Untitled Document
Anasayfa | Yazarlar | Foto Galeri | Video Galeri | Künye | Reklam | Sitene Ekle | İletişim
REKLAM İLETİŞİM KÜNYE
BİZİ TAKİP EDİN
Söyleşi Kültür Arap Baharı başka bahar!
 

Arap Baharı başka bahar!
“Arap Ülkeleri, Yardım Konusunda Türkiye Kadar Başarılı Değil.”
Ekleme Tarihi : 20120627012031 -


                                                                                                          Röportaj: Sündüs Çil

Gazi Mısırlı; 47 yaşında, Suriye asıllı bir iş adamı. İş adamı tanımı onun için çok sade kalacak sanırım. Gazi Bey, aynı zamanda bir dava adamı! MÜSİAD’daki görevinin yanı sıra Dârü’s-Selam Vakfı’nın başkanlığını da yürütüyor. Suriye devrimi için hem maddi hem manevi destek sağlayarak, mücadelesine devam ediyor.

Gazi bey ile röportajımızı, Arap Ülkeleri ile Türkiye arasında köprü vazifesi gören ithalat-ihracat şirketinin ofisinde gerçekleştiriyoruz. Her zamanki samimi ve içten gülümseyişiyle karşılıyor bizi. Arap Baharı ve Suriye Devrimi hakkındaki sohbetimize, ikram ettiği Arap kahvesini yudumlayarak başlıyoruz.

Türkiye’deki hayatına, öğrenci olarak geldiği İTÜ İşletme bölümünü kazanarak adım attığını anlatıyor bize. Ancak, Türkiye’ye geliş nedeni sadece eğitim değil elbette. O yıllarda pek çok Suriyeli gencin yurtdışına gitmelerinin asıl sebebi, Hafız Esad’ın insanlara nefes aldırmayan dikta rejimi. Öyle bir rejim ki, insanlar hiçbir şekilde haklarını arayamıyorlar. En basit işlerinde bile emniyet güçlerini karşılarında buluyorlar, para vermeden işlerini halledemiyor ve haklarını alamıyorlar.

Gazi Bey’e soruyoruz:

Bize yaşadıklarınızı anlatır mısınız? Baba Esad ve oğul Esad dönemlerini karşılaştırabilmek adına, her iki dönemden de biraz bahseder misiniz lütfen?

Suriye’de Esad rejimi 40 yıllık bir rejim olarak, bünyesinde her zaman zulmü barındırmıştır. Emniyet güçleriyle, Şebbiha dediğimiz yapılanmalarıyla, gizli istihbarat ağlarıyla insanların attıkları her adımı takip etmiştir. 1982 yılında Hama katliamında 30.000 kişi öldürüldü. Sağ kalanların ise çoğu hapishanelere atıldı veya kaçabilenler yurtdışına kaçtı.

O yıldan beri pek çok insandan haber alınamıyor. Miras, boşanma vs. gibi dosyalar –ki, resmi kayıtlara göre 56.000 civarında olduğu söyleniyor- sonuçsuz bekliyor. Eşlerinin, babalarının, oğullarının hayatta olup olmadığını bilmeyen insanlar bir belirsizliğe terk edilmiş durumdalar.

Suriye’de muhalif hiçbir düşünceye yer verilmez. Size iki seçenek sunarlar: Ya onlarla işbirliği yaparak orada yaşayacaksın, ya da yurtdışına gideceksin. Kendi düşüncelerini, kendi vatanında özgürce yaşamanın bedeli, hapishanede işkence görmek ve nihayetinde öldürülmektir.

Yurtdışına çıktıklarında rahat bırakılıyorlar mıydı?

Tabii ki hayır. Yurtdışında olanlar da hiç rahat değildi. Bulundukları ülkede, Suriye rejimi aleyhine davrandıkları tespit edildiğinde, geride bıraktıkları akraba ve yakınlarına rejim tarafından baskı uygulanıyordu. Duruma göre, türlü eziyetler yapıyorlardı.

Suriye dışında ne kadar vatandaşınız olduğuna dair rakamsal verilere ulaşabiliyor musunuz?

Suriye dışında yaşayan vatandaşlarımızın, net olmasa da 8 milyon civarında olduğunu biliyorum. Sadece Amerika’da yaşayan Suriyeli doktorların sayısının 6.000 olduğu düşünülürse, bu rakamın daha da yüksek olabileceği sonucuna varabiliriz.

Arap Baharını ve Suriye Devrimi’nin bu zincirdeki yerini ve önemini pek çok insan çok farklı şekillerde yorumladı ve yorumluyor. Biz sizin yorumunuzu öğrenebilir miyiz?

Öncelikle şunu söylemeliyim ki, Arap Baharı’nın nasıl ve ne zaman çıkacağını hiç kimse tahmin edemezdi. Bu meselenin ardında çok farklı nedenler ve gizli bir takım planlar olduğunu düşünenlere katılmıyorum. Yıllardır zulüm altında yaşayan Ortadoğu insanında, değişen dünyayı takip ettikçe, demokratik ülke ve medeni yaşam hayalleri yeşermeye başladı. Arap gençleri için en güzel örnek de Türkiye oldu. Avrupa’yı örnek alamazlardı çünkü Avrupa hem ekonomik sıkıntılarıyla, hem yaşlı nüfusuyla hem de sosyal yapı farkıyla, onlar için ideal örnek olmaktan çok uzak. Türkiye’de son 9 yılda pek çok yenilik gerçekleşti. Türkiye, dünya ülkeleri arasında büyüme hızı noktasında Çin’den sonra ikinci ülke konumuna geldi. Bazı Arap ülkeleriyle yapılan anlaşmalar doğrultusunda vizelerin kaldırılması, pek çok insanın Türkiye’ye gelmesini sağladı. Vizelerin kalkmasıyla birlikte Suriye’den 1 milyon kişi Türkiye’ye gitti. Türkiye’den Suriye’ye gidenlerin sayısı ise yaklaşık 1,5 milyon civarında. Ayrıca; Lübnan’dan, Tunus’tan, Mısır, Fas ve Cezayir’den de pek çok insan Türkiye’yi ziyarete geldi. İnsanlar Demokratik ve medeni bir ülkenin nasıl olduğunu gördüler. Arap Baharı’nın patlaması, bence bu gerçeğe dayanıyor; yıllardır ezilen insanların, yeni bir yönetim arayışı…

Suriye’ye dönersek?

Arap Baharı’nın başlangıcında, herkes olayların Suriye’ye de sıçrayacağını biliyordu. Bu gerçeği sadece Esad ailesi ve yönetimi görmedi veya görmek istemedi. Suriye’deki olayların başlamasındaki ilk kıvılcım, Dera’daki çocukların özgürlüğe dair yazdıkları duvar yazılarıydı. Bu yazılara şiddetle karşılık veren emniyet güçleri ayaklanmayı başlatacak ateşlemeyi yapmış oldu. O günden bu yana, çatışmalar yaklaşık 1,5 yıldır devam ediyor. Her gün 50-100 kişi ölüyor. Suriye’de insanlar özgürlükleri için ölümü göze alıyorlar. Direnişten vazgeçmiyorlar ve vazgeçmeyecekler de… Bu, tarihe geçecek bir mücadele. Her gün ölümle yüz yüze gelen bu insanlar, çocuklarını, ailelerini, evlerini kaybediyorlar ama yine de geri adım atmıyorlar. Eğer geri adım atarlarsa yine aynı rejime boyun eğecekler, çocukları ve gelecek nesiller, özgürlüklerini bir daha kolay kolay elde edemeyecekler. Bunun bilince oldukları için de her Suriye vatandaşı, özgürlüğün faturası ne kadar ağır olursa olsun, bedelini ödemeye razıdır.

 

 

 

Suriye’de hiç sorun yaşanmayan bölge var mı?

Hayır. İlk ayaklanma Şam’da başladı. Ayaklanmanın her safhasında her bölgede olduğu gibi Şam’da da devam etti. Hatta son iki haftadır sarayın 1 km. yakınına kadar ulaştı. Bu mücadele Şam’da,  zaferle son bulacak inşallah. Esad rejimi artık kaybedeceğini anladı. Bu nedenle katliama son hızla devam ediyor. Elindeki bütün gücü kullanıyor. Şebbihalar çocukların boğazını kesiyor, türlü işkencelerle halkı yıldırmaya çalışıyorlar. Bütün dünyanın gözü önünde bu katliam gerçekleşiyor, ama herkes suskun. Hayvan hakları için sokaklara dökülenler, bir kedinin veya köpeğin yaşamı için seslerini yükseltenler, Suriye halkına hayvan kadar değer vermiyorlar olmalılar ki, seslerini çıkarmıyorlar. Suriye halkı yalnız bırakıldı. Artık kendilerine kimsenin yardım etmeyeceğini biliyorlar. Bu mazlum halk “Ey Allah! Senden başka yardımcımız yok” diyor.

Esad nasıl bu kadar uzun süre dayanabildi? Arap Baharına karşı direnen son lider olması etken mi sizce?

Esad rejiminin bu kadar dayanmasını üç faktöre bağlıyorum: Birinci faktör; İsrail. 30-40 yıldır İsrail’in en güvenli sınırı Suriye sınırıdır.

Hatırlarsanız, İsrail ile Suriye arasında Türkiye arabuluculuk yapması durumu söz konusuydu Arap Baharı patlak vermeden bir süre önce. Aslında İsrail-Suriye ilişkileri çok da iyi değildi.

O siyasi görüntü sizi aldatmasın. Aslında İsrail, Esad rejiminin gitmesini istemiyor. Çünkü rejim Suriye’de muhalefet oluşumuna izin vermiyor. Bu durum İsrail’in işine geliyor. Muhalefet yoksa sorun da yok. Böylece İsrail, en azından bir belirsizliği ortadan kaldırmış oluyor. Suriye’de halk siyaset dahilinde muhalefet yapmayı bilmiyordu şimdiye kadar. Bir buçuk yılda çok şey değişti. Suriye halkı sivil toplum örgütleri kurdu. Bu oluşumlar, insanların serbest bir platformda nasıl siyaset yapılacağını öğrenmelerine imkan sağladı.

İkinci faktör; İran. İran’ın Akdeniz’e yayılma projesinin başarıya ulaşması için Esad rejiminin kalması lazım. Bu plan doğrultusunda Suriye rejimine asker ve silah yardımı dahil, her türlü yardımı yapıyor.

Üçüncüsü ise Rusya ve Çin faktörü. Rusya ve diğer ülkeler, uluslar arası çatışmalarını Suriye üzerinden yürütüyorlar. Libya konusunda Rusya ve Çin ihanete uğradıklarını düşünüyorlar ve bu durumun Suriye'de de olmasını istemiyorlar. Libya'da sadece uçuşa yasak bölge ilanı için onlardan onay alındı. Fakat koalisyon güçleri Kaddafi'nin devrilmesi ve yeni bir hükümetin kurulması için çalıştılar. Şimdi Rusya ve Çin, Suriye meselesinde Batı’yı zor durumda bırakmanın peşinde. Uluslar arası hesapların faturası maalesef Suriye’ye kesiliyor.

Suriye’deki değişim, bölgenin değişimi anlamına geliyor. Kimse bu nedenle yardım etmek istemiyor. Suriye’de katliam oluyor, çözüme yardımcı olması gerekenler tarafından rejime hala süre veriliyor. Biz, Suriyeliler olarak bu durumu insanlık tarihinde bir kara leke olarak görüyoruz. İstediğimiz çok bir şey değil. Dünyaya sesleniyoruz; hiçbir şey yapmıyorsanız bile, en azından bir güvenlik koridoru açın. Kadınları, çocukları, yaralıları çıkarabileceğimiz; kurtarabileceğimiz bir güvenlik koridoru açın ki, bu kadar can kaybı olmasın. Çadır kentlerde Türkiye’ye getirdiğimiz yaralıları görüyorum. Hastaneye gidemedikleri için yaraları enfeksiyon kapmış, tedavide geç kalınmış. Buraya geldiklerinde, doktorlar onların kollarını veya bacaklarını kesmek zorunda kalıyorlar. Çağrılarına cevap verilmeyen ve yalnız bırakılan Suriye halkı, dünyanın bu duyarsızlığını unutmayacak. Bugün susanları tarih de affetmeyecek. (Gazi Mısırlı, Konuşmamızın bu kısmında, Suriye halkının çaresizliğini ve bu çaresizlik karşısındaki hislerini öyle güzel anlatıyor ki, bir süre sessiz kalıyoruz. Röportaja nasıl devam edeceğimizi bilemeden o an aklımıza ilk gelen soruyu yöneltiyoruz):

Malum olduğu üzere Suriye Ulusal Geçiş Konseyi Başkanı değişti. Yeni başkan Abdülbasit Seyda, yaptığı açıklamada “Esad gitsin, yerini yardımcısı Faruk Şara’ya bıraksın” dedi. Bu açıklamayı nasıl değerlendiriyorsunuz?

Suriye Ulusal Geçiş Konseyi’nin yapılanması çok zor şartlar altında gerçekleşti. Türkiye’nin uygun zemini sağlaması ile birlikte burada bir temsil ofisi açıldı. Bu güzel bir gelişme. Bizim için başkanın kim olduğu önemli değil. Önemli olan, konseyin varlığını sürdürmesi. Biz mücadelemizi tek bir kişiye bağlı olarak yürütmüyoruz. Başkanın açıklamasına gelince; Suriye’ye hükmeden Esad ailesinin giderek, yerini sivil bir idareciye yani Faruk Şara’ya bırakması önemli bir gelişme olacaktır. Sivil bir yönetim liderliğinde geçici hükümet kurulur ve ardından da seçime gidilir. Böylece halk istediği temsilciyi seçer. Başkanın anlatmak istediği tam olarak bundan ibarettir.

Suriye için en büyük destek hangi ülkelerden geldi? En son internete düşen görüntülerde, Ürdün devlet yetkilileri tarafından kabul edilmeyen, mağdur edilen Suriyeli aileler yer alıyordu. Amman havaalanında yerlerde yatan bu insanlar, nereye gideceklerini bilmez haldeler. Mültecilerin genel durumunu değerlendirmenizi rica etsek?

En kötü durumdakiler Lübnan’da bulunan mültecilerdir. Lübnan’a sığınanlar, Hizbullah tarafından Suriye’ye teslim edilmekten korkuyorlar. Ürdün halkı ise yüz bin mülteciyi ağırlıyor. Dikkatinizi çekerim; hükümet değil, halk ağırlıyor yüz bin kişiyi.

Arap ülkeleri, yardım konusunda Türkiye kadar başarılı değil. Türkiye’de olası bir afet durumunda yardım edebilecek sivil toplum örgütleri ve devlet birimleri var.

Şu an Türkiye’de bulunan yedi çadır kentimizde; çadır, battaniye, üç öğün sıcak yemek, giyecek, sağlık hizmetleri gibi temel ihtiyaçlar karşılanıyor. Okullarda eğitim veriliyor; dil kursları, el sanatları kursları, Kur’an-ı Kerim kursları vs…

Türkiye’de bulunan 25 bin kişinin 11 bin 500’ü, dünyada bir benzeri daha olmayan en güzel çadır kentimiz olan Kilis çadır kentinde bulunuyor. Orada; hastane, Alışveriş merkezi, çamaşır yıkama merkezi, okul gibi her türlü sosyal imkan mevcut. Suriye halkı Türkiye’nin gösterdiği bu dostluğu unutmayacaktır.

Ancak, vatanlarını terk etmiş, evleri yıkılmış, aileleri dağılmış bu insanları ne kadar rahat ettirseniz de, yine topraklarını özlerler, oraya dönmek isterler.

Suriye’nin dış ülkelerle iletişimi nasıl sağlanıyor? Aslında sormak istediğim şey tam olarak şu ki; Suriye Devrimi gibi Web sitelerinde veya Suriyelilerin kurduğu Sivil toplum örgütlerinin sayfalarında yayınlanan görüntüler, videolar nasıl çekiliyor ve dünyaya servis ediliyor?

Hama katliamında, dünyaya hiçbir görüntü sızdıramamanın zararını gören Suriyeliler o olaydan büyük ders aldılar. Suriye devriminin ilk gününden itibaren teknolojinin her türlü imkanını kullanarak, dünyayı durumdan haberdar etmeye başladılar. Gençler kendi teknolojik imkanlarını kendileri oluşturdular. Farklı yollar keşfedildi. Görüntüleri ne zor şartlarda aldıklarını ve bize ulaştırdıklarını biz çok iyi biliyoruz. Emniyet güçleri silahlı direnişçilerden çok, bu gençleri arıyor. Orada sanal bir savaş yürütülüyor aynı zamanda. İnşallah devrim zaferle sona erdiğinde siz bu soruyu o gençlere sorarsınız, onlar da size neler başardıklarını anlatırlar. Emin olun, anlatacaklarına inanamayacaksınız. O gençler bizim gerçek kahramanlarımız.

Efendim, son olarak Esad sonrasını konuşalım biraz da. Uzun süredir bu katliamın mağduru olanlar, olanları hiçbir zaman unutamayacaklar ve ağır izlerini belki yıllarca üzerlerinde taşıyacaklar. Çocuklar ve kadınlar özellikle de… İnsanlar vatan topraklarına döndüklerinde, yıkılan evlerini ve her bir köşesi harabeye dönmüş şehirleri görecekler. Suriye halkını Esad sonrası ne bekliyor?

Evet, halk o kan görüntülerini, insan çığlıklarını ve bomba seslerini kolay kolay unutamayacak. Belki uzun yıllar ilaç tedavisi görecek olanlar var. Ama Suriye halkı 40 yıldır her türlü eziyete katlanmış olmanın verdiği güçle bunu da atlatacaktır. Bizim halkımız sadece güçlü değil, çalışkandır da aynı zamanda. Çabuk toparlanacaktır. Yeter ki özgür, demokratik ve medeni bir ülke olmalarının önünde bir engel olmasın. Yurt dışındaki Suriyeliler de ülkemizin kalkınması için gerekenleri, milli bir görev addedecek ve ellerinden geleni yapacaklardır.

Bütün dünya görecek ki, Suriye 5 yıl veya en geç 10 yıl sonra, güçlü, tüm dünyayla barış içinde yaşayan demokratik ve medeni bir ülke olacaktır.

Gazi Bey bize zaman ayırdığınız için size teşekkür ediyoruz.

Bende sizlere Suriye konusunda duyarlı olduğunuz için teşekkür ediyorum.

 


Etiketler Arap - Baharı - başka - bahar! -
FaceBook ta paylaş
20120627012031 -
Söyleşi Kültür
0 Yorum
Haberi Yazdır
DİĞER HABERLER
Ord. Prof. Dr. Ali Fuad Başgil, Özel Etkinlikle Anıldı
İz Bırakan Muallim Mahir İz Özel Etkinliği
MÜKERREM METE İLE GENÇLEŞEN MOSTAR ÜZERİNE
OSMAN SINAV ÇOK SANATÇI BİR ÇOCUK
Hepimiz biraz Bulgaryalı Aliyiz!
Gençliğimde öğrendiklerimi harcıyorum!
Türkiye’de İngilizce Hayatın Neresinde?
Arap Baharı başka bahar!
“Kerameti Yok Ama Tekbîri Var
Bir Manevi Feyz Çeşmesi: Hz. Geylani
Orhan Okay ile çok özel!
Ataistler İçin Din gündemde
13. kitabım hazır
Önce vapur orucuyla başladım
Ahmet Cemil olmak istemezdim
Her şey yetimler için
Sanat Kalbe Haredir
Kendimi öğrenci gibi görüyorum
Rejimler ölüyor
O bir hayal mühendisi!
Doktor da avukat da olmayın!
Doktor ne okursanız okuyun dedi!
Devir enaniyet devri!
Atatürk ‘otokratik diktatör’dü!
 
Untitled Document
ÖZEL RÖPORTAJLAR
 
 
ÖZEL HABERLER
 
Mahmut Bıyıklı ile Kültür Dünyası Akit TV’de Başlıyor
TYB İstanbul Takamul Altanmiah Heyetini Ağırladı
Kemal Tekden TYB İstanbul’daydı
 
HABERKÜLTÜR TV
 
İbn Arabi
Türkiye Yazarlar Birliği'nde Ömer Lütfi METE
Balkan Savaşlarının 100. Yılında Büyük Göç 2
Balkan Savaşlarının 100. Yılında Büyük Göç
 
DERGİ
 
Üsküdar’dan Gelen Güzel Bir Dergi
 
KİTAP
 
OSMAN AYTEKİN’İN YENİ ÖYKÜ KİTABI ‘BULUŞMA’ ÇIKTI!
 
Untitled Document
Hayat Kültür Haber Kültür Şehir Kültür Özel Haber Özel Röportaj Medya Kitap Söyleşi Kültür Dergi Sinema Kültür Sosyal Medya Müzik Kültür Tarih Kültür Tv Kültür Gezi Kültür Radyo Kültür Sufi Kültür Soru Cevap Gazete Kültür
haberkultur.com - Tüm Hakları Saklıdır © 2012
İzinsiz ve Kaynak Gösterilmeden Yayınlanamaz