Untitled Document
Anasayfa | Yazarlar | Foto Galeri | Video Galeri | Künye | Reklam | Sitene Ekle | İletişim
REKLAM İLETİŞİM KÜNYE
BİZİ TAKİP EDİN
Özel Röportaj Varlığa şiirimle katılmaktır derdim
 

Varlığa şiirimle katılmaktır derdim
Senai Demirci'nin kelimelerle ve gönlüyle olan yolculuğuna şahit olduk..
Ekleme Tarihi : 20101228005945 -

             Senai Demirci deyince aklımıza; merhametli bir doktor, kalemi kuvvetli bir yazar, iyi bir radyocu, sesi güzel bir sunucu, fedakar bir baba, duyarlı bir eş, hayırlı bir evlat, samimi mü’min geliyor. Pekiyi  Senai Bey’e sorsak kimdir Senai Demirci ?

Aman sorma, çünkü tanımam Senai Demirci’yi. Senai Demirci, Senai Demirci kimdir, bilmez. Aklınıza gelen Senai Demirci olmak için çabalayan biridir sadece. Kardeşlerimin hakkımdaki şahitliğini kendim için bir dua olarak biliyorum. Sessiz ve sürekli, sözsüz ve içten bir duadır bu. Saydığınız sıfatların bende olmadığı ortaya çıktığında, ben mahcup olacağım siz de mahzun olacaksınız. Beni “iyi” sanan kullarını mahzun etmemek için, Rabb-i Rahîm’den ümidim o ki beni mahcup etmeyecek bir hâle getirsin. Her işini hikmetli yapan, her kuluna merhamet eden Rabbimizin, beni mahcup edecek sizi de mahzun edecek bir seçeneği dilemeyeceğini ümit ediyorum. Rahmetinden ümit kesmiyorum: “Rabbim beni sizin bildiğiniz gibi eylesin. Sizi de beni bildiğinizce eylesin.”

             Üslubunuz yediden yetmişe herkesi etkiliyor. Sizi hiçbir cemaat, etnik köken ayırmaksızın seviyor ve takip ediyor. Senai Demirci’nin başarısındaki sır nedir? Sizce neden Senai Demirci bu kadar seviliyor?

Benim yazarlığım Risale çizgisinde yürüdü. Bediüzzaman Said Nursî’nin vahyi okurken ve seslendirirken yürüdüğü üslubu bulmaya çabaladım. İslam’ı insan olmaktan başlayarak anlamakla başlıyor bu üslup. Hazır kalıpları ve şablonlar üzerinden değil, her defasında yeni yağan bir yağmur gibi, sıfır noktasından hareketle inşa edilen yazılar yazmaya çalışıyorum. Somutlaştırırsak: Risale-i Nur’da “bizim dinimize göre” diye başlayan ve süren bir cümle yoktur. Bir defa din “bizim”leştirilemez, herkese ait bir rahmettir. İkincisi, “dinimize göre” tabiri, örtük olarak başka türlü “…göre”leri de varsayar. Oysa “tevhid” Allah’ı bir bilmekten fazlasıdır, hükmü ve hakikati de “bir”leştirmektir. Diyoruz ki “bir” olanın “şeriki/ortağı” yoktur; amenna. Öyleyse varlığın tüm kodları, insan olmanın dokusu bütünüyle  Allah’a aittir, başkalarına “göre”ler olamaz. Bu durumda, eğer hak ise, her türlü “..göre” zaten “Allah’a göre”dir. Din hayatın içinde “bizim” diyebileceğimiz özel bir “kompartman” değil, hayatı ihya eden, Said Nursi’nin “hayatın hayatı” diye bildiği kuşatıcı bir gerçekliktir. Tıpkı gökyüzü gibi nereye gidersen git hep oradadır. Yeryüzü gibi nereye varırsan var hep oraya varırsın.  

Cemaatimi, gördüğün gibi saklamıyorum. İnsan yetiştiren tek kurum cemaatlerdir. En beğenmediğin cemaat bile adam yetiştirir. Cemaatli olunmalıdır; başka türlü yetişmek mümkün görünmüyor. Ancak cemaatçi olunmamalıdır. Bu konuda hiçbirimizin mazereti yok; çünkü cemaatli olmak fiziki bir eylemdir; cemaatçi olmak kalbi bir eylemdir. Sizi kimse cemaatçi olmaya zorlayamaz. Kalbini zorlayamaz çünkü. Ben olabildiğince “sivil” kalmaya çalışıyorum; cemaatimin emeğiyle kazandıklarımın ümmetin bütününün hakkı olduğunu düşünüyorum. Söylediklerimin karşılığında taraftarlık gibi bir ücret beklemiyorum. Risale-i Nur’u tavsiye ettiğimde –ki bana göre vahiyle bizi en doğrudan buluşturan diri bir metindir-bile kalbime bakıyorum. Tavsiyemin onu “bir şeyci” olmaya değil, birilerinin taraftarı olmaya değil, mümin olmaya yönlendirdiğinden eminim.

Yazarken, kendimi bulaşık yıkayıcısı gibi görüyorum. Bulaşık yıkamak daha yalnız ve duru bir eylemdir. Yemek masasını herkesle paylaşırsın ama bulaşıkta yalnızsındır. Bir sonraki yemek masasına hazırlıktır bulaşık yıkamak. Yemeklerin en önemli detayıdır aslında. Görülmez, bilinmez, takdir edilmez. Yemek herkesin gündemidir ama bulaşık öyle değil. Bu yüzden, bilinen gündemi değil yüzyıllar sonra da gündem olacak gündemi izliyorum. Bilinen gündeme dair yazsam da o bilinmeyen gündeme yoruyorum.

Yıllar önce muhterem Ahmet Taşgetiren’den duyduğum bir ifade vardı: “mürekkebi kalbine bandırarak yazmak”  Ahmet ağabeyin bunu söylemekle kalmadığını yaşadığını da biliyorum. Kalbime değmeyen cümleler kurmamaya çalışıyorum.

             Yazmak için insanın bir derdinin olmasının  gerektiğini söylüyor büyüklerimiz. Senai Demirci’yi yazmaya iten dert neydi?

Varlığa şiirimle katılmaktır derdim. Dikkat: “Varlığa şiir katmak” demedim. Varlık zaten şiir. Bunu da tıp tahsilimde öğrendim. Söylenmemiş her güzel ifadeyi insanlığın kayıp hazinesi olarak bildim. Onların elinden tutmaya, ayağa kaldırmaya çalıştım.

Gariptir tıbbı öğrenmek beni yazar olmaya teşvik etti. Belki de otuz yıl olmuştur. Kadıköy’deyim. Tıp fakültesi öğrencisiyim. Biraz burs param var elimde. Ya doktor dinleme aleti (stetoskop) alacağım-en iyi marka Littman ya da daktilo-en iyi markalardan biri Brother-alacağım. Seksenli yılların Kadıköy’ünde bir kırtasiye vitrininde gördüm o daktiloyu…  Stetoskoptan vazgeçtim, Brother daktiloyu kaptım, evime döndüm. Sanıyorum o gün yazarlığı tercih ettim. Ama yine de doktor oldum. Baktım ki, kelimelere daha da düşkünüm, doktorluk tahsilini kesmeden yazmayı sürdürdüm. Hatta bir iki defa stajdan çaktım; hasta vizitlerinde hocanın anlattığına değil kullandığı kelime dağarcığına dikkat kesilirdim. Sonuçta “yazan Senai Demirci”nin “Dr. Senai Demirci”den daha çok derde deva olacağına inandım.

            İlk yazınızın dergide yayınlanışında ve ilk kitabınızın kitapçı raflarında sergilendiğinde neler hissettiniz? 

Çok ciddi bir onaylanmışlık hissi. “Aferin!”sesini duyuyorsun her hecede. Dergide yayınlanıyorsa, “olmuş” diyor birileri senin yazdığına çünkü. Kitapları görmek ise bambaşka… Ben dünyadan gitsem de ardım sıra konuşabileceğime inanıyorum. Kitabın kapağını, her halde, bir sarrafın değerli elmaslara dokunuşundaki keşif zevkiyle tutarım. Kâğıt kokusu ise bir sıla-yı rahim duygusu yaşatıyor.

 

             Size yazmanız  hususunda, teşvik eden birileri  var mıydı? Varsa kimlerdi?

Olmaz mı? Bence hiç kimsenin yazı hayatı teşviksiz başlamaz. Benimle yaşıt oldukları halde Metin Karabaşoğlu yazı konusunda pirim kabul ederim. Murat Çiftkaya ile kader birliği ettik. Daha sonra Dr. Ali Mermer girdi devreye (şu anda Amerika’da). Yusuf Özkan Özburun da şairliğiyle bana yeni bir kanal açtı.

              Kelimelerle yolculuğa başladığınızda ve noktayla sonlandırışınıza  denk nasıl bir ruh haline bürünürsünüz?

Her defasında yazıya ürkerek başlarım. Ya olmazsa korkusu yaşarım. Sayfadan ve kalemden red cevabı almaktan korkarım. Ama bir başlayınca her zamanki yolu yürürmüş gibi hissederim. Kelimelerin içinde sürprizler vardır; onların suskunluğundan bir biçim ortaya çıkar. bir heykeltıraşın taşı yontmasında olduğu gibi bildik ama beklenmedik gelişmeler olur. Yazı çoğu kez planladığım gibi akmaz. Yazarken uğradığım bir detayda yeni bir yazı çıkar. Bazen konu çatallanır; bir türlü kalem oynatmaya cesaret edemediğim bir alanda akmaya başlar. O damarı da izlerim; gönlünü ederim. Gerekirse, o kısmı bir başka yazı olarak saklarım. Yazarken kelimeler şiirsel bağlarını kendileri kurarlar; ben sadece izlerim, akışına bırakırım. Bitirince ise o muhteşem doyum hali.. Bir hakikati daha kelimelere dökmüş olma mutluluğu. Elinde bir çoklarının arayıp bulamadığı, hatta aramasını bile bilmediği bir sır... Değerli bir hazine gibi. Bir an önce muhtaçlara gönderme telaşı.

             Sürekli seyir halindesiniz. Kimi zaman imza günlerinde, kimi zamanda seminer nedeniyle sıklıkla yolculuk ediyorsunuz. Pekiyi Senai Demirci’nin içine doğru yolculuğu nasıl gidiyor?

Doğrudur; sürekli seyirdeyim. Ki şu anda bu cevapları da seyir halindeki bir arabada veriyorum. Yazma hızım şu anda 140 km/saat! Seyahat ve yazmak en çok sevdiğim iki şey. İçime yolculuğumu Kur’ân okuma saatlerinde, uçuşlarda yapmaya çalışırım. Sık sık bugünümün son gün olduğunu düşünerek yaşamaya çabalarım-ki bu da doğrudur bugün son bugünümdür. İçimde hüzünler, acılar, pişmanlıklar, günahlar var; herkes gibi. Ümitsizliğe düştüğüm an’lar da oluyor, sanki cennetin ortasındaymışım gibi ölsem ne gam dediğim zamanlar da oluyor. Gece namazına kalkabildiğim zamanlarda derin bir yalınlık ve yalnızlık yaşıyorum ki, kendi içimin kıpırtılarını hiç bitmez bir hazine gibi buluyorum. Kendimi gerçekleştirmemiş olarak dünyadan ayrılmaktan endişe duyuyorum ki öyle olacak… 

             Yürütmüş olduğunuz bir çok proje var. Şimdilerde de vahyin sesine okuyucularınızla beraber kulak veriyorsunuz. Bu projeden okuyucularımıza  bahseder misiniz?

Kur’ân’la baş başa geçirdiğim vakitlerde elime avucuma gelenleri tefsir veya meal iddiası olmaksızın paylaşmak istedim. Vahyin Bin Bir Sesi böylece ilk ürününü verdi. Kur’ân dilinin bir “ana şefkatiyle” konuşması beni çok etkiledi. Rabb-i Rahimimiz bizi hiçbir şekilde gözden çıkarmıyor; bunu çok iyi anladım. İnsanların mealin vahyin anlamına kaçınılmaz uzaklığı ile tefsirlerin göz korkutan detayları arasında bocalaması rahatsız etti beni. Vahyi bir nehir gibi düşünüyorum; o nehir hep akıyor, her yere uğruyor; her mevsimde farklı sesler çıkarıyor. Kıyısında duran herkese ayrı sırlar veriyor. Nehrin akıntıları derinliğine göre değişiyor; aşağı yukarı sağa sola gidip geliyor. Sadece yüzeydeki akıntıdan ibaret değil. Ve bu nehir yaşıyor ve içinde yaşayanlar var, uğradığı yerde de hayatı başlatıyor. Mealin kuruluğu ile tefsirin teknik tafsilatı arasında bir yerde mealin de hakkını veren ama tefsir iddiası da taşımayan bir tabir buldum: ayetin “anlam yatağı” Vahyin Binbir Sesi, vahyi incitmeden ve kuşatmaya kalkmadan, vahiyden vahye doğru bir salınışı temsil ediyor. Kısmetse, bir ömür bu seriyi sürdüreceğim inşaallah. Benim için bir yazının kalite kriteri, ben yazarken heyecanlanıp heyecanlanmadığımdır. Beni heyecanlandırmayan, bana sürpriz yapmayan bir yazının okuyucuyu da heyecanlandırmayacağı kanaatindeyim. Her kitapta heyecanlandım ama Vahyin Binbir Sesi’nde bir başka heyecanlandım.

             Genç yazar adaylarına yazarlık hususunda tavsiyeleriniz nelerdir?

Klasik olacak ama çok yazsınlar ve daha da çok okusunlar. Yazı ancak yazarak yazılır. Okumak da, bizden önceki deneyimleri toptan yaşamaya denk gelir. Daha önceki yazarların yazdıkları bizim için eşsiz bir hazinedir. Kısa cümleler kursunlar. Duru bir dili tercih etsinler. Ara sıra lügat de okusunlar. Okuyucuları ile aralarındaki ilişki merhamet eksenli olsun. Meydan okumasınlar okuyucuya, kalbinin elinden tutsunlar, ayağa kaldırsınlar. Bir de şu: yazı, yazı yazmak için yazılmaz. Edebiyat, edebiyat için değildir. Edebiyat hak içindir. Yazı gerçeğin hatırına vardır. Hakikatsiz edebiyat denizsiz köpük gibidir. Köpük denizle güzeldir ancak. Deniz de köpükle güzeldir. Ne denizi köpüksüz bırakın, ne köpüğü denizsiz tutmaya çalışın. Hakikatsiz bir yazı kulluk sorumluluğuna aykırıdır. O yazıya harcadığın vaktin ve o yazıyla harcattığın vakitlerin hesabını veremezsin. Hepsinden önemlisi; hep yeni şeyler söylesinler. Şablonla düşünmesinler. Vahye muhatap olan “hep yeni şeyler söyler cancağızım.”

             Hangi tür kitapları okumayı tercih ediyorsunuz? Kitap seçiminde dikkat ettiğiniz hususlar nelerdir?

Siyasal kitaplarla başım hoş değil. O alanda zaten çokça yazan var. Şiir kitaplarını kaçırmam. İçine doğru yazan, iç’ten yazan yazarları okumayı tercih ediyorum.

             Sizi en çok etkileyen yazar kimdir? Hangi eseridir?

Allah ve en son(unda) çıkan kitabı Kur’ân

              Unutamadığınız bir seminer ya da imza günü anınız var mı? Bizimle paylaşır mısınız?

Hepsi birbirinden güzel ve semereli hamdolsun. En son geçen hafta özel bir dinleyici grubuna,Yusuf Kıssası’nı anlatıyordum. Elimde Kur’ân vardı. Yusuf  Sûresi’nin bir sayfasındayız. Anlatacağım şeyleri az buçuk biliyorum, ne kadar anlatacağımı da planlamıştım. Ama o sayfadaki iki ayetin daha önce hiç duymadığım özel fısıltılarını duydum. Bıraktım kendimi. Konuşmaya başladım. Sayfaya bakarak konuşuyorum ama tamamen plansız konuşuyorum. Konuşulanlar benim de önceden duymadığım, hiç dillendirmediğim şeyler. Bir taraftan konuşuyorum diğer taraftan yeni yorumumun önceki ve sonraki ayetlerle onaylanıp onaylanmadığını kontrol ediyorum. Öyle tatlı bir akışa kaptırmışım ki kendimi sayfanın sonuna kadar o yorum her bir ayetle yeniden onaylandı, yeniden seslendirildi. Birkaç defa sesim titredi. Ağlayacağım diye korktum. Konuşma bittiğinde hepimiz gözyaşları içindeydik. Haza min fazl-ı Rabbî

             Bize zaman ayırdığınız için teşekkür ederiz. Son olarak okuyucularımıza paylaşmak istediğiniz bir şeyler var mı?

Bu söyleşiyi okumaya vakit ayıranlara ben teşekkür ediyorum. Günahımıza rağmen bizden ümit kesmeyen Allah’tan rahmetine rağmen ümit kesersek ayıp etmiş oluruz. Zümer 53’deki zarif vurgu çok önemli: Ey kendilerini israf eden kullarım benim; Allah’ın rahmetinden ümit kesmeyiniz…” Burada demek isteniyor ki, “Ben günahınıza ümit kesmiyor ve size hâlâ ‘kullarım benim’ diyorum. Siz rahmetime rağmen Benden ümit keserseniz, yazık edersiniz kendinize…”

          Mehmet Beydemir

              


Etiketler Varlığa - şiirimle - katılmaktır - derdim -
FaceBook ta paylaş
20101228005945 -
Özel Röportaj
0 Yorum
Haberi Yazdır
DİĞER HABERLER
Ahmet Özhan TYB İstanbul'da Muzaffer Ozak'ı Anlattı
Prof. Dr. Cevat Akşit TYB İstanbul'da Konuştu
Yeni Türkiye’nin Mefkûresi TYB İstanbul’da
Mustafa Ruhi Şirin: Modernite, çocukluğu üretir ve dönüştürür
TYB İstanbul Başkanı Bıyıklı: "İslam Dünyası Zor Günlerden Geçiyor"
SOSYOLOJİK DÜŞÜNCE ATLASI UFKUMUZU BULDURACAK
ÖYKÜCÜLER RÜYALARI HAKİKATİ İFADE ETMENİN BİR YOLU OLARAK KULLANIYOR
ŞEDDELİ ZENCİ ÖLÜM VAR HACİ İLE YÜZ YÜZE
İFTAR ÇADIRINA GEREK YOK!
İSLAM’IN PROTESTANLAŞTIRILMASI FİKRİ HAKİM KILINIYOR!
KEMALİST BİR ÜLKÜCÜLÜK TÜRETİLİYOR
BEN YAZMANIN DUA ETMEYE BENZEDİĞİNİ DÜŞÜNÜYORUM
HAZ ÇAĞINDA ANCAK ORGANİK ÇOCUK YETİŞİR!
GÖNÜL KİMİ SEVER İSE SULTAN ODUR
ZİHİNSEL BİR HİCRETE İHTİYACIMIZ VAR
CENNETE GÖTÜREN MÜZİKLERİ SEVİYORUM
YUVALARDA YANAN CANLAR VAR
SULTAN ABDÜLAZİZ İYİ RESSAMDI
EDEBİYAT MEVSİMİNİ MAHMUT BIYIKLI İLE KONUŞTUK
TÜRKİYE'NİN GÜNDEMİNİ KİM BELİRLİYOR?
BATI HİKAYESİZ BİZ FİLİMSİZ
İŞTE BENİM ŞAİR VE YAZARIM : ESRA ERKEÇ
FOTOĞRAFI KONUŞTURMAK SANATTIR
DERDİNİ AŞKLA MAYALAMAK
 
Untitled Document
ÖZEL RÖPORTAJLAR
 
 
ÖZEL HABERLER
 
Mahmut Bıyıklı ile Kültür Dünyası Akit TV’de Başlıyor
TYB İstanbul Takamul Altanmiah Heyetini Ağırladı
Kemal Tekden TYB İstanbul’daydı
 
HABERKÜLTÜR TV
 
İbn Arabi
Türkiye Yazarlar Birliği'nde Ömer Lütfi METE
Balkan Savaşlarının 100. Yılında Büyük Göç 2
Balkan Savaşlarının 100. Yılında Büyük Göç
 
DERGİ
 
Üsküdar’dan Gelen Güzel Bir Dergi
 
KİTAP
 
Mustafa Uçurum: Muhtasar Cinnet Risalesi
 
Untitled Document
Hayat Kültür Haber Kültür Şehir Kültür Özel Haber Özel Röportaj Medya Kitap Söyleşi Kültür Dergi Sinema Kültür Sosyal Medya Müzik Kültür Tarih Kültür Tv Kültür Gezi Kültür Radyo Kültür Sufi Kültür Soru Cevap Gazete Kültür
haberkultur.com - Tüm Hakları Saklıdır © 2012
İzinsiz ve Kaynak Gösterilmeden Yayınlanamaz