Untitled Document
Anasayfa | Yazarlar | Foto Galeri | Video Galeri | Künye | Reklam | Sitene Ekle | İletişim
REKLAM İLETİŞİM KÜNYE
BİZİ TAKİP EDİN
Gezi Kültür Önce refik sonra tarik
 

Önce refik sonra tarik
Umre dostlarla güzel...
Ekleme Tarihi : 20120524120628 -

 ‘Kalbim bir yanardağdır göğe savrulur külüm

Bu özlem ateşinde sen hiç yandın mı gülüm’ O.Y.

 

‘Şeriat sözlerim, tarikat yaptıklarım ve hakikat ahvâlimdir’ buyuruyor Efendimiz sav. Bu kutlu sözden ilham ile büyükler, ‘Her kim ki Rasulullah sav’in buyurduğu şeyi kabul ederse ehl-i şeraittendir; her kim yaptığını yaparsa ehl-i tarikattendir; her kim de gördüğünü görürse ehl-i hakikattendir. Her üçüne de malik olan taife kamil mürşidlerdir…’ demişler ve ‘Bir Hak yolcusu, bir lahza bir arif-i billaha erişse, yüz sene belki bin sene riyazat ve mücahedat ile meşgul olmasından iyidir’ yaygın görüşünü, ‘Rabbinin nezdinde bir gün, sizin saydıklarınızdan bin yıl gibidir’ (22/47) ayet-i kerimesiyle delillendirmişlerdir. 

Yeni Dünya Dergisi’nin mihmandarlığında gerçekleşen 26 Mart-12 Nisan tarihleri arasındaki 18 günlük umre yolculuğu, bütün hesaplarını geride bırakarak gözlerini ve gönüllerini Rasulullah sav’in sözleri, fiileri ve hallerinden bir lahza ayrılmayan bir hakikat rehberinin ardında geçiren beşyüzden fazla yol erinin gönül coşkusuyla tarifsiz bir esas duruşa dönüştü. Defalarca haclara umrelere katılan değerli katılımcıların hepsinin hüsn-i şehadetiyle bu umre, hakikaten çok farklı bir yolculuk oldu. 

Daha Havaalanında iken yüzlerce gönül dostu kardeşimiz ile dersini iyi bellemiş öğrenciler gibi birbirimize şunu söylüyorduk: Arkadaşlar, orası belde-i mübareke… orada her şey herkes, her nefes mübarektir… Hem gülüyor hem bu ikrarı gönlümüze indirmek için ilahiler söylüyorduk. O mübarek topraklara ayak bastığımızda da bu ikrarımızı hiç unutmamaya çalıştık. Zorluklar, meşakkat, diz boyu engellerin nefesi ensemizdeydi ama biz sadece şöyle diyorduk: Buranın zorluğu da mübarektir, buranın kıran kıranası mübarektir, buranın tozu dumanı, buranın cevri yamanı, buranın sapı samanı da mübarektir… 

Biliyorduk ki burada sevaplar gibi günahlar da katkatlanırdı. Biliyorduk ki insan hiçbir yerde içinden geçirip de henüz yapmadığı fenalıktan sorumlu olmaz ama burada olurdu.

Biliyorduk ki burası, Allahımızın yarattığı en hayırlı belde, burası Rasulullah Efendimiz sav’in ‘beldeler içinde en sevdiğim; eğer çıkarılmasaydım ben senden kat’iyen çıkmazdım’ buyurduğu Mekke-i Mükerreme’ydi… 

Kayseri üzerinden Mekke’ye İstanbul kafilesinden önce inen azizan, bütün yolları bizim için temizlemiş, açmış, misk ü amber ile bezemişti. Kabe-yi Muazzama’yı ilk görüş, ilk yaratılış anına dönüş gibi renksiz kokusuz kelimesiz ve tarifsizdi. Katıksızdı. Hiçti. Kimliksizdi… Bir anda korkularınızdan kaygılarınızdan umduklarınızdan kul işi bütün tasarımlarınızdan sıyrılmamız için görünmez özel muhafızlar, sağ omuzlarınızı açmaya, gönüllerinizi asıl merkeze bağlamaya ve gayrı bütün alakaları koparmaya gelmişti. Her selamlamada, her ‘bismillahu Allahu Ekber’ nidasında, akışa kapılmış adımların her şavtında biraz daha içinizdeki boşluğa yaklaşıyordunuz. 

Burası, her yıl en az altıyüzbin kişinin ziyaret edeceği, eksiğinin meleklerle tamamlanacağı va’d-i İlahi ile tebşir olunan Kabe-i Muazzama’ydı… Beytullah, helâlini bekleyen duvaklı bir gelin gibi eteklerine sarınmamızı bekliyor, bizi cennete sokuncaya kadar ellerimizi dudaklarımızı örtüsünden ayırmayacağını söyleyen o kararlı bakışlarıyla o manevi manyetizmasıyla adeta bizleri sürekli kendine doğru çekiyordu. 

‘Yedi tavaf bir umreye, üç umre de bir hacca denktir’ buyrulmuş. Her biri birbirinden merdane üç umre gerçekleştirildi bu cazibedar mahallerde. Dostlarla, yârlarla, yâranlarla konuştuğumuzda biz Kabe-i Muazzama’yı hep bize gülümser bulduğumuzu paylaştık birbirimizle. O bazen kaşlarını çatan, aksilenen halinden eser yoktu. Bütün köşelerinde selamımızı öyle bir alışı vardı ki bizler de edebi unutup halleşmeye, helalleşmeye başladık onunla. Altınoluğun vefası ise anlatılmaz boyuttaydı. ‘Şu Beytullah’ı yedi kere başı açık, yalın ayak tavaf eden, bir köle azad etmiş gibidir. Yağmur altında yedi kere tavaf edeninse geçmiş günahları bağışlanır.’ rivayetini konuştuğumuz günün ikindi vaktinde Mekke’nin olmazlarından biri daha oluveriyor ve rahmet-i Rahmani göklerden sağnak sağnak süzülerek Altınoluk eleğinde damıtılarak üzerimize iniveriyor. Sinelerimizi açıyor, Rahmetin Menba’ı sav Efendimiz gibi, ‘Ey yağmur, senin Rabbinle ahdin bizden daha yeni’ diyerek onu bağrımıza basıyoruz. Size gelip de ben bu sene Altınoluğun altında duş aldım, diyenlerimiz çıkarsa onların bu avami hallerine kızmayın. Çünkü bu umrede istikametin hakiki sahipleri, aşağıda ince işaretlerden bazısına yer verileceği üzre istikamet tamlığının sıradan nişanesi olarak keramet kapılarını sonuna kadar açıp meraklısını nura garkettiler. Onun için mazurlar, onun için mazuruzJ 

Elaf Meşair Sohbetleri 

Şüphesiz bu umrenin bel kemiği, Mekke’de Elaf Meşair otelinin mescidinde her sabah saat 09.30-11 00  arasında gerçekleşen ve umreyi bir akademiye çeviren seminer ve sohbetler idi. İbrahim Turan, Mustafa Mehri, Aydın Aydın, Muhammed Şirin Aslan Fatih Çiftçi Hasan Hüseyin Sarı gibi çok değerli ağabeylerimizin, umre sakinlerinin ihtiyaçlarına göre şekillenmiş bildirileri, maddi manevi şifa reçeteleri gibiydi. Özlemle beklenen Efendimizin sohbetleri ise, dünya ile peçelenmiş gönüllerimizde, gayb perdelerinin aralanarak eşyanın hakikatine doğru uhrevi bir yolculuğa çıktığımız tarifsiz hazda konsantre doygunluk anlarıydı.

Ben bu meclislerde hayretler gördüm 

‘… Beytullah, insan gibidir; tecelli eder. İnsanı insan eden ruhudur. Beytullah’ın her köşesinde İlahi bir sır vardır. Rükn-i Iraki, ilim irfan fıkıh, dinde yüksek anlayış, Rükn-i Şami Ricalullah, Rükn-i Yemani, bereket ihsan, imanda yakîn Rükn-i Hacerül-esved vuslat makamıdır. Ruhaniyet, Şark’tan doğan güneşe benzer; bunun üzerinde tefekkür edin. Onlar her yerdedir… Buralar, Furkan Suresi’nde buyrulduğu gibi Rahman’ın has kularının tevazu ile yürüdüğü mekanlardır. Böyle mübarek bir topluluğu Allahın sevgili kulları, Hızır’ı yoklamaz mı; elbette yoklar… Beytullah’tan istifade edin!..’ 

‘Elma fidanı armut vermez. İnsan kul olarak yaratılmıştır. Kullukla mükelleftir. İbadet, O Rab, ben de O’nun cc kuluyum, demektir. Ubudiyet, ibadetin zevkine erişmektir. Ubudet ise, ibadet ve taatin esrarını görmektir… Bazı kardeşlerimiz Kabe Kapısı ve Hatim arasında bir nur görüyoruz diyorlar. Üstazımız buyurmuşlardır: Altınoluk Bab-ı Kabe arası / Varsa basiretin görürsün arşı, diye… Basiretimiz açılırsa burada çok harikulade şeyler görürüz. Rükn-i Yemani’nin aynı insanın kan pompalayan kalbi gibi açılıp kapandığını, bizim için istiğfar ettiğini, meleklerin ellerinde istiğfar süpürgeleriyle günahlarımızı süpürdüğünü görürüz. Ubudet, işte bu sırlara erişmektir… Esas olan manevi kirleri temizlemektir. ‘Ve siyabeke fe tahhir’ sırrına ermektir…’ 

‘… Sene 1975… Üstazımız, en küçük evlatlarıyla, bizim en küçüğümüzle buraya Beytullah’a geldi. Kardeşimiz 12 yaşındaydı o zaman. Bir gece Üstazımız rahatsızlanıyor, Kabe’yi ziyarete gidemiyorlar. ‘Üzülme kızım, Beytullah buraya gelir’ buyuruyorlar. Hakikaten biraz sonra Beytullah Üstazımızın huzuruna geliyor. Hacerül-esvede yüzlerini gözlerini sürüyorlar… En küçük kız kardeşimiz hayattalar; dilerseniz kendisine bu hadiseyi sorabilirsiniz…’ 

‘… Evvela Kabe-i Muazzama’yı ziyaret etmenin sırlarından birisi de Resulullah’a pak olarak gidebilmektir, Efendimiz sav’in arzusu da bu. Buyuruyorlar ki: “Ümmetlerim bana pak olarak gelsin, temiz olarak gelsin”. İnşallah burada tavaflar yaparken, sa’ylar yaparken, ziyaretlerde bulunurken; çünkü Beytül Muazzama’ya 120 rahmet iner bir tanesi de sadece nazar edenleredir, Beytullah’a nazar edince Allah’ın rahmeti gönüllere yağar. Cenab-ı Hak cümlemizi daim ve kaim eylesin…’ 

Her sohbetin bir anahtar cümlesi ve anahtar isimleri vardı. Günün kalan kısmı bu işaretler doğrultusunda ibretlik haller eşliğinde ilerliyor ve gece saat 03’te yapılan toplu tavaflar sonrası Altınoluk önünde kılınan namazlarla mühürleniyordu. Hani Şeyh Şibli ks’un hacdan dönen bir dostuna, ‘Mekke’yi görünce Allahımızdan sana özel bir ‘hâl’ geldi mi?’ diye sorup ondan  ‘Hayır’ cevabını alınca, ‘Öyleyse sen Mekke’yi görmemişsin’ demesi gibi, bu özel umre merasiminde herkese kendi halince bir haller olduğu açıkça müşahede ediliyordu. Yüzler gün günden ağarıyor, bakışlar yumuşuyor, çizgiler nahifleşiyordu. Serin rüzgarlar ve tatlı rayihalar eşliğinde etrafınızda arz-ı endam eden gerçek insan portreleri, baş gözlerimize eskisi kadar itibar etmememizin esaslı sebepleri oluyorlardı… Kabe-i Muazzama’yı her akşam Abdal zümresinden her sabah da evtaddan, dört kutuptan biri tavaf edermiş. Bu âdetin yeryüzünden kaldırılması Kabe’nin yeryüzünden kaldırılmansa sebepmiş… Burada rivayetler ne kadar da canlı ve şahitli…

Biraz da ihvandan bahsedeceğim

Burada öyle duyarlı, öylesine kemal-i edeple üstadlarına gönüllerini açmış bir topluluk vardı ki bu özel sohbetleri sahibinin gönlünden hasretle kendi sadırlarına indirdiler. Burada öyle samimiyetle cem’ olmuş gözler ve kulaklar vardı ki bizlerin bir söylediklerini bin anlayıp gözyaşlarıyla, minnet hisleriyle azami şükür teşekkür içinde bizleri desteklediler. Uykusuz, azıksız, ihtiyaç hissinden bile uzak olarak her sabah üzerimizdeki yersiz alışkanlık hal hareket elbiselerimizi çıkarıp şükür ve samimiyet tülbentlerimizi sarınıp bu güzide toplanma yerine geliyor ve bundan sonraki hareket planlarımızı gönül birliği içinde yaparak dağılıyorduk. Elaf Meşair merkez üssünden sadece bu toplulukla değil, gönülleri buraya bağlı pek çok himmet sahibiyle de kalbî canlı bağlantılar gerçekleştirildiğine mütemadiyen şahit oluyorduk.

Mustafa kardeşimizin duaları ve Gülistan ilahisinin teslimiyet ve sadakat kokan nağmeleri de Mekke sabahlarının vazgeçilmezi oluvermişti kısa sürede…

Ve Malatyalı Gazi Abi 

Bu özel yolculuğun en özel hatıraları, içinde Malatyalı Gazi ağabeyimizin bulunduğu kareler eşliğinde hayat buldu. Gazi abi, bendenizin hayatta tanıdığı en sevimli meczub-ı billahlardan biri. Dilinde sürekli la ilahe illallah, yüreğinde sonsuz bir Allah ve Peygamber sevdasıyla dolaşan bu güzel insan, Malatyalı çok şirin bir ailenin evladı. Gazi abi, uzun tavaflar boyunca bütün tavvafini kelime-i şehadete davet etmekle vazifeli özel bir tim gibi çalıştı. Bizleri hem gülümsetti hem de derin derin düşündürdü. Kendisinden dua isteyenlerin bir kısmına güzel dualar etti. Bir kısmına ise kaldırdığı şehadet parmağını bir mızrak gibi kullanarak hiddetle ‘illallah’ demekle yetindi. Bu kutlu yolculuğu bir umre akademisi gibi tasarlayıp her karesinde himmetleriyle yol gösteren Muhterem Üstadımız Ali Ramazan Dinç Hocaefendi, Gazi abiye ‘Hepimiz la ilahe illalah diyoruz ama Gazi’nin söylediğinde bir başka tat,  bir başka lezzet var’ diyerek çok özel manevi ikramlarda bulundu. Gazi abi ise Efendimizin üzerinden hiç eksik etmediği şefkat kanatlarına olan minnettarlığını farklı bir şekilde gösterdi. Umrenin o doyumsuz iftar sofrasında babasına dönerek şöyle dedi: ‘Baba, senin ne güzel mürşidin var’ Bu, bizlerin sadece seyrinde kaldığımız dostluk, her hatırladığımızda, gözlerimize tebessüm, gönüllerimize huzur aksettiren bir sıcaklık olarak hafızalarımızda yer etti. Kabemizi onunla seyrettik, tavaflarımızı onunla perçinledik, sa’ylerimizi onunla şenlendirdik. O bizim gönlümüzü çok hoşnud etti, Yüce Rabbimiz de onu katındaki özel ihsan sofrasından nimetlendirsin, gazası mübarek olsun inşallah. 

Veda Tavafı 

Fakirana, gecelerimizi gündüz kılan toplu tavafların unutulmaz sıvazlayıcılığından gelen manevi bir güç ile Hudeybiye ve Temim Umreleriyle birlikte burada üç umre gerçekleştirmek nasip oldu. Bir Allahın kulu, bir Peygamberin ümmeti ve aynı babanın evladı yüzlerce kişilik özel bir manevi tim, ritmik bir koro düşünün; tavafta ve sa’yde bu ahenkli yürüyüş sahipleri alan görevlilerin hayret nazarları önünde bir feyiz ırmağı, bir rahmet seli gibi bembeyaz tertemiz asıl kimlikleri olan kimliksizliklerine doğru akıp gidiyordu. Bu kervana yolculuklarının büyük kısmında mihmandarlık eden Aydın Aydın Hocamıza bütün kardeşlerimiz adına yürekten teşekkürlerimizi arz ediyoruz. Üstazımızın Üstadlarıyla haclarda bulunmuş bu ağabeyimiz vesilesiyle Büyüklerimizin özel işaretlerine binaen bizler de pek çok ince sırlara bu vesileyle vakıf olmuş bulunduk. Efendimiz as’ın Mi’rac’a yükseldiği Hz Ümmühani validemizin hane-i mübarekelerini, Burak’ın bağlandığı ve Efendimiz sav’in manevi ameliyatının gerçekleştiği öncesinde kırmızı mermer olan sütunu görmek öpmek sarılmak bu aciz ümmetlere nasip oldu. Kardeşlerimiz Aydın Hoca’nın ‘Allah Allah’ nidalarının duyulmadığı bir umre şerbetinin şekerinin balının eksik kalacağı konusundaki samimi duygularını bizlerle paylaştılar. Biz de bu keyifli yükü tadamayanlara böylece duyurmuş olduk. Yine Mustafa Mehri ağabeyimizin, Üstad-ı Âlilerimize rabıtalarımızı teslimiyetlerimizi muhabbetlerimizi tazeleyen konuşmaları da bu umrenin olmazsa olmazlarındandı. Umrenin maddi manevi yükünü omuzlayan Ahmet Ağabeyimizin emeklerinin takdiri ise ancak, vazifelerini tevdi eden azizanın uhdesinde olduğuna inanıyoruz. Ve keza ve keza ve keza… 

Ve Veda Tavafında zamanın sahibinin dualarını ise bizzat kendi mübarek seslerinden duyurabilmek bizlere nasip olur inşallah. Kelimeler onların heybetini taşımaktan aciz zira… 

Huzur-ı Rasul-i Kibriya’da Doyumsuz İftar 

Mekke’de gündüzü topyekün maddi manevi oruçlu geçmiş unutulmaz bir Cuma gecesi… Takvimler eyyam-ı beyz’in son gününü gösteriyor. Ayın o tolunmuş halinden gözümüzü gönlümüzü alamıyoruz. Bir şeyler söylüyor açık ve net. Şedid bir dolunay geçiyor üstümüzden. Yakarak yıkarak dağıtarak… Ama onarmak ama imar etmek ama tamamlamak için… 

İkrarımızı tekrarlıyoruz: Burada herşey mübarek...

Düştü Arzum Medine’ye 

Ve sonrasında şehirlerin efendisi Efendimiz as’ın şehrine, Mekke-i Mükerreme’den sonra en faziletli beldeye doğru yola düşüyoruz. ‘Şu mescidimde kılınan bir namaz, Mescid-i Haram’dan başka bütün mescidlerde kılınan bin namazdan daha hayırlıdır’ kavli şerifi ruhumuzu kuşatarak ‘çıkartmasalar kat’iyen çıkmazdım’ buyrulan aziz beldeden aşk ile hicret ediyoruz. Burada her amel bin derece sevaplı, burada her namaz beşyüz namaza denk…’ diyor Hocalarımız… Bizler, ‘sevab’ın ne demek olduğunu Medine-i Münevvere’de daha bir anlıyoruz. Burada hayat bir efendi kotuğuna oturmuşcasına rahat ve konforlu. Sarp kayalar gibi resmi ilişkiler yerini, oval münasebetlerin esnekliğine bırakıyor. Ravza-yı Mutahhara’nın emsalsiz zarafeti, avlusuna adım atar atmaz mermerlerini direklerini öpme hissi uyandırıyor içinizde. Bir yere daha fazla dokunayım diye elinize kolunuza özel izin veriyorsunuz. ‘Gücü yeten Medine’de ölsün’ bu çok anlamlı emr-i Nebevi, ciğerlerimize işliyor. ‘Gücü yetmek’ deyince Sami Sultanımız geliyor gönlümüze. Gücü yetmenin güçlüğü çöküyor omuzlarımıza. Bu huzurun, sükûnetin, suhûletin diyarında tarifsiz bir hüzün bütün ibadetlerimizin rengine bürünüyor. Ama Yeşil Kubbe’nin cennet yeşili burada bütün renklere üstün geliyor. Eğiliyoruz; razılıkla doğrulabilmek için. Arz-ı niyaz ediyoruz sessiz bir koronun eşliğinde. ‘Çerağıma püf diyenin Hak yandırsın çerağını’ diyen uluların gönül dergahlarına Medine’de daha bir yakın oluyoruz. Dünya bir imtihan yeri ise, bunun en çetin stantının Haremeyn-i Şerife olduğunu bir kere daha acz ile tefekkür ettiriliyoruz… Son gün yine olmazlardan bir olmaz üzerimize üzerimize geliyor. Medine’nin güzelim sokaklarına saatlerce rahmet yağıyor. Derya-yı muhit cûşa gelmiş, rahmet melekleri şeş cihetimizden bizleri kucaklamış, öpüyor da öpüyor. Medine mücavirlerinden bir değerli ağabeyimiz, buraya yağmur toz fırtınası şeklinde gelir. Burada rahmetin zerresine uzun senelerdir rastlanmadı; bu, Efendimiz sav ile Üstazımız sellemehullahın büyük muhabbetine bulutların selama durmasıdır, diyerek çok veciz bir yorumda bulunuyor. İkindiden akşam ezanına kadar rahmet seli üzerimizden eksilmiyor. Cesedimizle birlikte gönlümüzdeki hüzün de yıkanıyor aklanıyor; nazlı niyazlara dönüyor… 

Hüsn-i hatimemiz bu umreden sorulsun 

Bizler bütün aczimizle büyüğümüz ve yaşça küçüğümüz ama irfanca yine büyüğümüz olan bütün kardeşlerimize büyük minnet ve muhabbet hisleriyle dolu olarak bu yolculuğumuza başladık ve veda ettik. Burada adını kendime sakladığım çok özel bir dostluğun kenetleyici lehimleyici sıcaklığı, bu fakirin en büyük kazançlarından biri oldu. Yolculuğa beraber başladığımız sadık dostlarım ve dünya ahiret bütün nimetlerin tadını ancak kendisinin varlığıyla hissedebildiğim yaranım ise elini ve yüreğini benden esirgemeyerek bana dünya değerinde bir dostluğun, sadakatin ve vefanın keyfini yaşattılar. Herkese ama herkese eksiksiz gediksiz amasız lakinsiz içinsiz niçinsiz teşekkür borçluyum. Büyük fizik imkan eksiklikleri, maddi engeller, arkada kalan sorumluluklar eşliğinde bu umreye niyetlendirildik. Bu umrenin şefkat kucağına muhabbetle itildik. Bu umrenin rahmet seline karşı konmaz bir çekilişle çekildik. Bin dilek tutmam istense yine bu umrede, bu ihvan-ı güzin arasında, bu rahmet deryasında nefes almak isterdim. Bin canım olsa her biriyle bu umrenin mihmandarı aziz ustamın dizi dibinde geçirdiğim bir an-ı vâhid için gözümü kırpmadan feda ederdim. Edebiyatçısın söylersin; denmese daha çok şeyler söylerdimJ

 

Mahmut Bıyıklı

YeniDünya Dergisi, Mayıs 2012


Etiketler Önce - refik - sonra - tarik -
FaceBook ta paylaş
20120524120628 -
Gezi Kültür
0 Yorum
Haberi Yazdır
DİĞER HABERLER
BEYAZ MÜSLÜMAN OLMAK; KENYA'DA...
Önce refik sonra tarik
Kable’r-refik ayne’t-tarik
Derebağın suyu başka!
Doğu Ekspresi bizim ordan geçer!
Medinem beni kabul eder mi?
Yahyalı'da bir şelale
Kırılmış bir vatanın gözyaşları
Galata kulesine çıktınız mı hiç ?
Daha gezecek çok yer var!
Şehirler onarır bizi!
Abdulhamit'in sırları burada!
Habib-i Neccar'da neler gördüm
İşi gücü gezmek!
Bugün ben bir güzel gördüm!
İnsan niçin seyahat eder?
Her Fotoğrafçı bir gezgindir!
Yeryüzünde gezmemiz öğütlenmiştir!
Frankfurt Notları
Şam güzellikler şehri!
İran'ı mutlaka gezmeli
 
Untitled Document
ÖZEL RÖPORTAJLAR
 
 
ÖZEL HABERLER
 
Mahmut Bıyıklı ile Kültür Dünyası Akit TV’de Başlıyor
TYB İstanbul Takamul Altanmiah Heyetini Ağırladı
Kemal Tekden TYB İstanbul’daydı
 
HABERKÜLTÜR TV
 
İbn Arabi
Türkiye Yazarlar Birliği'nde Ömer Lütfi METE
Balkan Savaşlarının 100. Yılında Büyük Göç 2
Balkan Savaşlarının 100. Yılında Büyük Göç
 
DERGİ
 
Üsküdar’dan Gelen Güzel Bir Dergi
 
KİTAP
 
Mustafa Uçurum: Muhtasar Cinnet Risalesi
 
Untitled Document
Hayat Kültür Haber Kültür Şehir Kültür Özel Haber Özel Röportaj Medya Kitap Söyleşi Kültür Dergi Sinema Kültür Sosyal Medya Müzik Kültür Tarih Kültür Tv Kültür Gezi Kültür Radyo Kültür Sufi Kültür Soru Cevap Gazete Kültür
haberkultur.com - Tüm Hakları Saklıdır © 2012
İzinsiz ve Kaynak Gösterilmeden Yayınlanamaz