikatın şeyhi kadar olsun kalıcı tesiri yoktur. Bediüzzaman'ın enfes tesbitiyle, insan vicdanı dört rükünden oluşur ve bu rükünler, ruhun da duyularıdır: Zihin, kalb, irade ve his. Zihnin vazifesi, ma'rifetullahtır; kalbin vazifesi, Allah'ı müşahede; iradenin vazifesi, Allah'a ibadet; hissin vazifesi, Allah'ı sevmektir. Din, vicdanın bu dört rüknüne hitap ve onları tatmin eder. İnsanı, bilhassa Müslüman'ı hareket geçiren, öncelikle kalb ve histir. Batı'da "aydınlanma" denilen ve aklın Din'den kopmasına dayanan akımın ürettiği entelektüelin Müslüman'ı da, bu dört rükünden sadece zihnin bir fakültesi olan teorik akla hitap eder ve genellikle ma'rifetullahtan da yoksundur. Dolayısıyla, entelektüelin bilhassa kitleler üzerinde etkisi yoktur. Oysa İslâmî hareket, kitleler, halk üzerinde yükselir ve peygamberlere ilk inanan, nebevî İslâmî hareketlere ilk destek verenler, halk tabanında yer alan ve dönemlerinin entelektüelleri tarafından "ayak takımı" ve "çöl kafalılar" olarak görülen insanlar olmuştur. Bu gerçeklere rağmen, fikirlerine meftun olan entelektüel, kendisini çok önemser. İslâmcı bir entelektüel, 1980'lerde çıkardığı ve 5000 satan aylık bir dergi ile Türkiye'de bir "İslâm devrimi" yapabileceği ümidindeydi. Bugün, Cumhuriyet Türkiye'sinin en büyük Müslüman entelektüellerinden olan merhum Necip Fazıl ve Sezai Karakoç'un bile arkasında onları nihayete kadar takip edebilecek kaç kişi bulunduğu sorusuna verilecek bir cevap, entelektüelin tesirini görmeye yeter.

Ali Bulaç, "Arap baharı"nın tesiriyle İslâmcılığın ve İslâmcıların etkisini o kadar abarttı ki, konuyu yeni çalışmaya başlayan bir talebenin bile yapamayacağı hataları yapıyor. Meselâ, içinden şiddeti benimseyebilen gruplar da çıkaran İhvan-ı Müslimîn'in temelde şiddeti benimsememesinin Türkiye'de Risale-i Nur hareketi üzerinde bile etkisini olduğunu iddia ediyor. Oysa İhvan hareketinin Risale-i Nur hareketi üzerinde en küçük bir etkisi olmamıştır. 1907'den itibaren her yerde olan Bediüzzaman, ta baştan ve daima "İslâm, dâhilde menfiye alet edilmez." diyerek, şiddeti kesinlikle reddedip, "müsbet hareket"i esas almıştır. Ayrıca, Risale-i Nur hareketi, 1925'te başlamıştır. İhvan-ı Müslimîn ise, en önemli risalelerin artık yazılmış bulunduğu 1928'de kurulmuştur. Bediüzzaman'ın herhangi bir İhvan mensubunun eserlerini okumuş olması da mümkün değildir. O bakımdan, İhvan hareketinin Risale-i Nur hareketi üzerinde tesiri olduğunu iddia etmek, ancak iki hareketi de tarihi ve temel duruşlarıyla bilmemek demektir.

Ali Bulaç, kusura bakmasın, fakat Bediüzzaman'ı tanımadığını ne yazık ki başka yazılarında da ortaya koyuyor. Meselâ, şöyle yazıyor: "... Geri kalışımızın sebebi dinimiz değil, onu tarihte yanlış anlamamızdır. Bunda gelenek, örf ve âdetler; özellikle tasavvuf, bid'at ve hurafeler; donmuş fıkıh, içtihat kapısının kapanması; Meşşaîlik yerine Eş'arîliğin revaç bulması, Mutezile'nin mahkûm edilmesi, Gazali'nin filozoflara indirdiği ağır darbe; saltanat rejimleri vs. rol oynamıştır. Efgani'den Abduh'a, Akif'ten İkbal'e, S. Ahmet Han'dan Said Nursi'ye kadar neredeyse herkes böyle düşünür." Bu genelleme, özellikle kendisinde Ali Bulaç'ın iddiasının tam tersini müşahede ettiğimiz Bediüzzaman konusunda o kadar büyük bir hata ki, sadece Risale-i Nurların hiç okunmadığını gösteriyor. Sözü edilen konularla alâkalı 27. Söz, 30. Söz, 29. Mektup gibi Risalelerin hiç okunmamış olması bir yana, Bediüzaman "Eski Said" dediği dönemde dahi Ali Bulaç'ın iddiasını haklı çıkaracak ne bir şey söylemiş, ne de yazmıştır.

Bu kadar büyük maddî hatalar üzerinde yürüyen bir tartışma, bilhassa İslâmcılık adına ne değer ifade eder bilemiyorum.

 


Etiketler - İki - yazı - iki - duruş! -
FaceBook ta paylaş
20121001101052 -
Gazete Kültür
0 Yorum
Haberi Yazdır
DİĞER HABERLER
ERCİYESİN ZİRVESİNDE EDEBİYAT ESİNTİSİ
MEHMET DOĞAN'DAN GÖKÇEK'E ELEŞTİRİ
HAŞMET BABAOĞLU: SEZAİ KARAKOÇ'UN DÜŞÜNCESİNİ TANIMASAYDIM YAZIK OLURDU!
KİMSESİZLER YURDUNDA AÇAN ÇİÇEK!
MURAT MENTEŞ'İN YENİ ROMANINI TOPLUM İÇİNDE OKUMAYIN!
İBRAHİM TENEKECİ, İBRAHİM PAŞALI'YI YAZDI
İBRAHİM TENEKECİ AHMET MURAT'I YAZDI: İSMİNİ ANARSAM SERİNLİYORUM
İBRAHİM TENEKECİ'DEN SONRA NE OLACAK?
MURAT MENTEŞ: ALEVİLER DÜNYA AHİRET KARDEŞLERİM
SÖZÜN BİTTİĞİ YERDEYİZ
Hamidoloji kulağa hoş geliyor!
Çağrı'yı tekrar çekmek yürek ister!
İki yazı iki duruş!
“120 yaşına kadar yaşayacaksak…”
Ses peyzajı: Hakikatin anayurdu
Arayüzlerimizle yüzleşebiliyor muyuz?
Eller ruhun aynasıdır!
Bütün kavşakları tutmuş ...klar
Abdurrahim Karakoç bir Türkiye sevdalısı!
Sizin bir bahçeniz var öyle mi?
Amacımız Kur’ân’a ve Sünnet’e gitmek!
Kalbin Direnişi ne asil direniş!
Kocaya secde en güzel bişey
Dizilerdeki Üç Tehlike: Masa, Kasa, Nisa
 
Untitled Document
ÖZEL RÖPORTAJLAR
 
 
ÖZEL HABERLER
 
Mahmut Bıyıklı ile Kültür Dünyası Akit TV’de Başlıyor
TYB İstanbul Takamul Altanmiah Heyetini Ağırladı
Kemal Tekden TYB İstanbul’daydı
 
HABERKÜLTÜR TV
 
İbn Arabi
Türkiye Yazarlar Birliği'nde Ömer Lütfi METE
Balkan Savaşlarının 100. Yılında Büyük Göç 2
Balkan Savaşlarının 100. Yılında Büyük Göç
 
DERGİ
 
Üsküdar’dan Gelen Güzel Bir Dergi
 
KİTAP
 
OSMAN AYTEKİN’İN YENİ ÖYKÜ KİTABI ‘BULUŞMA’ ÇIKTI!
 
Untitled Document
Hayat Kültür Haber Kültür Şehir Kültür Özel Haber Özel Röportaj Medya Kitap Söyleşi Kültür Dergi Sinema Kültür Sosyal Medya Müzik Kültür Tarih Kültür Tv Kültür Gezi Kültür Radyo Kültür Sufi Kültür Soru Cevap Gazete Kültür
haberkultur.com - Tüm Hakları Saklıdır © 2012
İzinsiz ve Kaynak Gösterilmeden Yayınlanamaz