Untitled Document
Anasayfa | Yazarlar | Foto Galeri | Video Galeri | Künye | Reklam | Sitene Ekle | İletişim
REKLAM İLETİŞİM KÜNYE
BİZİ TAKİP EDİN
Tarih Kültür Hilafete ne oldu?
 

Hilafete ne oldu?
23 Nisan 1920 Cuma günü, Cuma namazından sonra “Seriati ve hilafet makamını korumayı bir vazife olarak üstlenir." denilmişti. Fakat aradan iki yıl geçmeden ne oldu ki saltanatın kaldırılması tartışmaları başladı…
Ekleme Tarihi : 20120201102333 -

HİLAFETİN İLGASINA DAİR –ŞEYH SAFFET EFENDİ

23 Nisan 1920 Cuma günü, Cuma namazından sonra Hatm-i Serifler Buhari Kirâatleri ve dualarla Ankara’da açilan I. Büyük Millet Meclisi, “Seriati ve hilafet makamını korumayı bir vazife olarak üstlenir." denilmişti. Fakat aradan iki yıl geçmeden “Monarşi’den Cumhuriyete” geçisin ilk önemli belirtisi olarak Meclis’te saltanatın kaldırılması tartışmaları baslar. Söz konusu tartışmalarda, toplumda, özellikle de İstanbul’da güçlü bir tepki görülür. Buna karşın Meclis’te konuya ilişkin  tartışmalarda ayni oranda bir tepki ve reaksiyona rastlanmaz. Ve sonuç olarak  1 Kasım 1922 günü 623 yıllık saltanat son bulur.Son Padişah Vahdettin yurt dışına çıkmak zorunda kalır.Bu arada Millî Mücadele’de önemli mevkilere gelmiş ve büyük hizmetler görmüş Kazım Karabekir, Rauf Orbay gibi bazı isimler de halifeliğin kaldırılacağı şayialarına katılarak rejimin diktatörlüğe yöneldiğini iddia ediyorlardı.

Öte yandan Halife-Sultan Vahdettin’in yurtdışına “Çıkmasıyla” birlikte hilafet makamının boşaldığı kanısına varan hükümet, halife seçimini gündeme getirdi. Şer’iye ve Evkaf Vekili Mehmet Vehbi Efendi ise, kaleme aldığı  fetvada Halife’nin görevinin “İslâm hak ve menfaatlerini korumak ” olduğunu belirtiyor ve Vahdettin’in yurtdışına “kaçmakla” hilafeti yitirdiğini, dolayısıyla yeni bir halife seçilmesi gerektiğine dair “fetva” veriyordu. Sonunda söz konusu “fetva”, oturum başkanı Dr. Adnan Bey (Adıvar) tarafından oya sunulduğunda, Bitlis Mebusu Yusuf Ziya Bey, Fetvanın dinsel gücü bulunduğunu ve ulusal iradeye üstünlüğünü öne sürerek, fetvanın oya konulmasına karşı çıkmıştı. Mustafa Kemal Paşa’nın, bu karsı çıkışa verdiği karşılık şöyleydi:“Affedersiniz beyefendi, bu memleketi yıkmak için de fetvalar verilmiştir. Fetva behemahal Meclisin reyine vazedilmelidir.”Fetva, oya konulmuş ve kabul edilmişti.İslâm tarihinde belki de ilk kez bir “fetva”, bir Meclis’in oyuna sunuldu ve geçerliliği bu yolla kabul edildi.Diger taraftan Halife-Sultan Vahdettin’i bu görevden azleden fetva oya konulup kabul edilmesinden sonra, İzmit mebusu Sırrı Bey’in, Meclis’te, “Yaşasın İslâmiyet” diye bağırışı garip bir çelişki oluşturmuştu.

Meclis, Abdülmecit Efendiyi “Halife olarak seçti ve Halifenin nasıl davranması  gerektiği Mustafa Kemal tarafından, Rauf Bey aracılığıyla bir talimatname ile bildirildi. Mecliste oy çokluğu ile seçilen Abdülmecit Efendi’nin bu göreve gelmesi dünya Müslümanlarınca sevinçle karşılandı.Ancak etkisizleştirilen ve sembolik değerden öte bir anlam taşımayan bu mevki bile cumhuriyet normları ile uyuşmadığı söylemleri ,özellikle II.TBMM’de ciddi taraftar bulmaktaydı.Özellikle bazı çevrelerin’’Hilafet Hükümettir’’savı bazılarını ciddi anlamda telaşlandırmıştı .Bu ortamda I.-II.-III. Meclis-i Mebusan’da Urfa Mebusu olarak görev yapan Şeyh Saffet Efendi II.TBMM’de Urfa milletvekili olarak meclisteydi.Halveti-Mevlevi Şeyhi olan Saffet efendi 53 millet vekili ile birlikte Hilafetin ilgası için teklif vermişlerdir.Bu teklifte: “Hilâfetin İlgasına ve Hanedan-ı Osmanî’nin Türkiye Memaliki Haricine Çıkarılmasına Dair Urfa Mebusu Şeyh Saffet Efendi İle Elli Üç Refikinin Teklifi Kanunîsi. 2 Mart 1340 (1924)

Türkiye Cumhuriyeti dâhilinde makam-i Hilâfetin vücûdu Türkiye’yi dâhilî Haricî siyasetinde iki başlı olmaktan kurtaramadı istikcâlinde ve hayat-i milliyesinde muşakeret kabul etmeyen Türkiye’nin zahiren ve zımnen bile olsa ikiliğe tahammülü yoktur. Asırlardan beri Türk milletinin sebeb-i felâketi ve ilanihâye fiilen ve ahden bir Türk imparatorluğunun vasıta-i inkırazı olan Hanedan’ın Hilâfet kisvesi altında Türkiye’nin mevcudiyetine daha müessir bir tehlike olacağı tecarib-i mutehammilâne ile kat’iyen sabit olmuştur. Bu Hanedan’ın milliyetiyle münasebettar olan her vaziyet ve kuvvet-i mevcudiyeti milliyemiz için mahza tehlikelidir. Esasen hilâfet, imaret evail-i İslâm’da Hükümet mânâ ve vazifesinde ihdas edilmiş olduğundan dünyevî ve Uhrevî bilcümle ve zaif-i mütevecciheyi ifâ ile mükellef olan zamanı hazır hükümet-i İslâmiye’nin yanında ayrıca bir Hilâfet’in sebeb-i mevcudiyeti yoktur. Hakikat bundan ibarettir. Türk milleti selâmeti muhafaza etmek için hakikate ittibadan başka bir hattı hareket ihtiyar edemez. Teraküm ede gelen teşevvüşatın vazıh ve kat’i bir surette halli için mevat-i atiyenin bu gün der’akap ve müstacelen müzakeresi ile kanuniyet kesbetmesini teklif ederiz.”[5] Şeyh Saffet (Urfa) denilmiş ve bu teklif mecliste kabul edilmiştir.    Kabul edilen yasaya göre:

“Hilâfetin İlgası ve Hanedan-ı Osmanî’nin Türkiye Cumhuriyeti ve Malikî Haricine Çıkarılmasına Dair Kanun.”

Kanun No: 431

Kabul Tarihi:3.3.1924

(Resmi Gazete: 6.3.1924-63)

Madde 1.- Hâlife halledilmiştir. Hilâfet, Hükümet ve Cumhuriyet mânâ ve mefhumunda esasen mündemiç olduğundan Hilâfet makamı mülğadır.

Madde 2.- Mahlû Hâlife ve Osmanlı Saltanatı münderisesi hanedanının erkek, kadın bil cümle âzası ve damatlar Türkiye Cumhuriyeti memaliki dâhilinde ikamet etmek hakkında ebediyen memnudurlar. Bu hanedana mensub kadınlardan mütevellit kimselerde bu madde hükmüne tabidirler.

Şeyh Saffet Hilafetin ilgasından sonra  kendisini şu sözlerle savunmuştu:

‘’İdarei Cumhuriyet vazaifi asliyesinden biri ve en birincisi ahkâm celilei islâmiyenin muhafazasıdır. Hulefai Raşidin Efendilerimizden sonra bulevri Cumhuriyete kadar islâmiyet nâmına leveran eden hilâfet meselesi hiçbir zaman ne tetkik edilmiş, ne de mâkul ve mantıki bir hükmü sahiha iktiran etmiştir. Cumhuriyetin Türkiye halkında ispat eyledüği rüşt ve kiyaset ve bize temin eylediği hürriyet ve adalet sayesinde hilâfet meselesinin mahiyetini artık bütün âlemi islâma karşı tahlil ve ilân edecek vaziyette bulunuyoruz. Dinî mümâni islâmm her ,reçhile ulviyyet ve nezahetini muahafaza etmek için hilâfetin mahiyetini tahlil ve ilân etmekte bir gün bile taahhur etmek caiz değillir.

Öteden beri her hangi bir sülâlenin, bir pahsın makamı hükümdariye irsen musallat olabilmesiyle halife unvanını ihraz etmesi Dîni İslâmm muktaziyatmdan imiş gibi bundan evvel efkârı âmmede bir terakki vardı. Fakat hilâfetin ne demek olduğunu hakkiyle bilen hurafayı ümmet Dîni İslâmm hakayıkı âliyesiyle halkın seviyesini mütaakıp bulamadıklarından zevahirin muhafazasiyle idarei maslahat siyasetini takibetmişlerdi. 'Bugün mülkün her tarafında canu gönülden hüsnü telâkkiye iktiran eden Cumhuriyet, halk seviyesinin en âli derecelerde olduğunu ispat eylemiştir. İşte bu sayededir ki bugün bu meselenin halli ile iştigal ediyoruz.

Efendiler Hazreti Davut Aleyhisselâm gibi Mürselini Kiram Hazeratmdan idarei umuru âmmeye memur olanlar Haktaalâ Hazretlerinin emreylediği adli ihsan ile her veçhile âmil olduklarından, Kuranı Kerim bu zevatı kirama halife unvanı mübeccilini ıtlak buyurmuştur. Adalet sıfatı ilâhiyedendir. Bu sıfatı celileye mazhariyet yer yüzünde Cenabı Hakka hilâfet manasınadır. Haktaalâ Hazretleri Davut Aleyhisselâma hitaben (İnnâ cealnake filardı halifetün) buyuruyor. Bunu mütaakıp (Fahkemu Beynannase bilhakkı) diyor. Şu halde hilâfetin mânayı hakikisi yer yüzünde hak ve adil üzere beynennas icrayı Hükümet olduğu anlaşılıyor. Rusuli Kiram Hazeratı her türlü sagayir ve kebayirden masum ve her bir hareketlerinde âdil olduklarından yer yüzünde Allah'ın birer halifeleri idiler. Hatenıünnebiyyin Peygamberimiz Efendimiz Hazretleri dahi Cenabı Hakkın en muazzam bir halifesidir. Peygamberimiz Efendimiz Hazretlerinden sonra ciharı  yari: güzin hazeratma da bu unvanı celil verilmiş idi. Çünkü birer birer efdalinnaz bu dört zatımübeccel, eseri celili nebeviye tamamiyle iktifa ve idareyi âmmede asrı saadette olduğu gibi âdil ve ihsanı bihakkin muhafaza buyurmuşlardı. Bir mücizei nebeviye olarak «hilâfet yani âdil ve hak ile kaim bir Hükümet benden otuz seneye kadardır» buyurulmuştu. İmam Ali Efendimizin müddeti hilâfetleriyle otuz sene tamam olunca zulüm ve adaveti ile Emeviye Hükümeti zuhur etmiş ve hak ve adlin esasatı sarsılmaya başlamıştır. Bu hadisi şerif ile sabit oluyor ki dini islâm nazarından hilâfet hak ve âdil üzere icrayı Hükümettir. Böyle bir Hükümet Peygamberimiz Efendimizden sonra ancak «30.» sene devam edebilmiştir. Halbuki hanedenı risaleti Kerbelâ çöllerinde haki helake serni yezid ve Kuranı Kerimi mazallah yerlere  çarpan İkinci Velid gibi hazleye halife deniliyordu. O zamanlar halkın seviyesi bu fecaatlere tahammül edebilirdi. (Böyle bir lâfızı bimânanın Dini İslama büyük iftira olduğu düşünülemiiyordu. Bunlar sarahaten gösteriyor ki her hangi bir Hükümeti İslâmiye âdil ve hak üzere umuru âmmeyi idare ederse o Hükümet yer yüzünde Allahm halifesidir. Adil ve haktan inhiraf eden hükümetler o mübeccel sıfattan pek uzaktır. Müruru asar ile hadisatı künyede beşeriyetin bittecrübe bulduğu bir hakikat vardır ki Rusuli Kiram Hazeratmdan sonra adil ve hak üzere kaim bir Hükümetin ancak idarei cumhuriyede bulunabilmesidir. Zaten hulefayı Reşidin devirlerimde cumhur ashabın efkârı umumiyesi hâkim idi. Binaenaleyh mademki bugün hak ve adil üzere icrayı Hükümet ancak cumhuriyetle kaimdir ve idarei hazıranıız da hamdolsun bir idarei eumhuriyedir. Hilâfetin mahiyeti aklen ve mantıkan Büyük  Millet Meclisinin şahsı mânevisinde tamamiyle tecelli etmiş oluyor. Şu halde Dini İslâmın kasdeylemiş olduğu hilâfetin hakikati bu Meclisi Muazzamın şahsı mânevisinde tecelli etmekte iken hilâfet sıfatı mübeccelesini Büyük Millet Meclisi haricinde hakaiki islâmiye hilâfına bir lâfzı bimânadır ki sinne düşürmek Cumhuriyetle asla tevafuk etmiyecek bir haleti garibedir. Artık böyle bir garebete karşı her ne yapılmak lazımsa hilâfetin mânayı asliyesini haiz bulunan Heyeti Celilenize aittir. Lâyihai kanunüyedeki birinci madde tamamiyle mâruzâtı âçizanemin bir neticesidir. Binaenaleyh  kabulünü istirham ederim.’’

 

U.Salih Özdemir

HaberKültür.Net

 


Etiketler - Hilafete - ne - oldu? -
FaceBook ta paylaş
20120201102333 -
Tarih Kültür
0 Yorum
Haberi Yazdır
DİĞER HABERLER
Vefatının Sene-i Devriyesinde Sultan II. Abdülhamid'i Anlamak
MÜCAHİTLERİN GÖZBEBEĞİYDİ!
ÇANAKKALE’Yİ HAKEDİYOR MUYUZ?
BALKAN FACİASININ 100. YILI
PROF. DR. İSMAİL KARA: AKİF GÖNÜLLÜ SÜRGÜNDÜR
ŞEHİTLER ÖLMEZ!
PEKİN’DE HAMİDİYYE ÜNİVERSİTESİ
Osmanlı’da yılbaşı bir başka kutlanırdı!
Cülus Yolunda Bir Valide Sultan!
Patrikler de idam edilir
Tarih konuşuyor
Osmanlı'da demografik nüfus yapısı
Osmanlı'da ilk deprem
Şehit Enver Paşa hain miydi?
Hilafete ne oldu?
Koruma Kanunu kimi koruyordu?
Tarihin dili olsa…
Yeşil Ordu'nun derdi neydi?
Türkiye azınlıkların cenneti
Evveline selam olsun sultanım
Osmanlı’da millet sistemi vardı
Abdülmecid Efendi'yi unutmayacağız
Tarihimizi küstürdük
Katip Sinan Camii garip cami
 
Untitled Document
ÖZEL RÖPORTAJLAR
 
 
ÖZEL HABERLER
 
Mahmut Bıyıklı ile Kültür Dünyası Akit TV’de Başlıyor
TYB İstanbul Takamul Altanmiah Heyetini Ağırladı
Kemal Tekden TYB İstanbul’daydı
 
HABERKÜLTÜR TV
 
İbn Arabi
Türkiye Yazarlar Birliği'nde Ömer Lütfi METE
Balkan Savaşlarının 100. Yılında Büyük Göç 2
Balkan Savaşlarının 100. Yılında Büyük Göç
 
DERGİ
 
AY VAKTİ'NDE ŞEHRİN FEVERANI VAR!
 
KİTAP
 
OSMAN AYTEKİN’İN YENİ ÖYKÜ KİTABI ‘BULUŞMA’ ÇIKTI!
 
Untitled Document
Hayat Kültür Haber Kültür Şehir Kültür Özel Haber Özel Röportaj Medya Kitap Söyleşi Kültür Dergi Sinema Kültür Sosyal Medya Müzik Kültür Tarih Kültür Tv Kültür Gezi Kültür Radyo Kültür Sufi Kültür Soru Cevap Gazete Kültür
haberkultur.com - Tüm Hakları Saklıdır © 2012
İzinsiz ve Kaynak Gösterilmeden Yayınlanamaz