Untitled Document
Anasayfa | Yazarlar | Foto Galeri | Video Galeri | Künye | Reklam | Sitene Ekle | İletişim
REKLAM İLETİŞİM KÜNYE
BİZİ TAKİP EDİN
Gezi Kültür Medinem beni kabul eder mi?
 

Medinem beni kabul eder mi?
En güzel rüyalar Mescid-i Nebevi’de görülür…
Ekleme Tarihi : 20101209082945 -
On yıllık bir ayrılığın ardından Ramazan umresi için yollardayız... Mübarek ayın dördüncü günü iftar saati iniyoruz uçaktan. Tam da bıraktığım yerden Medine'den başlıyor kavuşmalar. Havaalanından otobüsle otelimize ulaştığımızda nerdeyse yatsı vakti. Birkaç günlük bir otel misafirliğinin değil, Rasulullah’a (sav) bu kadar yakın bir evde yaşamanın nasıl bir şey olduğunu hayal etmeye çalışıyorum. Ve sımsıcak Medine akşamının sıcak rüzgarlarını hissede hissede, mermer taşlar üzerinde namazdayız… Çoktan dolmuş olduğunu düşündüğüm Mescid-i Nebevi’nin 'nin avlusunda benim gibi saf tutmuş başka hanımlarla birlikte teravih için tekbir alıyorum. Gerçek olamayacak kadar güzel bir rüyanın içindeymişçesine hayret ve haşyetle doluyum.  Sağımda solunda dünyanın muhtelif yerlerinden kardeşlerimle vitir namazında duadayız.  Ellerimiz açılmış, imamın,   kuş gibi çırpınan yüreğimi özgürlüğüne kavuşturacakmışçasına yaptığı duaya “amin”diyoruz hep birlikte.  Rüyanın en güzel yeri burası olmalı.
 
 
Katından gelecek bir teselliye muhtacım
 
Rasulullah'ın (sav) bu kadar yakınında; Medine-i Münevvere’deyim. İşte teravihin  ardından insanlar akın akın mescidden ayrılıyor. Adım adım yaklaşıyorum beni bekleyen kapıdan içeri girmek için. Bu ilk namazın ardından, grubumuzdaki beylerin Rasulullah’ı (sav) selamlamaya gideceklerini biliyorum. Eşim de onların arasında olacak. Hanımlar için bir program yok.  Nihayet benim gibi bekleyenlerle bekliyorum giriş için izin verilmesini. Kırmızı halıların üzerinde, dilinde salavat, elinde Kur’an niceleri… Ve ansızın bir hareketlenme… Ortam geriliyor; heyecanla  koşuşturan hemcinslerimin arasında koşmamaya dikkat ederek hızlı adımlarla ilerliyorum.  Birbirini incitme pahasına, adeta hücuma geçen  hanımları  gördükçe göğsüm daralmaya başlıyor. Sevincim hüzne dönerken Ravza-i Mutahhara’nın yeşil muştular veren  halısının üzerinde tekbir alıyorum. Ne kıyamda durmaya tâkati yetiyor insanın, ne secdede kendini korumaya... Can derdine düşmüş, biryandan da kimseyi incitmemenin telaşına  bürünmüş biri olarak kılıveriyorum iki rek’at namazı. Sahura  bir kaç saat kala ağlamaklı bir halde otele dönerken, Mescid-i Nebevi’ye tekrar bakıyorum. İçimdeki tarifsiz acıdan aldığım güçle "Yarabbi!” diyorum. “Böylesi bir kavuşmayı kaldıramaz yüreğim. Katından gelecek bir teselliye muhtacım.” Sahurun ardından sabah namazını eda etmek için yine Mescid-i Nebevî’deyiz.
 
 
Medinem beni kabul eder mi
 
'Türkçe sohbet’ yazan bir tabela ilişiyor gözüme. Etrafını saran kalabalığın ortasında nur yüzüyle konuşan bir hanım dikkatimi çekiyor. İncitmeden ve incinmeden, sükûnetle Rasulullah'ın (sav) huzuruna çıkmaları için Türk hanımlara rehberlik eden, giriş sırası gelene kadar da onların sorularını  cevaplayan kişiyi can kulağıyla dinliyorum.  Nereden bilebilirim ki beklediğim tesellinin  tam karşımda durduğunu! Evet, sonraki üç gün boyunca Rabbim, ziyaret için kapıların açık olduğu her defasında  beni Rasulü'nün (sav) yanına  göndermiş ;iman, ilim ve ihlasın yüzüne nur olduğu, Riyad Üniversitesi mezunu, Mescid-i Nebevi'nin hizmetkârı ve orada  pek çok talebe yetiştirmiş  güzel bir kulu ile dost eylemiş; Ravza’nın hemen yanı başında ona eşlik etmeyi bana nasip etmişti.  Medine, ilk gecenin ardından sarıp sarmalamıştı beni. İçimden bir ses ömrümün bir bölümünü Medine'de geçirmeye muhtaç olduğumu söylüyordu. Nice büyük zatların, gelip yerleştiği ve son nefeslerini verdiği bu mübarek şehirdeki çekimin içinde bulmuştum kendimi. Rasulullah’ın (sav) ayaklarının bastığı, sesinin yankılandığını  düşündüğüm yerlerde, her birine cevap verdiğine gönülden inanarak salata selamlar getiriyor, getiriyor;  lakin her kavuşmanın ardından mukadder  olan bir hakikatle bir kez daha yüzleşerek Medine'den ayrılıyorum.
 
Mısırlı hanımlarla saf tutuyorum
 
Umre niyetinin ardından Efendimin  en sevdiği diyarlara doğru, “Rahman'ın misafirleri” olarak lütfundan bize sunacağı her türlü ikrama muhtaç çıkıyoruz yola. Ev'in Sahibi öylesine cömert ki, her misafire ihtiyacı olanı verip de uğurluyor.  O nedenle her hac farklı, her umre farklı. Ramazan münasebetiyle gayet kalabalık olan Mescid-i Haram’a her girdiğimde, içimden "Rabbim! Bana mescidinden bir yer aç" diye niyazda bulunuyorum. Şükür ki, her defasında o tarifsiz kalabalığın içinde bana da bir yer açılıyor ve hepsi birbirinden hoş, güzel insanlarla tanışıyorum. Bir defasında İran Azerîleriyle, bir başkasında Iraklı bir hanımla ama ne hikmetse defalarca Mısırlı hanımlarla birlikte saf tutuyorum. Çat pat Arapçamla onlarla konuşuyor, ama çoğunlukla dinliyorum. En çok ta Iraklı hanımın, memleketinde yaşananları anlatırken acıdan büyüyen kara gözleri nakşolunuyor zihnime. Orucun etkisiyle daha bir hassalaşan ruhum, etrafımda gördüğüm her yüze karşı muhabbetle doluyor. Rabbinin davetine icabet eden bunca mümin arasında olduğum için şükrediyorum.
 
Mahşerin provası bu olsa gerek
 
Ve tavaf... Kabe'nin hakkı olan en güzel ibadet. Aç, susuz, oruçtan solmuş yüzlerle, kavuran güneşin altında yürüyen kardeşlerime bakıyorum. Her şavtta, sağımda solumda gözyaşları içinde dua edenlere, iki büklüm güçlükle yürüyen yaşlılara, omuzlarında çocuklarını taşıyan kan ter içindeki babalara, annelerinin elinden tutan çocuklara, birbirlerinin peşi sıra yürüyen eşlere baktıkça, bu muazzam manzara karşısında incelen yüreğimle, gözlerimi Kabe'ye çeviriyor, sonra da başımı göğe kaldırıyorum. "Ey benim gönlümü kardeşlerime karşı şefkat ve merhamet duygularıyla dolduran Rabbim! Kim bilir senin onlara merhametin nasıldır? Şu anda onların arasında bulunan bu kuluna da merhamet et! Bizi burada bir araya toplayan Rabbim, cennetinde de buluştur ve bizi birbirimize şahitler eyle!" Kardeşlerimle birlikte dönüyoruz. Uzaktan bakıldığında akan bir su misali ilerleyen kalabalığın içinde, hayatımda ilk kez mahşeri bu denli canlı hayal edilebiliyorum. Ramazan'ın o mübarek ikliminde, oruçtan bitap bir halde, güneşin sıcaklığını her zerremde hissettiğim bir anda, artık tüm sözlerin tükendiği, sadece ayaklarımı sürükleyerek yürüdüğüm o dakikada, mahşer meydanını düşünüyorum. O sulamazsa, kimsenin sulamayacağı, o doyurmazsa, kimsenin doyurmayacağı, kavuran  sıcağın altında takatsiz, çaresiz sürünürcesine ilerleyen her yaştan, her milletten insan geliyor gözlerimin önüne. Oysa şimdi ne kadar yaksa da gayet "kontrollü" bir sıcaklık altında, birkaç saat sonra bizi bekleyen zemzem ve hurmanın tesellisi ile doluyuz. İdrak etmeye çalışıyorum. Evet, Rasulullah (sav) tarafından Ramazan'da umrenin neden bu denli teşvik edildiğini galiba daha iyi anlıyorum: Oruç ve tavaf birlikteliği, insana mahşeri dünyada yaşatıyor. Mahşerin provası denen şey bu olsa gerek...
 
Her ânı ömre bedel yolculuk
 
Her birimizin bir birine benzemeyen yaşanmışlıkları, mübarek topraklara varıncaya kadar biriktirip istif ettiği duygu ve düşünceleri mevcut. Zannediyorum söylenecek en doğru söz, bu "dünyalar değerindeki" ve "mahşeri yaşatan" tecrübeyi, ne yapıp edip, ayette buyrulduğu gibi "bir yol bulup" yaşamak gerektiği. Şüphesiz Rabbimizin izni,  lütfu ve keremiyle... Ve tüm insanî duygularımız, şaşkınlıklarımız, heyecanlarımız, korkularımız, günahlarımız, ümitlerimiz ve insana mahsus ne varsa yüklenerek, Rabbimizle olan yakınlığımızı artırmak ümidiyle… Ramazan'ın tamamını Mekke ve Medine'de geçirecek olanlarla mübarek beldelerde karşılaştığımda, bir haftadan ibaret olan ziyaretimizin kısalığı karşısında benim adıma üzüldüklerini görünce, onlara, "bana sabah gidip akşam döneceksin dense dahi, yollara düşmeye değer "demiştim. Ravza-i Mutahhara'da veya sadece Mescid-i Nebevî'de iki rekat namaz ve Mescid-i Haram'da da bir tavafla  yetinmek zorunda kalsa bile insan, başka hangi şey bu bahtiyarlığın yerini tutabilir? Hatta kavuşmanın ardından, ayrılığın acısıyla kavrulmak gibi bir bedel ödemek mecburiyetinde olsa dahi...
 
 
Derya Güney
 

Etiketler Medinem - beni - kabul - eder - mi? -
FaceBook ta paylaş
20101209082945 -
Gezi Kültür
0 Yorum
Haberi Yazdır
DİĞER HABERLER
BEYAZ MÜSLÜMAN OLMAK; KENYA'DA...
Önce refik sonra tarik
Kable’r-refik ayne’t-tarik
Derebağın suyu başka!
Doğu Ekspresi bizim ordan geçer!
Medinem beni kabul eder mi?
Yahyalı'da bir şelale
Kırılmış bir vatanın gözyaşları
Galata kulesine çıktınız mı hiç ?
Daha gezecek çok yer var!
Şehirler onarır bizi!
Abdulhamit'in sırları burada!
Habib-i Neccar'da neler gördüm
İşi gücü gezmek!
Bugün ben bir güzel gördüm!
İnsan niçin seyahat eder?
Her Fotoğrafçı bir gezgindir!
Yeryüzünde gezmemiz öğütlenmiştir!
Frankfurt Notları
Şam güzellikler şehri!
İran'ı mutlaka gezmeli
 
Untitled Document
ÖZEL RÖPORTAJLAR
 
 
ÖZEL HABERLER
 
Mahmut Bıyıklı ile Kültür Dünyası Akit TV’de Başlıyor
TYB İstanbul Takamul Altanmiah Heyetini Ağırladı
Kemal Tekden TYB İstanbul’daydı
 
HABERKÜLTÜR TV
 
İbn Arabi
Türkiye Yazarlar Birliği'nde Ömer Lütfi METE
Balkan Savaşlarının 100. Yılında Büyük Göç 2
Balkan Savaşlarının 100. Yılında Büyük Göç
 
DERGİ
 
Üsküdar’dan Gelen Güzel Bir Dergi
 
KİTAP
 
Mustafa Uçurum: Muhtasar Cinnet Risalesi
 
Untitled Document
Hayat Kültür Haber Kültür Şehir Kültür Özel Haber Özel Röportaj Medya Kitap Söyleşi Kültür Dergi Sinema Kültür Sosyal Medya Müzik Kültür Tarih Kültür Tv Kültür Gezi Kültür Radyo Kültür Sufi Kültür Soru Cevap Gazete Kültür
haberkultur.com - Tüm Hakları Saklıdır © 2012
İzinsiz ve Kaynak Gösterilmeden Yayınlanamaz