Untitled Document
Anasayfa | Yazarlar | Foto Galeri | Video Galeri | Künye | Reklam | Sitene Ekle | İletişim
REKLAM İLETİŞİM KÜNYE
BİZİ TAKİP EDİN
Söyleşi Kültür Türkiye’de İngilizce Hayatın Neresinde?
 

Türkiye’de İngilizce Hayatın Neresinde?
İngilizce; Osmanlıdan bu yana sonucunu alamadığımız bir konu. Yaklaşık iki asırdır devam eden bir kaos...
Ekleme Tarihi : 20120912001758 -

TÜRKİYE’DE İNGİLİZCE HAYATIN NERESİNDE?

Türkiye’de İngilizce kullanılmıyor. Buna rağmen gitgide İngilizce öğreten(?) Kurumlar çoğalıyor. Bazı yöntemlerle Türk insanına İngilizcenin hayatın her aşamasında çok önemli olduğu mesajı verilmekte. Fakat ister kabul edelim ister red edelim. Bu dili öğrenmedeki başarı(sızlığı)mız ortada. Okullarda en fazla öğretilen, kurslarda en fazla talep gören dil İngilizce. En çok para da İngilizce öğrenimine aktarılıyor. Ama şunu dememiz pekala mümkün: Türkiye’de gerek milli eğitim gerekse özel sektör ve bireyler bazında İngilizce “ en çok para ve zaman harcanıp en az karşılığı alınan” bir eğitim- öğretim konusu. Aslında bunun altında diğer gelişmekte olan ülkelerde olduğu gibi Türkiye’de de yabancı kitapları satan iki ülkenin, İngiltere ve Amerika’nın maddi çıkarları yatmakta. İngilizcenin bilgiye ulaşmada, dünyadaki diğer insanlarla iletişim kurmadaki önemi inkar edilemez; fakat kişi İngilizce öğrenme nedenleri konusunda bilinçli olmalı.  Türkiye’de İngilizce eğitim verdiğini söyleyen birçok üniversitede bile dersler Türkçe anlatılmakta. Yani kullanılması gereken yerde bile İngilizce kullanılmamakta. Çoğu kişi niçin İngilizce öğrendiğinin bile farkında değil aslında. İngilizce öğreniminin bir seferberlik halini almasının altında yatan nedenlerin araştırılması gerekmekte. Günümüz eğitim öğretim sisteminde yabancı dillere yöneliş ulusal dil açısından kaygı verecek boyutlara ulaşmış durumda.ülkemizde yabancı dil öğrenimine büyük maddi harcamalar yapılmakta, büyük emek sarf edilip zaman ayrılmaktadır. Yabancı dil bilmek bir kişinin öz geçmişinde artı bir özellik olsun diye değil, bir amaç doğrultusunda olmalıdır. Gereksiz yere  yabancı dil öğrenmek büyük ekonomik bir kayıptır. Yüz binlerce öğrenci her şeyden önce yabancı dil öğrenmeye yönlendirilmekte, yabancı dilden çok daha önemli bilgi ve becerilerin edinilmesi geriye itilmekte, gerekse de gerekmese de, ihtiyacı olsa da olmasa da milyonlarca insan bu yabancı kültür ve dil ürünlerini satın almaya özendirilmekte ve değeri olmayan boş saygınlığı elde edebilmek, ‘ ben İngilizce, Fransızca, almanca vb. bilirim. ‘ diyebilmek için buna talep olmaktadır.

TÜRKİYEDE BU KADAR ÇOK DİL OKULU, DİL KURSU, HAZIRLIK OKULU VARKEN BU KADAR PARA VE EMEK HARCANIRKEN NEDEN HALA İNGİLİZCE KONUŞABİLEN İNSANLARIN SAYISI ÇOK AZ?

TÜRKİYEDEKİ EĞİTİM SİSTEMLERİ İLE İNGİLİZCE ÖĞRENMEK MÜMKÜN MÜ SİZCE?

Kesinlikle mümkün değil. Çünkü düşünceler çok farklı. Yıllardır dünyada kullanılmayan sistemler kitaplar setler şu an Türkiye’de İngilizce öğrenmek için uğraşan milyonlarca kişinin önüne sunuluyor. Hangi  kuruma giderseniz gidin sistem hep aynı. Yıllarca o kursa gideceksiniz milyonlarca para vereceksiniz ama sonuç hep hüsran. Bakın etrafınıza bir dil kursunun reklamını mutlaka göreceksiniz. Mutlaka kursa giden tanıdıklarınız vardır etrafınızda. Eğer bu kurslar gerçekten etkili olsaydı onlar hakkında fazlasıyla başarı öyküleri duyardınız. Ama maalesef yıllarca kursa gitmiş insanlardan başarısızlık öykülerini daha çok duyuyorsunuz.

Kurumlardaki düşünce şu: öğrenci ne kadar çok kursa gelirse o kadar fazla taksit ödeyecek. Düşünün 120 saatlik başlangıç kurunda renkleri sayıları günleri alfabeyi falan ezberliyorsunuz. Yaklaşık 4 ay bunları ezberlemekle geçiyor. Sonraki 4 ay bunları pekiştiriyorsunuz. 1 sene geçiyor elinizde renk demeti 26 harflik bir alfabe haftanın günleri.. “ İstanbul’a gitmiştim” cümlesini kurabilmeniz için 1 yıl beklemeniz gerekiyor.

Dünyada bilimsel olarak kanıtlanmış bir şey var. Dünyanın hangi dili olursa olsun iyi bir eğitimci ve iyi bir müfredat ile 100-120 saatte o dil öğretilebilir. Ama Türkiye’de nedense yıllarca sürüyor bu eğitim ve öğrenen yok etrafta. İnanın çok iyi öğrenenlerde kendi gayretleri ile çözmüşlerdir bu problemi..

Avrupa ülkeleri ile karşılaştırıldığında Türkiye’nin dil eğitimi konusunda oldukça başarısız olduğu rahatlıkla görülmekte. Her hangi bir Avrupa ülkesinde lise eğitimini tamamlayan her öğrencinin anadilinin yanında İngilizce ve hatta üçüncü bir dili rahatlıkla konuşabilmekte iken türkiyede maalesef bunu göremiyoruz.  Hindistan’da bile çok iyi İngilizce konuşanların sayısı İngiltere’nin nüfusunun 3 katından fazla.

Bir de yurt dışına gidip İngilizce öğrenmeye çalışanlarla ilgili söylenecekler var. Yurt dışına dil öğrenmeye gitmeden önce, o dilde kendi ülkenizde belli bir seviyeye gelin. Yurt dışına belli bir seviyede dil becerisiyle donanmış olarak giderseniz orada daha çok şey öğrenirsiniz ve yaptığınız masraflara değer. Aksi halde kendi ülkenizde öğrenebileceğiniz şeyleri yurt dışında öğrenerek hem para hem de zaman kaybedersiniz. Yurt dışına ne kadar donanımlı giderseniz orada o kadar çok İngilizce öğrenirsiniz. 

NEDİR ASIL PROBLEM?

Bana göre asıl problem yukarıda bahsettiğim 100-120 saatlik müfredatın oluşturulamaması. Dil öğretimi konusunda sistem çöplüğüne dönen ülkemizde insanları bu çöplükten çıkarmak için uğraşılmaması. İngilizce dünyanın en basit dilidir. Fakat sistematik bir dildir. Dilin hiç bir safhasında ezber yoktur.  Türkiye’de İngilizce konuşulamamasının en büyük nedeni kurslarda kapıdan girer girmez enjekte edilmeye çalışılan “ İngilizce düşün” , “Türkçe düşündüğünü İngilizceleştirme” gibi söylemlerdir. Hiç bir Türk İngilizce düşünemez. Siz bir masa görünce aklınıza ilk gelen onun İngilizcesi mi yoksa Türkçesi midir? Ana dili Türkçe olan bir insanın bir konuda İngilizce konuşurken ilk önce Türk olduğu için kafasındaki Türkçe havuzundan konu ile ilgili söyleyeceklerini Türkçe olarak toplar ve onları İngilizceye çevirip konuşur. Bu sadece konuşmada değil yazmada da böyledir. Siz hiç İngilizce düşünüyorum diyen bir Japon, Fransızca düşünüyorum diyen bir alman, almanca düşünüyorum diyen bir Rus gördünüz mü? Herkes kendi ana dilinde düşünür. Hiç kimse İngilizce düşüneceğim diye kendini zorlamasın. Eğer öyle olsaydı inanın ben o “İngilizce düşün” bayrağını sallardım. Ben 20 den fazla branşta 200 den fazla konuda 200.000 sayfadan fazla literatür taradım. Sadece tıp ile ilgili 40.000 sayfaya yakın literatür taradım. Ben kendi gayretlerimle 20 yıl önce hazırladığım müfredatımın verdiği hız ile şu an 1 günde 200 sayfa çeviri yapabiliyorum. İnsanlar buna inanmıyor. Bende onları bir ses kayıt cihazı ile ofisime bekliyorum. Ben 20 yıldır profesyonel çevirmen olarak çalışıyorum. Türkçesini okumadığım konularda İngilizce literatür taradım. Şu an a’dan z’ ye her konuda İngilizce konuşabilirim. Dili bilmek budur. Dili en iyi bilenler o dilde en çok okuyanlardır. Bana gelen öğrenciler diyor ki ‘ hocam kurs bittiğinde her konuda konuşabilecek miyim? ‘ bende onlara ‘ buyurun şimdi dünyadaki ekonomik krizi İngilizce değil Türkçe konuşalım’ diyorum.2 dakika sonra muhabbet bitiyor. Bakın bir konuda İngilizce konuşabilmenin 3 bileşeni vardır. 1- İngilizceyi bilmek. Çünkü İngilizce konuşacağız. 2- konuşacağınız konuda Türkçe o literatüre hâkim olmak. 3- konuşacağınız konuda İngilizce o literatüre hâkim olmak.

İngilizce konuşmayı bir kenara bırakın. Sosyoloji ile ilgili bir seminere katıldınız diyelim. Ünlü sosyologlar var. Sunum yapıyorlar. Bu arada seminer Türkçe veriliyor. Eğer ben sosyoloji ile ilgili hiç bir şey bilmiyorsam hiç kitap okumadıysam sosyoloji ile ilgili o seminerden bir şey anlayabilir miyim? O seminerde düşüncelerimi ifade edebilir miyim? Bu Türkçe seminerde böyle bir de seminerin ingilizce olduğunu düşünün. Turist ile 5 dakika muhabbet etmek İngilizce bilmek değildir. Şirketinize gelen yabancı bir misafire ‘hoş geldiniz merhaba’ demek İngilizce bilmek değildir. Oval masaya oturduğunuzda, kürsüye çıktığınızda, bir turist ile karşılaştığınızda  a’ dan z’ ye her konuda konuşabilmek o dili bilmek demektir.

“ DİL KONUŞA KONUŞA ÖĞRENİLİR “ DENİLİYOR. BU KONU HAKKINDA NE DÜŞÜNÜYORSUNUZ?

Kesinlikle katılmıyorum bu düşünceye. Dil konuşa konuşa değil okuya okuya öğrenilir. Biraz öncede ifade ettiğim gibi eğer konuşulacak konu hakkında bilgimiz yoksa ne konuşacağız? Boş kafa ne konuşur? Artık kolaya kaçmaktan vazgeçmeliyiz toplum olarak. Ne bulursak okumalıyız. Yoksa sadece dil konusunda değil hayatın hiç bir safhasında bir arpa boyu yol gidemeyiz. Kendi dilinde kitap okumayan, sosyal konuları uzman gibi değilde popüler düzeyde dahi takip etmeyen ya da etkili dinleme becerisi zayıf insanların İngilizceyi rahatlıkla konuşması ütopyadır.

“BENDEN İNGİLİZCE ÖĞRENMEK İSTEYENLER SADECE TÜRKÇE BİLSİN YETER” DİYORSUNUZ. BU İFADENİZLE ANLATMAK İSTEDİĞİNİZ NEDİR?

Evet, sadece Türkçe bilmesi yeterli diyorum ama inanın onu bile bilmiyor bazı insanlar. Ana dilinizi ne kadar iyi bilirseniz bir başka dili o kadar iyi öğrenirsiniz. Siz kendi dilinizde edat, bağlaç, ulaç, ortaç, sıfat, zarf, zamir, isim nedir bilmiyorsanız bunların İngilizcesini nasıl anlayacaksınız? Ana dilimizde ne kadar becerikliysek öğreneceğimiz dilde de o kadar başarılı oluruz. Bir insanın kendi ana dilindeki ifade zenginliği, kavramları kullanma becerisi ve buna benzer şeyler, yabancı diline yansır. Yabancı dil öğrenen kişilerin öncelikle ana dilleri ile bağlarını kuvvetlendirmesi gerekir. Bu olay kendi sahasında futbol oynayamayan bir takımın deplasmanda harika şeyler yapmasını beklemek gibidir.

SİZİN FARKINIZ NEDİR?

En büyük farkım 100 saatlik müfredatım. 20 yıllık İngilizce geçmişim. 200.000 sayfadan fazla çeviri geçmişim. Kimi insanlar mucize diyor bu müfredat için. Kimileri ana dili Türkçe olan birine İngilizceyi öğretecek tek sistem diyor. Kimileri kültür mirası gibi koruma altına alınması gerekir diyor. Ben de diyorum ki olması gereken şey. Ben insanlara aylarca renk gün sayı alfabe öğretmiyorum. Ben insanlara diğer kurslardaki gibi cin ali kitapları vermiyorum. Ben insanlara senet yapmıyorum. Ben yapamayacağım şeyleri söylemiyorum. Ben karşıma kim gelirse gelsin ona 7 saat teorik dersten sonra hiç İngilizce bilmeyen bir öğrencimin çok rahat yapabildiği bir sınavı uzatıp “ senin hayatın boyunca gördüğün İngilizceye karşı benim 7 saatte anlattığım İngilizce” diyebilecek kadar müfredatıma güveniyorum. İnanın bunların arasında dil bölümlerinde profesör olanlar bile var. Türkiye’de hangi İngilizce kursunda öğrenci olarak İngilizce öğretmeni vardır? Ben İngilizce öğretmenlerine ders anlatıyorum. Ben mütercim tercüman bölümlerinden mezun insanlara ders anlatıyorum. Türkiye’de bu sorun artık bitsin istiyorum. Türkiye’de insanlar sadece 1 kuru 120 saatte gördüğü için ben tüm İngilizceyi 100 saatte bitiriyorum dediğimde kuşku ile bakıyorlar. Ama gruplara girip sadece 7 saat ders dinledikten sonra gerçeği çok rahat görüyorlar. Türkiye’de tıbbi İngilizce müfredatı sadece bende var. Tıbbi İngilizce müfredatı şöyle bir şey; öğrenci İngilizceyi öğreniyor ama tıbbi terimlerle öğreniyor. Şu an teoloji müfredatı oluşturuyorum. Bu da tıpkı tıbbi müfredat gibi olacak. Öğrenci İngilizce öğrenecek ama dini terimlerle. Bunun faydası çok olacak inşallah. Yurt dışına giden bir kardeşimiz sadece Türklere Araplara değil bir İngilizce bir Amerikalıya çok rahat dinini anlatabilecek. Kur’ân-ı Kerim’den hadis kitaplarından risale-i nur külliyatından müfredata uygun ifadeleri çıkarıyorum. Yakında tamamlanacak Allah’ın izniyle.

Asıl önemli olan müfredatımı onun üzerine kurduğum 3 cümle yapısı. Hem İngilizce de hem de Türkçede 3 farklı cümle yapısı vardır. 4. Bir cümle yapısı ne Türkçede ne de İngilizcede yoktur. Ne matematiksel olarak ne linguistik yani dil bilimsel olarak 4. Bir cümle yapısı olmayacaktır. Karşınıza kim gelirse gelsin size konuşma okuma yazma düzeyinde ne kurarsa kursun sadece bu 3 cümle yapısından birine plasedir.  Bunun gibi 20 nokta daha var. Biz Türklerin önündeki en büyük engeller bunlar İngilizce öğrenmede. Müfredatımı bunların üzerine kurdum. Bunlar dünyada hiç bir kurum veya kuruluşta anlatılmayan, hiç bir kitapta açıklanmayan noktalar. Hiç İngilizce bilmeyen bir öğrencim 10 saatlik bir eğitimden sonra 20-25 kelimelik cümleler kurabiliyor. Bir dilde amaç cümle kurmaktır. Eğer siz dilde cümle kurabiliyorsanız konuşursunuz yazarsınız anlarsınız her şeyi yapabilirsiniz.

TÜRKİYEDE YAPILAN DİL SINAVLARI İLE İLGİLİ NE DÜŞÜNÜYORSUNUZ?

Türkiye’de gösterilmeyen İngilizcenin sınavları hepsi. Aslında sınavlar klasik olmalı. Mesela “x konusu ile ilgili ne düşünüyorsunuz?” Diye sorulup bir makale istenmeli. Üds kpds gibi sınavları çözebilmeniz için tüm İngilizceye hakim olmanız gerekiyor. Literatür taramış olmak gerekiyor. Herkeste kolaya kaçma düşüncesi olduğu için “ pratik yöntem, kolay yol, şunu görürsen bunu işaretle” gibi saçmalıklar türedi. Ben 30’ a yakın kpds üds sınavına girdim ama hiç şunu görürsen bunu işaretle saçmalığı ile karşılaşmadım. Dilde pratik yöntem kolay yol olmaz. Matematikte olur ama dilde olmaz. Bir paragraf sorusunu çözmek için yapılması gereken; ilk önce paragrafı okuyup anlamak sonra soru cümlesini okuyup anlamak sonra şıkları okuyup anlayıp soruyu çözmektir. Bunun kolay yolu yoktur.bazen sahaflarda geziyorum İngilizce kitaplara bakıyorum. Kolay yol pratik yol adlı kitapları inceliyorum. Kısayol dedikleri şeyi kısa yoldan çözmeniz için ana yolu çok iyi bilmeniz gerekiyor ki kısa yolu bulasınız.yani tüm İngilizceye hakim olacaksınız hem de tüm detaylarıyla. Zaten onu biliyorsanız kısa yola ne gerek var. Herkesin derdi sınav olmuş. Sınavdan öyle ya da böyle istediğiniz puanı alırsınız. Ama sonrası nasıl olacak? Üniversitede hocaysanız nasıl yayın yapacaksınız? Bazı üniversitelerde hocalar grup oluşturup her ay 1 hoca için yayın hazırlıyorlar. Benim kpds sınavından 83 alan öğrencim vardı. Bu puanı almış ama yayın yapamıyor, konferansa gittiğinde konuşamıyor.neye yarayacak ki o puan?

 Türkiye de bu klasik eğitim sistemleri oldukça dil sorunu bitmeyecek. İnsanlar yıllarca kursa gitmeye devam edecek.

ÖĞRENCİ POTANSİYELİNİZ NASIL? DAHA ÇOK KİMLER GELİYOR? KÜÇÜK YAŞTA ÇOCUKLARA DA ÖĞRETİYOR MUSUNUZ?

Genellikle yetişkin insanlar geliyor kursa. Lise 3 altını almamaya çalışıyorum. Çünkü Türkçe formasyonun tam olarak yerleşmesi gerekiyor. Dil bilgisini iyi bilmesi gerekiyor gelecek öğrencinin.  Türkçesini kuramadığınız bir şeyin İngilizcesini kurmanız imkânsız. Biz kursta ilkokulda lisede üniversitede ne istendiyse öğrenciden onu istiyoruz. Derslere devam edecek raporlarını hazırlayacak sınavlara katılacak. Bunlar bu müfredatın olmazsa olmazları. Bunları yapamayacak emek göstermeyecek kişileri almamaya gayret ediyorum. İnsanlar sihirli bir değnek var sanıp geliyor. Çalışmadan dil öğrenmek peşinde. Ama öyle bir şey yok tabi. Emek vermeliler. Emek vermeden olmaz. Diğer ingilizce kursları gibi öğrencinin eline 3 ayda bir kuşe kağıda basılmış kitaplar verip her derste öğrenci anlasa da anlamasa da 10 sayfa geçmiyoruz. Bu müfredatın her noktası önemlidir ve gereksiz hiç birşey yoktur.

 

SİTENİZİN İSMİ www.ingilizcebitmistir.com GERÇEKTEN BİTTİ Mİ ARTIK TÜRKİYEDE İNGİLİZCE PROBLEMİ?

Ben müfredatımdan eminim. Benden ders alanlar insanlar bunu çok rahat görüyorlar. Her ders biliyorum ki iyi ki bugün gelmişim diyorlar. Ama yıllar önceki öğrenci profili yok artık. Ben kurban ramazan bayramlarının 1. Günü bile ders yaptığımızı bilirim gruplarla. Şimdi öğrenci ramazan ayına 1 ay kala bayramda nasıl yapacağız diye soruyor. Bu zihniyetle zor tabi İngilizce öğrenmek. Emek verenler tutunabiliyor,öğreniyor. Ama hedefi olmayan diğer kurslar gibi gırgır şamata olmadığını görenler kopuyor gruplardan. Tam anlamı ile bu müfredata nokta koyanlar için gerçekten İngilizce her şeyi ile bitiyor.

NİÇİN İNGİLİZCE ÖĞRENEMİYORUZ?

 

İngilizce; Osmanlıdan bu yana sonucunu alamadığımız bir konu. Yaklaşık iki asırdır devam eden bir kaos.... 

Ülkemizde öğrencilerin %95’e yakını İngilizce dersi alıyor. Gerek Milli Eğitimde gerekse dershanelerde en çok para harcanıp karşılığının alınamadığı tek branş...

Ülkemizde dil öğretme ve öğrenme isteği Tanzimat fermanı ile hız kazandı. Yabancı dil öğrenme ihtiyacını karşılamak için ilk açılan okullar yabancılar tarafından açıldı. Tanzimattan sonra başlayan bugüne kadar devam eden süreçte sonuç pek parlak değil. 

Kolejler, dil okulları her geçen gün artıyor. Her geçen gün İngilizce daha da önem kazanıyor. Artık dijital teknolojiyi daha iyi kullanabilmek için, iyi bir medya okuryazarı olabilmek için, küreselleşen dünyada kendi dilimizi konuşanlar dışındaki insanlarla daha iyi iletişim kurabilmek için, bilim dili İngilizce olduğu için bu dili öğrenmek şart. 

FAKAT YANLIŞ GİDEN BİR ŞEYLER VAR. 

Etrafınıza baktığınızda bunu sizde rahatlıkla görebilirsiniz. Her caddede her köşe başında dil eğitimi veren bir dershane, bir kolej görmek mümkün. Buralara giden birçok da tanıdığımız vardır elbet. Fakat bunlardan memnun olan, bunlardan tam anlamı ile istifade etmiş, bir turistle karşılaştığında 5 dakikadan fazla muhabbet edebilen, “ımmm,hımmm” diyerek 2 saat düşünüp konuşan, yıllarca gittiği kurslarda kafalarına yerleştirilen kalıplaşmış ifadeler dışında cümle kurabilen bir tanıdığınız var mı? 

İNGİLİZCE KURSLARI NE İŞE YARIYOR? 

Her caddede köşe başında bulunan bu kurslar ne işe yarıyor? Bu kadar emek bu kadar para nereye, kime gidiyor? En önemlisi bu kadar zaman neden boşa geçiyor yada geçirtiliyor? 

Bunu araştırdınız mı? 3. Dünya Ülkelerinde bile ortaöğretimden mezun bir öğrenci ikinci bir dili çok rahat konuşurken bizim insanımız neden yıllarca uğraşmasına rağmen bir sonuç alamıyor?

Bu konuyla ilgilenen herkes oturup düşünmeli..Sadece ilköğretimde İngilizce öğrenimi gören öğrenci sayısı 6 milyon 300 bin kişi civarında, liselerde 2 milyon 786 bin.. 75 milyonluk Türkiye’mizde eğitim seviyesi bazında 2 dil bilenlerin oranı ilkokulda 0.8 lisede 5.2 üniversitede 10.4. 

Asıl sorun nedir? 

Bunca emeğe rağmen sonuç neden yok? 

Çocuklarımız yıllarca bu dersi gördüğü halde İngilizce bizim için neden ütopya? Hindistan'da aksansız, iyi İngilizce konuşanların sayısı 180 milyon. Yani İngiltere’nin 3 katı.. 

SORUN TÜRKÇE'YE UYUMLU MÜFREDAT OLMAMASI 

Sorun biz Türklerin düşünme sistemine uygun bir müfredatın oluşturulamamasıdır. Ana dili İngilizce olan ülkelerde ilkokula başlayan çocuklar için hazırlanmış kitaplar setler önümüze koyuluyor. Boşluk doldurma ile dil öğretilmeye çalışılıyor. 

Kalıplaşmış ifadeler beynimize kazınıyor. Pavlonun şartlanma deneyi gibi; "What is your name?",   "Where are you from?",  "How old are you?", Denildiğinde hemen kafamıza kazıdığımız cevaplar ağzımızdan fark etmeden çıkıyor. Bunlar dışında bir cümle geldiğinde eller havada verilecek bir cevap yok.. 

İşte Türkiye’de İngilizce biliyorum diyenlerin bildiği İngilizce bu: Sadece 5 dakika. “İstanbul’a gitmiştim.” diyebilmek için 1 sene kursa gidiyoruz. 

Çünkü anca 1 senede renk ezberleme sayı ezberleme alfabe ezberleme bitiyor. 

Aslında burada kendimize sormalıyız; kendi ana dilimizi ne kadar biliyoruz? 

Zarf, sıfat, zamir, edat, bağlaç ne demek? Etken, edilgen cümle ne demek? Dolaylı tümleç, zarf tümleci ne demek? Kendi anadilimizde bunları bilmezsek yabancı bir dilde bunları nasıl bilebiliriz? 

Kendi anadilimizde uzun bir cümle kuramıyorsak yabancı bir dilde nasıl kurabiliriz? Anadiliniz ne kadar iyi ise o kadar iyi başka bir dili öğrenirsiniz. İngilizcenin en büyük özelliği sadece belli bir coğrafi bölge ile sınırlı kalmaması, dünyanın her köşesine yayılmış olmasıdır. Bu globalleşen dünyada artık bu dili öğrenmek şart. 

İNGİLİZCE DÜNYANIN EN BASİT DİLİDİR 

İngilizce dünyanın en basit dilidir. Öyle kurslarda anlatıldığı gibi karmaşık yıllarca uğraşılması gereken bir dil değildir. Sistemli bir müfredat ve iyi bir eğitimci ile 100-120 saatte bu dil halledilebilir. 

Yaklaşık 25 yıllık İngilizce öğretim hayatımda bu dili neden öğrenemediğimizi açık bir şekilde ortaya koyan bazı olaylardan bahsedeceğim size. 

1-İngilizce düşünmek: Gittiğiniz her İngilizce eğitimi veren kuruluşta bu saçma cümle sınıfın kapısından giren hoca tarafından kurulur. Türkçe düşünme, Türkçe düşündüğünü İngilizceleştirme.. Ama kimse buna mantıklı bir açıklama getiremez, mantıklı bir açıklaması da yoktur. 

Bizim kafamız Türkçe iken kafamıza her obje her nesne her varlık Türkçe girmiş iken bunu nasıl yapacağız? 

Bu sadece bizim ülkemize özgü olan bir durum. Fransızca öğrenen hiçbir alman Fransızca düşünmez. Rusça öğrenen hiçbir İtalyan Rusça düşünmez. 

Herkes kendi anadilinde düşünür. Kuracağı cümledeki kelimeleri kafasındaki Türkçe kelime havuzundan çeker cümlenin önce Türkçesini kurar daha sonra onu İngilizceye çevirerek yazma ve konuşma düzeyinde karşıya aktarır. Biz ne kadar düşünürsek düşünelim aklımıza hiç bir şey İngilizce gelmez. 

2- Çalışmadan öğreneceğini düşünmek: Herkes kolay yol, pratik yöntem,5 günde öğrenme,hipnoz ile öğrenme gibi saçmalıkların peşinde koşuyor. 

Bir dili öğrenmenin bu kadar kolay olduğunu düşünüyor. Matematikte olur kolay yol pratik yöntem ama dilde olmaz. Bazı dil sınavlarında şunu görürsen bunu işaretle şundan sonra şu gelir gibi bir takım hayaller görmüş bazı insanlar bunu satıyorlar. İnsanlarımızda kısa yoldan bu işi bitirmek için bu saçmalıklara inanıp rağbet gösteriyorlar. 

Sonuç hüsran. Bir dil sınavında bir soruyu çözmek için yapılması gereken ilk önce paragrafı anlamak soru cümlesini anlamak şıkları anlamak ve çözmek. Bu işlemin hiçbir safhasında bir şeyi görüp bir şey arama gibi bir saçmalık yoktur. 

Bir dili öğrenmek için emek sarf etmek gerekir. Dersten derse kitap açmak, programı öyle yada böyle bitirmek dili öğretmez. İnsanda bir kısa süreli hafıza birde uzun süreli hafıza vardır. Bilgiyi önce kısa süreli hafızanıza atarsınız. Eğer onu tekrar edip uzun süreli hafızanıza almazsanız unutulur gider. 

3- Konuşa konuşa öğreneceğini düşünmek: Dil konuşa konuşa değil okuya okuya öğrenilir. Hiçbir doktor konuşa konuşa doktor olmamıştır. Hiçbir avukat konuşa konuşa hukula ilgili bilgilere sahip olmamıştır. 

Dil okuyarak gelişir. Bilmediğiniz bir şey hakkında nasıl konuşacaksınız? 

BİR KONUDA KONUŞMAK İÇİN 3 ŞEYİ BİLMELİSİNİZ: 

- İngilizceyi bilmelisiniz. Çünkü İngilizce konuşacaksınız. 

- Konuşacağınız konuda İngilizce literatürü bilmelisiniz. 

- Konuşacağınız konuda Türkçe literatürü bilmelisiniz. 

Bu üçü olmadan İngilizce bir konu hakkında konuşmak imkansızdır. 

Sadece İngilizcede değil kendi anadilimizde de bir konu hakkında konuşmak için o konuyla ilgili uzman gibi olmasa da bir şeyler okumak gereklidir.

HaberKültür.Net

 

 


Etiketler Türkiye’de - İngilizce - Hayatın - Neresinde? -
FaceBook ta paylaş
20120912001758 -
Söyleşi Kültür
0 Yorum
Haberi Yazdır
DİĞER HABERLER
Ord. Prof. Dr. Ali Fuad Başgil, Özel Etkinlikle Anıldı
İz Bırakan Muallim Mahir İz Özel Etkinliği
MÜKERREM METE İLE GENÇLEŞEN MOSTAR ÜZERİNE
OSMAN SINAV ÇOK SANATÇI BİR ÇOCUK
Hepimiz biraz Bulgaryalı Aliyiz!
Gençliğimde öğrendiklerimi harcıyorum!
Türkiye’de İngilizce Hayatın Neresinde?
Arap Baharı başka bahar!
“Kerameti Yok Ama Tekbîri Var
Bir Manevi Feyz Çeşmesi: Hz. Geylani
Orhan Okay ile çok özel!
Ataistler İçin Din gündemde
13. kitabım hazır
Önce vapur orucuyla başladım
Ahmet Cemil olmak istemezdim
Her şey yetimler için
Sanat Kalbe Haredir
Kendimi öğrenci gibi görüyorum
Rejimler ölüyor
O bir hayal mühendisi!
Doktor da avukat da olmayın!
Doktor ne okursanız okuyun dedi!
Devir enaniyet devri!
Atatürk ‘otokratik diktatör’dü!
 
Untitled Document
ÖZEL RÖPORTAJLAR
 
 
ÖZEL HABERLER
 
Mahmut Bıyıklı ile Kültür Dünyası Akit TV’de Başlıyor
TYB İstanbul Takamul Altanmiah Heyetini Ağırladı
Kemal Tekden TYB İstanbul’daydı
 
HABERKÜLTÜR TV
 
İbn Arabi
Türkiye Yazarlar Birliği'nde Ömer Lütfi METE
Balkan Savaşlarının 100. Yılında Büyük Göç 2
Balkan Savaşlarının 100. Yılında Büyük Göç
 
DERGİ
 
Üsküdar’dan Gelen Güzel Bir Dergi
 
KİTAP
 
OSMAN AYTEKİN’İN YENİ ÖYKÜ KİTABI ‘BULUŞMA’ ÇIKTI!
 
Untitled Document
Hayat Kültür Haber Kültür Şehir Kültür Özel Haber Özel Röportaj Medya Kitap Söyleşi Kültür Dergi Sinema Kültür Sosyal Medya Müzik Kültür Tarih Kültür Tv Kültür Gezi Kültür Radyo Kültür Sufi Kültür Soru Cevap Gazete Kültür
haberkultur.com - Tüm Hakları Saklıdır © 2012
İzinsiz ve Kaynak Gösterilmeden Yayınlanamaz