Untitled Document
Anasayfa | Yazarlar | Foto Galeri | Video Galeri | Künye | Reklam | Sitene Ekle | İletişim
REKLAM İLETİŞİM KÜNYE
BİZİ TAKİP EDİN
Gezi Kültür Frankfurt Notları
 

Frankfurt Notları
Şair Yazar Olcay Yazıcı'nın kaleminden Frankfurt seyahatnamesi
Ekleme Tarihi : 20091221102027 -

Frankfurt Notları… 

Olcay Yazıcı 

 Eğer fizikötesi ulvî düşüncelerle mücehhez kılınmış iseniz, Batının maddî ihtişamı sizi kolayca etkileyemez. Çünkü siz Doğulusunuz. Işığın, esrarın ve sonsuzluğun ülkesinden. Ezelî ve ebedî esenliğin diyârından. Muhammed İkbâl, “Şark’ın gecesine ay ışıkları serptim.”demiş. Belki de bundan ötürü, Rudyard Kipling de, “Doğu’nun ışığı, her şeyi unutturan bir büyüdür” der.  

13-16 Ekim 2009, Frankfurt

Batı dünyasına ilk seferim Almanya’nın Frankfurt şehrine nasip oldu. İstanbul Ticaret Odası’nın davetlisi olarak ilk kez batıyı görme imkânı buldum. Hep merak ediyordum, hani Türk aydını kendi kültür kimliğini, medeniyetini ve sahip olduğu nimetlerini, ülkesine dışarıdan bakınca daha iyi kavrarmış. Başta Yahya Kemâl olmak üzere birçok Türk münevveri bu hâli yaşamış.

Ekim 2009’da, dört günlük kısa bir tecrübede, bu durum benim için de aynen vâki oldu.

Gerçekten, Batıdan kendimize bakmak, farklı bir açı, farklı bir idrak, farklı bir terazi.

Eğer mücerret düşünce ile mücehhez kılınmış iseniz, Batının zahirî cazibesi, maddî ihtişamı sizi kolayca etki altına alamaz. Çünkü siz Şarklısınız. Işığın, esrarın ve sonsuzluğun ülkesinden.Hani demiş ya Rudyard Kipling, “Doğu’nun ışığı, her şeyi unutturan bir büyüdür.” Farklı bir zaviyeden, Kipling’in söylediği “Doğu doğudur, Batı batı!” hükmü de, doğru bir değerlendirme. Zahirî yakınlaşma, iki kesimin mahiyet ve zihniyet farklılığını değiştiremez.

İlk intiba: Bu mu dillere destan Avrupa? Burası mı 200 yıldır peşinden koştuğumuz muasır medeniyet seviyesi? Yıllar önce şiirin tenkidî diliyle sorduğum soru bir kez daha yankılanıyor zihnimde: “Çelik çiçek açar mı, türkü söyler mi beton!?” Rabbim bize cennet bir ülke bahşetmiş de, ne yazık ki, değerini yeterince bilemiyoruz!..

Frankfurt Main’da, Marıtım Hotel’in 716 numaralı odasında kaldım. 5. yıldızlı, lüks ve devâsa bir otel. Karşısında ise Marrıott isimli başka bir devâsa otel var. Belki 30, belki 40 katlı. Ne ki, kemiyet, bizim terazimizde asla ağır gelmez. Çünkü bilmedeyiz ki, “Dünya hayatı sadece oyun ve eğlenceden ibarettir!” Yapay ışıklara rağmen derin, karanlık bir uçurumu andırıyordu Frankfurt geceleri..Ürktüm ve Şark dünyasının büyük bilgesi Muhammed İkbâl’ın sözlerine sığındım:

“Şark’ın gecesine ay ışıkları serptim…”

İki dünyanın kıyası mı, nasıl, neyin kıyası? İmdadıma yine İkbâl yetişti, o uzak diyarda:

“O, şimşek gibi bir Garp delikanlısı/Benim alevim ise Şark pirlerinin nefesinden ilham almakta!”

Marıtım Hotelin ak örtülerine rağmen, hava gitgide kararıyor. Nerede ise, “Gün Ortasında Karanlık” hâsıl oluyor. Kıyassa işte kıyas: “Sıfır ve Sonsuzluk!” İki keskin uç, iki keskin hüküm…A. Köstler’in o harika romanı tam da Batıyı anlatıyor sanki. Nedense hep de İkbâl tercüman oluyor hislerime ve kâinatın küllî ıstırabının künhüne vararak diyor ki: “Osmanlı devleti, hâdisatın pençesi altına düşmüş, ızdırap içinde. Şark ve Garp onun dökülen kanlarından lâlezara dönmüş!” Bu kez bizim ikbâlimiz Mehmet Âkif giriyor araya ve sanki onun arzusu, aynı anda bizim de arzumuz oluyor: Evet üstat, sadece “çağın idrakine değil”, “Batı’nın idrakine de söyletmeliyiz İslâm’ı!” Fakat nasıl ve hangi kadroyla? Batısı Doğusuyla dünyanın felâhı ve insanlığın büyük “çıkışı” bu iklimde yeşerebilir ancak…

  “Nemrut Ateşi”ni, “gül esenliğine” dönüştürmek, en faziletli, en keremli insanlık ideâli budur yeryüzünde.

Batıda madde, kibirli bir heykel, mağrur bir mumya gibi soğuk ve donuk bakıyor insana. Eşyanın hakikati, bedenden sıyrılıp çıkan ruh gibi buharlaşıp kaybolmuş sanki.  Şark’ta aşkla olur her şey. Ebedî saadetin sırrı aşk ile aşkınlıkta saklıdır. Yine İkbâl’e düşüyor sözün en güzeli:

“Aşk, bahçelere bahar rüzgârı hediye eder. Aşk, dağ eteklerine yıldız gibi goncalar serper. Aşk güneşinin ışığı, denizleri deler geçer de, balığa yolunu bulduran bir göz ihsan eder.” İşte, Batı ile Doğu arasındaki fark. Fecrin esenliği ile gecenin ürkütücü ıssızlığı arasındaki fark gibi.

Türkiye’nin vicdânı  merhum Fethi Gemuhluoğlu, evlâdı Mehmet Ali’ye yazdığı mânidar mektupta, “Mistik insanlar güçlü olur!” diyordu. Doğu’nun ve Batının Rabbi olan Allah’a (c.c) hamd olsun ki, bu fakir-i pür taksir hiç hiçbir zaman “Batı eziği” (deyim bana ait) ve “ağyar hayranı” olmadı. Çünkü, Temeşvarlı Hasan Ağa'nın muhteşem şiirinde ifade ettiği üzere;

“Eşrefoğlu al haberi, bahçe biziz, gül bizdedir;

Biz şâh-ı merdân kuluyuz, yetmiş  iki dil bizdedir.” 

Bu kutsî iklimden, dünyevî olana ricat edersek, Frankfurt seyahatimiz şöyle cereyan etti. Uçuş sırasında uçağın pencere kenarındaydım. Uçak, tam da, Muhammed İkbâl’in tasvir ettiği gibi bir vasıta: “Göklere çıktı mı, coşar, gürler. Yerde bir balık gibi sessizdir.” Tekmil, Evlâd-ı Fatihân topraklarını kuş bakışı bir açıdan, seyretme imkânı buldum. Manzara hep bizi andırıyor, bizi yansıtıyor. Üzerinden uçtuğumuz yerleşim alanlarındaki tabiî resmin sadece camileri, minareleri eksik. Onları da hayâlimde tamamlıyorum. Nasıl olsa mülk Allah’ın mülkü…Ha biraz Doğu, ha biraz Batı..Frankfurt’a, Almanya’ya yaklaştıkça yeryüzü büsbütün bulutlarla kaplanıyor. Demek ki bu yüzden Almanya soğuk ve yağışlı hep.

Gökten, durgun ve küskün Tuna’yı temâşâ ederken, heyecandan kalbim duracak gibi oldu:

“Tuna nehri akmak diyor/Etrafımı yıkmak diyor!/Gâzi, şanlı Osman Paşa/Pilevne’den çıkmak diyor!” sözleri bir âteş sağanağı gibi döküldü yüreğime. Tuna’yı yakından hiç görmeden, yıllar önce bu toprakların hasretiyle yazdığım bir şiirin şu mısraları yankılandı Rumeli semâlarında:

“Çekilip gitmiş sular, terk edilmiş Tuna’yım/Şimdi bu virân şehrin neyine tutunayım!”

İçimde büyük bir hasret, büyük bir sevda, büyük bir hülyâ ateşi tutuşuyor. 500 sene bu topraklarda at koşturan, oraları mâmur eden ecdâdımla gurur duyuyor, ruhlarına Fatihalar gönderiyorum.

Kıymetli mütefekkirimiz S. Ahmet Aravsi’nin dediği gibi, “İslâm, Avrupa’ya ne de güzel yakışır!” Goethe’nin, Rilke’nin, Hölderlin’in Almanya’sı, ancak o zaman erdemli şehir hüviyetine bürünür gerçekten…Ebedîyet cevheriyle, ölümsüzlük muştusuyla dirilen şehir mahiyetine kavuşurdu. Yeryüzü saltanatı için, bütün metafizik oluşumları göz ardı etmeye değmez. Bu toprakların âsi çocuğu Nıetzsche’nin, “Mutlu olduğunuz zaman ne yapmayı düşünüyorsunuz?!” diye, ironik bir edayla sorması boşuna değil elbette..

Birden hayâlimde, 10 bin kilometre yükseklikte, ak buluttan bir ovanın sonsuzluğunda, atlılar koşuya başladı. Hani, “Biz, koşu bittikten sonra da koşan atlarız!” der ya Sezai Karakaç…Kılıçla, kelâmın uyumunda sefere çıkan atlılar bunlar. Nâzım Hikmet’in benzetmesiyle “atlılar, atlılar, rüzgâr kanatlılar!” Ben de, “Alperen” şiirinde, “Rüzgârın üstünde secdeye durur/Uçar mâverâya gök kanatlılar!” demişim. İşte böylesi rahvan ve doru atlar, bulutları önüne katmış, sonsuzluğa doğru koşuyordu hayâlimde..Ne demiş Rumeli’nin usta şairi Yahya Kemâl, “İnsan, hayâl ettiği müddetçe yaşar!”

Şehrin manevî iklimden yoksunluğu ve insanı ürküten soğukluğu bir yana, zahirî bir düzeni, sükûneti var. Kendilerince fizikî bir nizam kurmuşlar. Sadece metafizikleri noksan. Trafik tıpkı bir nehir yatağı gibi uyumlu akıyor. Tramvaylarda bizdeki gibi çevre engelleri, turnikeler falan yok. Herkes otomatik gişeden biletini (Fahrkart) alıyor ve serbestçe biniyor. Kimse bir şey sormuyor. Benim “Frankfurter Buch Messe” süresince bütün taşıtlarda geçerli Basın kartım olduğu için, bilet almama gerek kalmadı.

Dünyanın en büyük kitap fuarlarından biri Frankfurtter Buch Messe (14-18 Oktober/Ekim 2009) İlk kez katıldığım bu fuarda, Kitabın ve kitap sanayinin, teknolojisinin, kapak, fotoğraf ve yazı estetiğinin geldiği çağdaş çizgiyi müşâhede etme imkânı buldum. Bunca gelişmiş bir sektörün içinde biz nasıl var olacağız; nasıl bizim yazdıklarımız dünya dillerine çevrilecek? Bu işi sadece organize olanlar yapabiliyor. Doğrusu Batı insanının, “Tartışmayı Tartışmak”, “Nemrut Ateşi”, “Hüzün Yazıları”, “Yaralı Küheylân” ve “Ateşi Uyandıran Şiirler” isimli kitaplarımla tanışmasını çok isterdim. Fakat bunu kim nasıl gerçekleştirecek? 

İstanbul Ticaret Odası en güzel, en gösterişli standlardan birini kurmuştu fuarda. İTO Yönetimindeki muhterem Mehmet Akif Develioğlu ile İsrafil Kuralay’a, Doğu-Batı tahlili, kıyaslaması yapabilmeme vesile oldukları için teşekkür ediyorum. Fuarda birçok Türk yayıncısı vardı. Geçen yıl fuarın onur konuğu Türkiye idi; bu yıl Çin.  

Daha gökyüzündeyken, ilk intibalarımı not almaya başladım..Şehir sessiz ve tenha. Bir mânevî iklim eksikliği, metafizik bir boşluk apaçık hissediliyor. Doğu ile Batıyı birbirinden ayıran en önemli mahiyet farkı da bu zaten. Ötesi sadece zahire taalluk ediyor. Belki bir Şark hassasiyeti bu.

Akşam yemeğini Türk heyetiyle birlikte “Tek (1) Bir” isimli bir Türk lokantasında yiyoruz. Frankfurt’un en düzgün lokantası burasıymış. Yine de ülkemin leziz yemeklerine kıyasla üçüncü sınıf bir yer. Buradan anlıyoruz ki, Almanların yemek kültürü pek gelişmemiş.

Modern Marıtım otelinin 716. numaralı odası, bir seccade ile belki de ilk defa tanışıyor. Seccadeyi yere serip, tahmini kıbleye karşı akşam ve yatsı namazını kılıyorum. İnşallah İslâm’ın kutsî güneşi günü gelir bu topraklarda da yeşerir diye duâ ediyorum. Ah trajik Batı, rahmetten, vebadan kaçar gibi kaçıyor…Keşke bilebilselerdi!.. Keşke olabilselerdi!..Bunun için, “Hiç bilenlerle, bilmeyenler bir olur mu?” denilmiştir. Benim derdim maddî ihtişam değil; ben aşka ve aşkınlığa meftunum. Esansız semtler gibi, ezansız şehirler, metafizikten uzak ülkeler de insana hüzün veriyor.

Oysa, Alman düşünürü Goethe bile; “Dünya bir mecazdan ibarettir!” demiş. Doğu-Batı Dîvanı’nı yazan, Mevlânâ hayranı olan Goethe. Mistik bir yanı bulunan ve belki de gizli bir Müslüman olan, aşk ile aşkınlık ilmiyle tanışan Goethe.. Lirik Alman şiirinin öncüsü Rilke de, “Kendi küçük kulübesini kurmak için, Allah’ın evinden taşlar çalan zavallı insan!” diye tanımlamış çağın aşkınlıktan bîhaber, trajik insanını. Alman düşünürü Meister Eckhar ise,  İbn Arabî’nin, vahdet-i vücut fikrine yakın fikirleri olan, mistik bir felsefecidir. Müşahhastan ziyâde, mücerrede inanır…Tanrıyla bütünleşip, ebedîleşmeyi murat eder.  

15 Ekim 2009 Münchener Strase

Wily-Brandt Plaze/ Wily Brandt Durağında tramvaya biniyor ve tarihî Haupbahnof’un karşısında iniyorum. Münchener Strase’yi soruyorum. Münihliler Caddesi demek, halbuki pratikte tıpkı İstanbul Sultanhamam’da bir cadde. Nerede ise baştan başa isim ve tabelâların büyük bir çoğunluğu Türkçe ve Türklere ait. Türkçe isimlerden bazıları şöyle: Cafe Erciyes, Cafe İrfan, Türk Müziği Marketi, Gâzi Alim Market, Bayram Kebep Haus, Süha Döner Sarayı vd. Frankfurt Merkez Camii Vakfı Mütevelli Heyet Başkanı İrfan Dinç beyle tanışıyoruz. Trabzon’un Yomra ilçesinden. Kara yağız bir delikanlı olarak gitmiş Almanya’ya, şimdi ise orta yaşın üzerinde. “Biz Osmanlının yapamadığını yaptık burada,” diyor. “Yüzlerce Kur’ân kursu açtık. Kapalı mekânlarda da olsa, bu topraklarda ezanı yankılandırıyoruz.”

Akşamüzeri, ekip olarak Frankfurt Baş Konsolosluğunu ziyarete gittik. Genç bir insan konsolos İlhan Saygılı. İlginç bir şey söylüyor: “Burası Türk toprağı sayılır. Kendinizi rahat hissedin. Çünkü burası Türkiye toprağı hükmünde. İki ülke savaş maksadıyla resmen birbirine saldırırsa, ancak o zaman konsolosluk binasının dokunulmazlığı ortadan kalkar. Bunun dışında, buraya kimse dokunamaz!..”

16 Ekim 2009 Frankfurt’a vedâ…

Bugün bu şehirden ayrılacağız. İlk günkü ısınamamışlığın yerini son günlerde bir yakınlık  hissi aldı. Bir müddet daha kalmak ve şehri etraflıca tanımak isterdim. Daha Goethe’nin Evini göremedim. Haupbahnof’u gezemedim. Bu akşam saat 18’de Frankfurt’a, Marıtım Hotele, Frankfurter Buch Messe’ye, Münchener Straseye veda edeceğiz. Frankfurt, Batıya açılan ilk pencere oldu benim için. Çok merak ettiğim, Batı zaviyesinden kendi ülkeme bakmak merakını kısmen de olsa giderdim çok şükür. Artık Batıyı daha yakından tanıyorum ve en önemlisi de, kendi ülkemi, kendi kültür iklimimi, kendi âli medeniyetimi her zamankinden daha fazla seviyorum.

Özetle, 3-4 günlük kısa Almanya/Frankfurt seyahati, beynimde yeni ufuklar, yeni pencereler açtı…

Frankfurt’a, ebedî esenlik dileklerimle, arınış duâlarımla vedâ ediyorum…

Aufwiedersehen, Frankfurt!

Aufwiedersehen, Deutschlant!


Etiketler Frankfurt - Notları -
FaceBook ta paylaş
20091221102027 -
Gezi Kültür
0 Yorum
Haberi Yazdır
DİĞER HABERLER
BEYAZ MÜSLÜMAN OLMAK; KENYA'DA...
Önce refik sonra tarik
Kable’r-refik ayne’t-tarik
Derebağın suyu başka!
Doğu Ekspresi bizim ordan geçer!
Medinem beni kabul eder mi?
Yahyalı'da bir şelale
Kırılmış bir vatanın gözyaşları
Galata kulesine çıktınız mı hiç ?
Daha gezecek çok yer var!
Şehirler onarır bizi!
Abdulhamit'in sırları burada!
Habib-i Neccar'da neler gördüm
İşi gücü gezmek!
Bugün ben bir güzel gördüm!
İnsan niçin seyahat eder?
Her Fotoğrafçı bir gezgindir!
Yeryüzünde gezmemiz öğütlenmiştir!
Frankfurt Notları
Şam güzellikler şehri!
İran'ı mutlaka gezmeli
 
Untitled Document
ÖZEL RÖPORTAJLAR
 
 
ÖZEL HABERLER
 
Mahmut Bıyıklı ile Kültür Dünyası Akit TV’de Başlıyor
TYB İstanbul Takamul Altanmiah Heyetini Ağırladı
Kemal Tekden TYB İstanbul’daydı
 
HABERKÜLTÜR TV
 
İbn Arabi
Türkiye Yazarlar Birliği'nde Ömer Lütfi METE
Balkan Savaşlarının 100. Yılında Büyük Göç 2
Balkan Savaşlarının 100. Yılında Büyük Göç
 
DERGİ
 
Üsküdar’dan Gelen Güzel Bir Dergi
 
KİTAP
 
Mustafa Uçurum: Muhtasar Cinnet Risalesi
 
Untitled Document
Hayat Kültür Haber Kültür Şehir Kültür Özel Haber Özel Röportaj Medya Kitap Söyleşi Kültür Dergi Sinema Kültür Sosyal Medya Müzik Kültür Tarih Kültür Tv Kültür Gezi Kültür Radyo Kültür Sufi Kültür Soru Cevap Gazete Kültür
haberkultur.com - Tüm Hakları Saklıdır © 2012
İzinsiz ve Kaynak Gösterilmeden Yayınlanamaz